Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Suudi Arabistan muz cumhuriyeti değil

ABD’nin ya da şöyle diyelim Biden yönetiminin ve Demokrat Parti’nin kopardığı yaygara karşısında Suudi Arabistan Devleti tarafından Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yapılan açıklama, Suudi-ABD siyaset tarihinde adeta bir dönüm noktasını temsil ediyor.
Washington’daki grup kalkıp ayaklanarak tehdit ve gözdağı ile seslerini yükseltti. Peki neden?
Çünkü Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC+ gruptaki petrol endüstrisindeki saygın ülkelerin tahmin ve deneyimlerine göre, ürettikleri petrol emtiasının çıkarlarına hizmet eden ve bu piyasanın temel direkleri olarak üreticiye ve tüketiciye hizmet eden bir karar aldı.
Çünkü Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC+ grubunun petrol endüstrisindeki saygın ülkeleri, tahmin ve deneyimlerine göre, bu piyasanın temel direkleri olarak, ürettikleri petrol emtiası ile ilgili üreticiye ve tüketiciye hizmet eden bir karar aldı.
Biden ve adamları, ortak bir karar olmasına rağmen, diğer ülkelerden ziyade sadece Suudi Arabistan'a yüklendi. Suudi Arabistan'ın bu gruptaki en önemli ülke olduğu doğru, ancak bu ortak alınmış bir karardır. Bay Biden’ın seçim konuşmaları sırasında Suudi Arabistan'ı dışlama tehdidi savurduğundan beri, önceki Obamacı-liberal ideolojik kuruntularla bağlantılı olarak Riyad'a karşı eskiye dayanan birikmiş bir gerilim olduğunu unutmadık.
Bu gibi anlarda, net ve açıklayıcı olmak, hedefe ulaşmak için en iyi ve en hızlı çözümdür. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması, Obamacı-Bidenci Amerikan kampanyalarının safsatalarına karşı belirleyici oldu. Bakanlık açıklamasında şu ifadeler yer aldı; “Ukrayna krizi konusunda Suudi Arabistan'ın tutumuyla alakalı gerçekleri çarpıtma girişimi esef verici. Riyad yönetimi, Rusya-Ukrayna krizine ilişkin Birleşmiş Milletler'de (BM) kabul edilen kararları destekleyen ilkeli duruşunu değiştirmeyecektir. Devletlerin toprakları üzerinde egemenliklerine yönelik her türlü ihlali reddeder.”
Ancak üstü kapalı güçlü ve zekice bir hamleyle, Biden ve grubunun öfkesinin sırrındaki hastalığın yerine parmak basıldı. Bu öfke, seçimlerle ilgili geçici bir fırsatçılık yüzünden kabarmış siyasi bir öfke ve yaklaşan ara seçimlerde anlık popülarite yakalama hırsıdır. Bu doğrultuda Suudi Arabistan’ın açıklamasında şu ifadelere de yer verildi:
“Suudi Arabistan hükümeti, ABD yönetimiyle sürekli yaptığı istişarelerle tüm ekonomik analizlerin, önerildiği gibi karar alma sürecini bir ay ertelemenin olumsuz ekonomik sonuçlar doğuracağını gösterdiğini açıkça belirtti.”
Suudi Arabistan, dış politikasının yanı sıra enerji piyasasındaki dengeli yaklaşımıyla bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrarın temel direğidir. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Dr. Nayef el-Hacraf da bu konuda dürüstçe bir yorum yaptı.
Öte yandan fiyat artışı krizi aynı zamanda ABD’nin bir iç sorumluluğudur. Zira Enerji İşleri Uzmanı Enes el-Hacci tarafından da ifade edildiği gibi yerli petrol rafineri şirketleri, OPEC ve Suudi Arabistan’a (seçimleri etkilemek) yöneltilen aynı Obamacı-Bidencı suçlamalarla karşı karşıya kalıyor. Hacci genel olarak ABD’nin ve özel olarak Kaliforniya'nın yaşadığı enerji sorunlarının yerel olduğunu ve bunların iklimi koruma uğruna enerji güvenliğini feda eden, ancak böylece her ikisini de kaybeden radikal hükümet politikaları olduğunu vurguladı.
ABD’lilerin Washington ile bu şekilde açıkça konuşulmasına alışmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu, düşmanca ya da Suudi Arabistan ile ABD arasında her alandaki tarihi stratejik çıkarları çiğneyen bir konuşma değil. Asla. Bu daha ziyade, Adil el-Cubeyr’in bir zamanlar söylediği gibi Suudi Arabistan’ın bir ‘muz cumhuriyeti’ olmadığını hatırlatmaktır.
İngiliz gazetesi The Guardian'ın Ortadoğu muhabiri Martin Chulov’un yazısında belirttiği gibi Suudi Arabistan petrolle önce Suudilere ve OPEC müttefiklerinin geri kalanına hizmet edecek şekilde ilgileniyor. Ne eksik ne de fazla, durum bu. Esen kalın!