Muhammed Abdullah Karkavi
BAE GelecekveBakanlar İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Muhammed Karkavi
TT

Geleceğin hükümetleri için beş yeni yönelim

Dünyadaki tüm büyük güçlerin aralarında bulunduğu 30'dan fazla ülkenin katıldığı ve iki zıt eksen içinde savaştıkları 6 yıllık şiddetli çatışmaların ardından, 20’inci yüzyılın insan eseri en büyük felaketi İkinci Dünya Savaşı sona erdi. Arkasında 50 milyondan fazla ölü, 80 milyondan fazla yaralı ve 4 trilyon ABD doları olarak tahmin edilen ekonomik kayıplarıyla benzeri görülmemiş insani, ekonomik ve politik sonuçlar bıraktı. Ancak, tıpkı hayatın bize öğrettiği gibi, fırsatlar ve değişimler, kriz ve zorluklardan doğar. Savaşın ve trajik sonuçlarının bir neticesi olarak, Birleşmiş Milletler kuruldu, dünya İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kabul edilmesi, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası'nın kurulması konusunda anlaştı. Uzay alanındaki gelişmeler, bilgisayar, jet motoru, nükleer enerji, penisilin, fotokopi makineleri ve modern sivil uçak gibi icadı insanlığın çehresini değiştirecek ama savaş nedeniyle çalışmaların durduğu birçok ürünün icadı hızlandı.
Bugün de insanlık, ayrımcı olmayan silahı, coğrafi, ekonomik ve jeopolitik olarak daha geniş boyutlu etkisi açısından daha önce deneyimlemediği bir savaş veriyor. 2020 yılının ilk ve son başlığını oluşturan, dünyanın en güçlü, dirençli ve sağlam sağlık sistemlerini sarsan, hiçbir devletin sahasının dışında kalamadığı, insanlığın etkilerine karşı koymak için tek bir cephede hizalandığı bir savaş. Burada elbette bu yıl ortaya çıkan koronavirüsünden (Kovid-19), bugüne kadar 1,7 milyondan fazla can alan ve şu ana kadar 11 trilyon doları aşan ekonomik kayıplara neden olan küresel salgından bahsediyoruz. Peki, savaş bittikten sonra dünyanın tanık olacağı en büyük değişiklikler nelerdir?
Şahsen, dünyanın birçok kanaatin değişeceği, parametre ve kavramın çökeceği yeni bir aşamayla karşı karşıya olacağına, ekonomik ve toplumsal hareketlilikte yeni kurallara tanık olacağımıza inanıyorum. Hükümetlerin salgın sonrası dünyayla başa çıkabilmeleri için, küresel pandemi savaşı sonrası yeni kuralları ve büyük küresel eğilimleri anlamaları gerekir. Aşağıda  bu yeni dünyada gelecekteki hükümetlerin yönünü ve performansını yönetmesi beklenen 5 yeni yönelime yer vereceğiz.
Birincisi; ters küreselleşme. Küresel sağlık krizi, tüm ülkeleri duvarlarını yükseltmeye, seyahat ve taşımacılık alanındaki aktivizmi kısıtlamaya, lojistik sistemlerini yeniden inşa etmeye ve tedarik zincirlerini düzenlemeye zorladı. Dünya, bazı halkların ve ulusların yardımlara el koymak gibi bencilliklerine tanık olurken, büyük ekonomik güce sahip ülkeler arasındaki jeopolitik rekabet de arttı. Birçok hükümetin küreselleşmeye olan inancı ve kanaati sarsıldı ve ulusal çıkar çok önemli hale geldi. Ulusal endüstriler, özellikle gıda ve ilaç sektörleri, hükümet stratejilerinde bir varoluş meselesine dönüştü. Tüm bu faktörler ve sonuçlar küreselleşmede bir gerilemeye ve çözülmeye yol açabilir. Dünya, ülkeler arasında ekonomi, turizm, gıda, ilaç ve diğer alanlarda daha fazla ikili anlaşmalara tanık olabilir. Hükümetler, önceki on yıllardan daha az küreselleşmiş yeni bir dünyaya hazırlanmalı.
İkincisi; hükümetlere güven. Pandemi, dünya halklarını kendi hükümetleri etrafında toplanmaya itti. Çeşitli sektörler, özellikle de hizmet sektörleri, yaşamın çeşitli yönlerini yönetmekte hükümet sisteminin desteğine daha çok güvenir oldu.  Bu bağlamda, Edelman Güven Barometresine göre 2020 yılında hükümetlere duyulan güven, sadece aylar içinde 11 puan yükselip yüzde 65'e ulaşarak tarihinin en yüksek oranını kaydetti. Kriz, vatansever duyguları yükseltti. Bazı ülkelerde bunlara popülist tondaki yükseliş de eşlik etti.
Bugün, dünya hükümetlerinin önünde bu güveni pekiştirmek ve krizi başarılı bir şekilde yönetirken elde ettikleri kazanımları geliştirmek için altın bir fırsat bulunuyor. Öte yandan, hükümet sistemleri iyi bir performans göstermekte başarısız olan, organizasyonel ve operasyonel yapıları bu seviyedeki küresel bir sağlık felaketi karşısında çöken bazı ülkelerde gördüğümüz gibi, bazı hükümetler, krizin kötü yönetilmesinden dolayı bu güveni tamamen kaybedecekler.
Üçüncüsü; ulusal veriler artık ulusal egemenlik kapsamında. Yakın zamana kadar hükümetler, dijital dünyaya entegrasyonlarını kolaylaştırmanın bir parçası saydıkları kıtalararası kurumlar aracılığıyla veri aktarımına göz yumuyorlardı. Ancak bugün, yüz milyonlarca insanı evden çalışmaya, eğitim görmeye, çeşitli sosyal ve önemli faaliyetlerini yine evden yürütmeye zorlayan küresel sağlık krizinin sonuçlarından ve yansımalarından biri olarak, toplumların ekonomik, sosyal ve eğitimsel faaliyetlerinin çoğu sanal dünyaya taşındı. Bunun sonucunda  verileri korumanın önemi de ekonomi, sınırlar ve bir bütün olarak ülkelerin varlığını korumanın önemi ile eşit hale geldi. Önümüzdeki dönemde takip ve koruma araçları ikiye katlanacak, ülkelerin dijital mahremiyetlerini ve bağımsız verilerini korumak için mekanizmalar ve sistemler oluşturmaları gerekecek.
Dördüncüsü; yeni model devlet yönetimi. Birçok hükümet geçtiğimiz yıllarda dijitalleşme yolunda ilerlemeye çalıştı, ancak her zaman bütçeler, bürokratik sistemler ve değişime dirençli, yeniliği ve gelişmeyi reddeden eski sistemlerle ilgili zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Ne var ki, pandeminin, çalışma yaklaşımlarını değiştirmeleri için hükümet sistemleri üzerinde yarattığı büyük baskı, hükümet çalışma modelini radikal anlamda değiştirmek için bir giriş noktası olacaktır. Hükümetlerden bugün, uzaktan çalışmayı yöneten, uzaktan satın alımlarını kontrol eden ve insan kaynaklarını ve üretkenliklerini uzaktan geliştiren yeni sistemler ve kuralları benimsemeleri isteniyor. Bütün bunları desteklemek için de yasal sistemler kurulmalı. Hedef kitlelere beklentileriyle uyumlu hizmet sunmak ve onlara gelecekteki krizler veya zorluklarla başa çıkmaları için yeterli esneklik sağlamak için yeni modeller geliştirilmeli.
Beşincisi; özel sektörle ortaklık artık bir seçenek değil zorunluluk. Yeni tip koronavirüsünün ortaya çıkardığı küresel krizle hükümetler, kaynakları, tedarik zincirleri, araştırma, lojistik ve tıbbi kapasitesi, kişisel verilere sahip olması, tüm toplumsal gruplara kolayca erişimiyle özel sektörün, kriz anında varoluşsal bir fark yaratabileceğini fark ettiler. Dolayısıyla, kamu ve özel sektör arasında sağlam ve net bir ortaklık olmadan, gerçek bir iç sürdürülebilirlik inşa edilemez, gıda ve ilaç güvenliği sağlanamaz, gelecekteki hiçbir kriz yönetilemez. Bugün dünya hükümetlerinden, kendileriyle özel sektör arasındaki rol ve sorumluluk entegrasyonunu gerçekleştirecek yasal, düzenleyici ve teknik yeni bir sistem inşa etmeleri bekleniyor.
Winston Churchill, "Büyük krizlerin getirdiği kazançları kaybetmeyin" der. Dünya, ırklar ve kültürler arasında sınır tanımayan, bizi hayatın durabileceğine ve dünyanın çökebileceğine inandıran ciddi bir krizden geçti ve hala da geçiyor. Bu kriz sırasında çok şey kaybettik, ancak asıl kayıp, gelecek nesillerin bugün bizimkinden daha iyi olmayan bir dünyada veya yeni, öngörülemeyen krizlere daha az hazırlıklı bir dünyada yaşamaları olacaktır.
Hükümetler bu büyük soruları şeffaf bir şekilde yanıtlamaya çalışmalı: Gelecekteki rolleri ne olacak? Çalışma modelleri nasıl bir değişim yaşayacak? Gelecekte beklenmedik krizlerde tüm tarafların çıkarlarını garanti altına alacak uluslararası ilişkilerin niteliği nedir? Geleceğimizi belirlemede bilim ve bilim adamlarının rolü nedir? Hükümetler, ortaya çıkan ikilemlere ve zorluklara çözümler ve cevaplar arayan yeni araştırmalara ne ölçüde kaynak yatırımı yapmalıdır?
En önemli sorular ise şunlar: Küresel sağlık krizi ülkeleri daha insancıl hale getirdi mi? Halkları birbirine yaklaştırdı mı? İnsanlık için daha iyi bir gelecek inşa etmek adına kalpleri ve zihinleri birleştirebildi mi? Kovid-19 eski bir dünyanın sonuna, farklı bir dünyanın başlangıcına işaret eden bir dönüm noktası mı olacak?