Prof.Dr. Bilal Sambur
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
TT

Müslüman zihni ve aydınlanma

Aydınlanma, akıl, özgürlük ve gelişme değerleri çerçevesinde insanlığın kendini radikal bir şekilde yenilemesi, geliştirmesi ve olgunlaştırması düzeyi, tecrübesi ve imkanıdır. Fransız, Alman, İskoç, İngiliz ve Amerika toplumları aydınlanmayı sahici anlamda gerçekleştirmeyi başarmış toplumlardır.  Müslüman toplumlar olarak bilinen Arap, İran, Türk, Berberi topluluklar başta olmak üzere hiçbir Müslüman topluluğun Aydınlanma tecrübesi bulunmamaktadır. İskoç Aydınlanması, Fransız Aydınlanması, Alman Aydınlanması’ndan söz etmemize rağmen, Türk Aydınlanması, Arap Aydınlanması, Fars Aydınlanması olarak kendisilerinden söz edebileceğimiz bir olgu bulunmamaktadır.

Doğuşundan günümüze kadar İslam, siyasal ve sosyal bir ideoloji ve hareket olarak varolmuştur.  Siyasal ve sosyal bir ideoloji olarak İslam, akla, gelişmeye ve özgürlüğe karşıt olarak kendini konumlandırmıştır. İslam, Aydınlanma’nın antitezi olarak kendini sunmaktadır. Siyasal ve sosyal hegemonik bir ideoloji olarak İslam, Aydınlanma’nın dayandığı akla, gelişmeye ve özgürlüğe karşı çıkmaktadır. İslam’, öteki olarak modern olanı görmektedir. Müslüman zihni, Aydınlanma’nın  dayandığı akıl,  özgürlük ve gelişme ışığında kendini var etmeyi değil,  aydınlanmayı değerleriyle, medeniyetiyle ve kurumlarıyla birlikte bütünüyle ortadan  kaldırmayı amaçlamaktadır. Müslüman zihni, Aydınlanmaya ve modern olana karşı çıkmayı, günümüzdeki en büyük cihad olarak algılamaktadır.

Arab kimliği, Bedevi kültürün bir ürünüdür. Bedevi Arap kültürü, felsefeden, bilimden, sanattan, maneviyattan, akıldan, hayal gücünden, akıldan nefret etmektedir.  Müslüman zihnini başlangıçtan günümüze kadar şekillendiren ana dinamik Bedevi Arap kültürüdür. Müslüman düşüncesi tarih boyunca din adına felsefeye, vahiy adına akla karşı çıkmıştır. Müslüman zihni, felsefeyi ve aklı her zaman Müslümana ve İslam’a tehdit olarak konumlandırmış, anlamış ve bunları hep dışlamaya ve etkisizleştirmeye çalışmıştır. Felsefe, bilim ve akıl, hiçbir zaman  Müslüman zihninde kendisine   kalıcı ve güvenilir bir barınma imkanı bulmamıştır. İslam, hiçbir zaman aklın ve felsefenin güvenli evi haline gelmemiştir.

Müslüman zihni, hep dışa yönelmekte ve dış dünyayı kendisine düşman olarak kurgulamaktadır. Siyasal ve sosyal bir ideoloji olarak İslam, kendisinden önceki dönemi cahiliye olarak ötekileştirdiği gibi Aydınlanma’nın ürünü olaan modern dünyayı, modern değerleri ve modern medeniyeti cahiliye olarak ötekileştirmekte ve düşmanlaştırmaktadır. Dine düşman olarak modern dünyayla çatışmaya yönelen Müslüman zihni, akla, özgürlüğe ve gelişmeye giden bütün yolları kapatmakta, kendi içine akıldan mahrum, idrakten yoksun, düşü ve düşüncesi olmayan bir şekilde dönmektedir. Müslüman zihninde akıl düşmanlığı en güçlü boyut olduğu için bu zihniyet içinde sağlıklı, makul, dengeli, yaratıcı ve yapıcı bir düşünce dünyası oluşmamaktadır. Müslüman toplumların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel hayatlarına  akıldışılıklar,  aşırılıklar, yapaylıklar, sığlıklar  ve çılgınlıklar  her açıdan hakim  bulunmaktadır. Akla, özgürlüğe ve gelişmeye dayalı uygulamalar geliştirmek yerine akıldan, bilimden ve özgürlükten mahrum bir şekilde yaptıklarını çılgın projeler olarak kurgulamak, Müslüman zihniyetinin akıl ve özgürlük karşıtlığının doğal bir yansımasıdır.

Müslüman zihni, öğrenmeyi, araştırmayı, bilgiyi, merakı, aramayı, araştırmayı, değişmeyi ve olgunlaşmayı hiç istemez. Müslüman toplumların yaptığı sosyal, siyasal ve ekonomik tercihlerin arkasında akla, araştırmaya ve bilime dayalı bir tecrübe yoktur. Müslüman zihni, siyasal ve sosyal tercihlerini din, milliyetçilik, mezhep, kabilecilik, tarikat ve cemaat gibi kimlikler ekseninde yapmaya önem verir. Ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlarını rasyonel ve özgürce anlamak, değerlendirmek ve değiştirmek yerine dinini, kabilesini ve milliyetini korumak adına statükonun devam etmesini kendisinin doğal dini görevi olarak kabul eder.

Müslüman zihninin akla, bilime ve felsefeye yabancılığı, Müslüman toplumların ekonomik, dini, sosyal ve siyasal hayatlarında şarlatanların ve sahtekarların hükmetmesine yol açmaktadır. Aklın, felsefenin ve bilimin faal olmadığı bir yerde şarlatanların ve sahtekarların hakimolması kaçınılmazdır. Günümüzde dinin ve milliyetin siyasete alet edilmesi ve istismar edilmesinden sürekli olarak şikayet edilmektedir. Dinin ve milliyetin siyasal, sosyal ve ekonomik hakimiyet mücadelelerinde araç olarak kullanılması, dini, siyaseti, ekonomiyi ve toplumu her açıdan çürütmekte ve yozlaştırmaktadır. Din ve milliyet adına  Müslüman toplumları istismar eden siyasetçiler ve  tüccarlar, Müslümanlara  düşünen kişiler olarak  değil,  seçim ve ticaret faaliyetlerinde işe yarar bir rakam olarak bakmaktadırlar. Din ve milliyet istismarının  arkasında  akıldan, gerçekçilikten, bilimden ve felsefeden koparak  demagojiye, hurafeye,  sahte mistisizme ve sahtekarlığın  yüceltilmesine   değer verme ve onlara kendini kaptırma bulunmaktadır.

Müslüman toplumlarda derin sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlar, krizler ve çöküşler yaşanmaktadır. Müslüman toplumlarda ekonomi, din, kültür, kimlik, siyaset ve eğitim alanlarında sınırlı ve yetersiz düzeyde de olsa tartışmalar yapılmaktadır. Müslüman zihni, kendisinden farklı olanla tartışmaya, onu çürütmeye ve reddetmeye çok arzuludur ve isteklidir. Tartışma ve reddiye konusunda çok arzulu ve motive olan Müslüman zihni, kendini eleştirme ve sigaya çekme konusunda ise çok arzusuz ve isteksizdir. Tartışmaya, polemiğe ve kavgaya   hemen atlayan Müslüman zihni, eleştiriden hemen kaçınmakta ve Müslüman toplumlarda yapılan tartışmalar eleştiri ve arkasından yeni eleştiri alanları oluşturmamaktadır. Sonu gelmeyen verimsiz, yıkıcı ve meyyvesiz tartışmalar yüzünden Müslüman zihni, eleştiriye ve özeleştiriye kapalı bir özellik göstermektedir.

Aydınlanma, insanlığı çocuksuluktan kurtarmayı amaçlayan, insanların akıllarını özgürce kullanmalarını amaçlayan bir özgürleşme ve olgunlaşma zihniyeti ve hareketidir. Akıl ve özgürlükten yoksunluk, Müslüman zihninin evrensel anlamda bir aydınlanma gerçekleştirmesine engel olmaktadır. Aklı, özgürlüğü ve  bilimi değersizleştirmek ve hiçleştirmek her açıdan şarlatanlığın ve şarlatanların  hakim olduğu  bir  durum yaratmaktadır. Hayat, aydınlanmadır. Hayatın aydınlanmadığı yerde, şarlatanlık, hayatı ölüme ve cehenneme dönüştürmektedir.