Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Türkiye-Suriye-Kürt yakınlaşmasının bölgesel yansımaları

Hapisteki PKK lider Abdullah Öcalan'ın PKK’ya Türkiye'ye karşı 40 yıldır sürdürdüğü isyanı sona erdirme çağrısında bulunmasından bir ay sonra, Türkiye'deki ve komşu Suriye ve Irak'taki Kürt topluluklarının geleceği belirsizliğini koruyor.

Öcalan'ın 27 Şubat'ta PKK'yı silahsızlanmaya ve dağılmaya çağıran eşi benzeri görülmemiş açıklaması, Türkiye'nin Kürt vatandaşları arasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidarını uzatmak için verdikleri desteğin bir parçası olarak onlara demokratik haklar vermeye istekli olabileceğine dair umutları artırdı.

Bu umutlar 11 Mart'ta yeni Suriye hükümeti ile ABD’nin müttefiki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan tarihi anlaşmayla devam etti. Kürtlerin çoğunlukta olduğu SDG ülkenin kuzeydoğusunu kontrol ediyor.

Anlaşma kapsamında Suriyeli Kürtlere, Esed rejiminin 1970 yılında iktidarı ele geçirmesinden bu yana ilk kez vatandaş olarak tam haklar tanındı.

Ankara ile PKK arasındaki bu yeni barış girişiminin riskleri yüksek. On yıllardır süren yoğun çatışmaların ardından, bu girişimin başarılı ya da başarısız olması, iç istikrar ve Türkiye'nin özellikle Suriye ve Irak'taki bölgesel dinamikleri üzerinde derin etkiler yaratacak.

Erdoğan, küçük bir Türk adasında yüksek güvenlikli bir hapishanede tutulan Öcalan ile barış görüşmelerine geçici bir destek verdi, ancak PKK'yı herhangi bir geciktirme taktiğine, Kuzey Irak'ta bulunan Kandil dağlarındaki üslerine yönelik büyük saldırılarla karşılık verileceği konusunda uyardı.

Önümüzdeki haftalarda PKK kongresinin toplanarak Öcalan'ın örgütün feshedilmesi çağrısını oylaması beklenirken, Erdoğan'ın örgüte af çıkartıp çıkartmayacağı belirsizliğini koruyor.

Buna karşılık Erdoğan da Heyetu Tahriru’ş-Şam (HTŞ) yönetimini, Kürt liderliğindeki grubun Türkiye'ye tehdit oluşturmasını ortadan kaldırmak için SDG'yi ulusal orduya entegre etme sürecinde ilerlemeye teşvik etti.

Ankara, SDG'nin omurgasını oluşturan YPG üyelerinin aynı zamanda PKK militanı olduğunu iddia ediyor ki YPG bu iddiayı reddediyor. Konuya odaklanan siyasi analistlerin çoğu da bu iddiaya şüpheyle yaklaşıyor. Daha derin stratejik faktörler Ankara'nın Kürtlere yönelik hesaplarını etkileyebilir. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'in güneyine düzenlediği saldırının ardından değişen bölgesel manzara, İsrail'in artan hegemonyası ve İran'ın azalan bölgesel etkisi Türkiye'nin stratejik algısını değiştirdi. PKK ile ve daha geniş anlamda Suriye'deki Kürt gruplarla barış, Ankara'nın bölgesel kazanımlarını pekiştirmesini sağlayacaktır. Türkiye ile PKK arasında varılacak bir barış anlaşması, Türkiye'nin 1990'ların başından bu yana Irak’taki PKK mevzilerine karşı askeri operasyonlar yürüttüğü ve 2015'te son barış görüşmelerinin çökmesinin ardından bu operasyonları yoğunlaştırdığı Kuzey Irak için de geniş kapsamlı sonuçlar doğuracaktır.

Ankara'nın Kürtlere azınlık haklarını genişletmeye istekli olduğuna dair çok az işaret var. Ancak Ankara'nın tüm PKK militanlarına af teklif edeceğini düşünmek de zor. Erdoğan ile Türkiye ve Suriye'deki Kürtler, Türkiye ile PKK arasında yeni başlayan barış sürecine çok farklı perspektiflerden bakıyor.

Türkiye'de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Öcalan'ın PKK'yı dağıtma çağrısını Türk devletinin Kürt isyanına karşı nihai zaferinin işareti olarak görürken, Kürt siyasi hareketi bunu Kürt direnişinin yeni ve tamamen şiddet içermeyen bir aşamaya evrilmesi olarak okuma eğiliminde.

Her iki taraf da Öcalan'ın açıklamasının bölgesel Kürt siyaseti, özellikle de Suriye üzerindeki etkilerini farklı okudu.

Türk hükümeti PKK'nın ortadan kaldırılmasının aynı zamanda bölgesel uzantılarının, özellikle de Suriye'deki SDG'nin de ortadan kalkması anlamına gelmesi gerektiğini savunuyor.

Pek çok Kürt ise PKK'nın potansiyel olarak devre dışı kalmasıyla birlikte Türkiye'nin Türkiye dışındaki Kürt siyasi yapılarına yönelik tutumunu terk etmesi ve her şeyden önce Suriye'deki Kürt özerkliğine yönelik daha uzlaşmacı bir politika izlemesi gerektiğine inanıyor.

Bu farklı pozisyonlar ve iki tarafın bunları uzlaştırma becerisi, Kürt barış sürecinin bu son aşamasının -tartışmasız bugüne kadarki en umut verici girişim-önceki çabaların başarısız olduğu yerde başarılı olup olamayacağını belirleyecek. SDG liderliğinin ABD'nin desteğini çekmesi ve Türkiye'nin doğrudan ya da dolaylı olarak kendilerine askeri bir saldırı düzenlemesi ihtimalinden endişe duyduğu açık.

SDG'nin etkili bir çözüme hazır olduğu şüpheli. SDG her halükârda Suriye'de Kürt hakları ve ademi merkeziyetçi, devredilmiş bir siyasi sistem için bastırmaya devam edecek. Türkiye ile PKK ve SDG ile Şam arasında barışın sağlanamaması bölgesel yansımalara yol açacak ve Irak ve Suriye'de yoğun çatışmaların yeniden başlamasına neden olacak. Kuşkusuz bu durum İran'a, Esed rejiminin devrilmesine destek verdiği ve rejimi iktidarda tutan İranlı milisleri sınır dışı ettiği için Türkiye'ye misilleme olarak Suriye ve Kuzey Irak'ı daha da istikrarsızlaştırma fırsatı yaratacak.