Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Musibet içinde bir vizyon

Petrol, okuma konusunda pek de çekici bir malzeme değildir. Bu nedenle bu konuda okuma ve yazma, işin uzmanlarına bırakılmıştır. Petrol, krizlerde temel bir konu ve ulusal bir sorun haline gelir. Sonra bunun ötesine geçerek bazen küresel bir mesele haline gelir ve bugün olduğu gibi siyasi bir meseleye dönüşür. Doğrudan veya bir aracı vasıtasıyla askeri, ekonomik ve siyasi cephelerde birlikte devam eden savaşın organik bir parçası haline gelir.
Suudi Arabistan, üretici ülkelerden oluşan bir örgüt olarak ‘OPEC’in kuruluşundan bu yana, her çatışmada kilit bir unsur olarak ortaya çıkmıştır. Rolü veya konumu her zaman piyasaları gerektiği gibi sakinleştirmek olmuştur. Bu sakinleştirme ya pompalamayı artırarak ya da kanalize ederek yapılmıştır. Polemiklere katılmayı veya maceralara atılmayı, bir an için konumu ve politikasından çıkmayı her zaman reddetti.
Tüm petrol dünyası, Suudi Arabistan’ın Ukrayna savaşıyla başlayan ve hala tırmanmaya devam eden krizdeki pozisyonu karşısında şaşkına döndü. Yaşanılan şok, bu önemli tarihi anlara Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Başbakan olarak ilan edilmesi gibi büyük bir adımın eşlik etmesiyle büyük ölçekte genişledi. Bu çatışmada onun yanında, 30 yıl önce genç bir adam olarak Petrol Bakanlığı'nda çalışmaya başlayan, OPEC'in en deneyimli ve seçkin adamı, Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman vardı.
Bu endüstriyle ilgilenenlerin ve sahiplerinin pek çok kriz atlattığı doğru. Ancak bu, ABD ve Rusya'nın karşı karşıya olduğu ve aralarında ‘OPEC+’ üye devletlerinin bulunduğu ilk krizdir. Borçları 31 trilyon dolara ulaşan ABD ve kanlı savaşı sekizinci ayına giren Rusya, biri Suudi Arabistan olmak üzere iki üye devletle doğrudan ilgileniyor.
Bu örgütteki her ekibin, kendi hakları ve sorumlulukları vardır. Fakat ABD, Rusya ve diğerleri, ilk maddi ve manevi sorumlulukları Suudi Arabistan’a yüklemeyi alışkanlık haline getirdiler. Her iki büyük ekip de onu yanlarında istiyorlar. Bu, Veliaht Prens'in vizyonunu ve stratejik konulardaki kararını, özellikle de doğal kaynaklar ve milli gelirin geleceği konusundaki kararını okumadıkları için onlar adına bir kusurdur.
ABD, Suudi Arabistan’ın kendisiyle hiçbir ilgisi olmayan küresel bir krizin yükünü taşımasını istiyor. Suudi Arabistan ise hiçbir şekilde kriz yaşanmamasını istiyor. Ancak kriz yaşandığında kendisini mümkün olduğu kadar zarardan uzak tutmak Suudi Arabistan’ın en temel haklarından biridir. Bu musibet, Veliaht Prens'in gelirleri çeşitlendirmek ve geleceği tek gelir risklerinden kurtarmak için sunduğu vizyonun önemini bir kez daha doğrulamıştır.