Abdulaziz Hoca büyük başkentlerde ve korku başkentlerinde elçi olarak mekik dokurdu; Rabat, Moskova ve Beyrut...
Enformasyon Bakan yardımcısı ve bakanı olarak görev yaptı. Üniversitede profesör oldu ve ardından dekan unvanını aldı.
Bütün bu yüksek mevkilere bunlardan uzak bir uzmanlık alanından, kimyadan geldi. Ancak kendisine en yakın meslek şiir, beyitler, kafiyeler ve telmihler idi.
Bütün bu seyahatler arasında, başına gelen en önemli şeyin Mekke'de doğmak ve sonra şiir yazmak olduğunu fark etti. Onlardan ne bir an uzaklaştı ne de koptu.
İlk aşk ve son tutku: Mekke'ye olan sevgisi sadece vahiy diyarı ve tebliğ şehri olmasından değildi. Bu nimete ek olarak anne ve babasının burada olması idi. İki nimetin gölgesinde mutlu bir hayat sürdü.
Suudi Arabistan’ın hizmetinde geçirdiği süre zarfından sonra vaktini şiir yazmaya adayabildi.
Daha önce şiirde yazmadığı şeyler diplomasiden, siyasetten ve kendi yaşadığı hayattan edindiği tecrübelerle birlikte şimdi zihnine hücum ediyordu.
Yetenekli kimyager, vezinleri ve kafiyeleri sakin ve zihinsel bir dinginlik içerisinde üstün bir estetik bakış açısıyla karıştırmaya başladı. Şiirdeki ritmi ile hayattaki ritmi hemen hemen aynıdır. Şiirsel, edebi ve insani birikimi sayesinde çok sayıda kendisinde var olan vezin oyunları dışında bu ritim sabit kalır.
Şairin eserlerindeki örnekleri aktaramam, çünkü bu hem ona hem de bize haksızlık olur. Şiirleri kesmeyi sevmiyorum çünkü onun şiirleri, güzelliği ve bulunduğu örüntü ile uyumlu bir tablo gibidir. Hiçbir şey hiçbir şeyden daha güzel değildir. Olaylar ve deneyimler bakımından zengin olan siyaset dünyası hakkında edebiyat, düşünce ve heyecan verici hikayelerden bolca bulunan nesirinde ‘taksim yapmak için’ kendisine izin verdi.
Abdulaziz Hoca dünyayı dolaştı ve kafiyelerinin içinde dünyayı dolaştırdı.
Şiirlerinde her yerden bir şeyler var. Özellikle de şiirlere gizlice dahil olan bir kadın...
Şiirin kuralları gereğince, kâh şu hayalle örtünmüş bir gölge, kâh orada veya burada ışıldayan bir gölge oluyor.
Her şair kendine benzer.
Abdulaziz Hoca'nın şiirleri de kendilerine benziyor: sakin, berrak ve saf…
Sürekli yazıyor. Şiirleri hala dinleyicilerinin ve hayranlarının zihninde çınlıyor. Ancak büyük şair, hepsinden önemli olanın anne ve babasına yazdığı şiirler olduğunu söyler. Alçakgönüllü, sevecen bir anne evin dört bir köşesine biraz tütsü bırakır ve genci elinden gelen her şeyi yapmaya teşvik eder: “Önce ustalaşmak gerekir. Kimin duyduğu ve kimin duymadığı önemli değil”.
Bu muhafazakâr adamla modernite kavramı ve şiirin anlamı hakkında röportaj yapılmalı.
Şiir onun elinde adeta bir aile tablosuna dönüşüyor.
İçindeki en güzel şey anne babayı anlatması ve dar gelirli sıradan bir babanın anılarının yer alması.
Baba günlük işinde ne kadar kazanırsa kazansın, çocukların cebindeki tüm parayı alması için kıyafetlerini asıyor.
Ertesi gün baba ceplerini yokluyor ve tamamen boş olduğunu görüyor. Böylece baba küçük dükkanına yürüyerek gidiyor. Mutlu ve mütevazı bir babaydı.
Oğlu siyasi ve resmi makamlarda yükseldikçe daha mütevazı oluyordu. Bu güzel karışım için en içten selamlarımızı gönderiyoruz.
TT
Anne babaya yazılmış şiir
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة