Lübnan'da Hizbullah'ın silahının geleceği her gündeme geldiğinde, siyasetin mezhepçilik, güvenlik, ekonomi, tarihsel hafıza ve gelecek kaygıları ile iç içe geçtiği karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Erteleme ve oyalamanın devam etmesinin nedenlerini dikkatlice incelersek, meselenin tıpkı İsrail ile savaşın ötesinde olduğu gibi güvenlik seçeneğinin de ötesine geçtiğini görürüz.
Her Hizbullah lideri, bu silahın defalarca tekrarlanan çatışmalarda İsrail'e gerçek bir zarar verme konusunda etkisiz kaldığını bilir. Hizbullah'ın elindeki silah hem içeride hem de dışarıda işlediği sayısız suçtan dolayı er ya da geç hesap vermesini engellemek için bir araçtır. Bu silahın teslim edilmesi ise Hizbullah’ı çok renkli Lübnan devletinde hukukun üstünlüğüne ve çeşitli kurumlarına tabi bir siyasi aktör haline getirecektir.
Refik Hariri, Cibran Tuveni, Semir Kasir, Pierre Cemil gibi önde gelen isimleri hedef alan suikastlar dizisinin ve uzun bir kurban listesinin, uluslararası soruşturmaların sonuçlarına göre “kesin veya şüpheli” olarak, Hizbullah ile ilişkili bir güvenlik ve askeri yapıyla bağlantılı olduğunu dünya biliyor. Hizbullah’ın bu suçlardan sorumlu tutulduğu biliniyor. Silahtan vazgeçmek, Hizbullah’ın da bildiği gibi, uluslararası ve yerel hukuk davalarının açılmasını dolaylı olarak kabul etmek anlamına geliyor ve bu durum, kovuşturmaya ve belki de siyasi meşruiyetinin kaybolmasına yol açabilir. Hizbullah, silahına bağlılığını dini grubunu koruma iddiasıyla meşrulaştırıyor, ancak tüm Lübnanlı Şiiler Hizbullah üyesi değil. Bu nedenle, genel olarak mezhepten bahsetmek, mümkün olan en fazla sayıda taraftar toplamayı amaçlayan bir abartı ve yanılsamadır. Hizbullah'ın silahını teslim etmeyi reddetmesi, aynı zamanda mezhepsel güç denklemini pekiştirme, güç dengesinin kendi lehine kalmasını sağlama ve sıradan insanların kalplerini ve zihinlerini kontrol ederek onları Şiilerin koruyucusu olduğuna ikna etme girişimidir.
Hizbullah, önemli kararlarını yalnızca İran'ın uygun gördüğü şekilde alır. Görünüşe göre Lübnan'ın bölgesel taraflar arasındaki çatışmalara açık bir arena olarak kalması gerekiyor ve bundan vazgeçilmesi, başta Amerikan-İran olmak üzere uluslararası mutabakatlara bağlı. Zira bu koz, Lübnan devletinin sağlığından bağımsız olarak pazarlık için kullanılıyor. Lübnan devletini devre dışı bırakmak, Hizbullah'ı korumak için bir mekanizmadır. Devlet kurumları ne kadar devre dışı bırakılırsa, dokunulmazlığın devam etmesi için ortam o kadar ideal hale gelir. Lübnan sahasında yargının nasıl birden fazla kez felç edildiğini, ordunun nasıl yetkilerini kullanamadığını ve bazı Lübnanlı siyasi güçlerin, özellikle de Özgür Yurtsever Hareketi’nin (Avn-Bassil) fırsatçı bir şekilde Hizbullah’a katıldığını gördük. İlki, Lübnan'ın çıkarlarını hiçe sayarak cumhurbaşkanı olmayı hedefliyordu. Hizbullah'ın sicili yalnızca içeride kabarık değil. Suriye'de de savaştı ve zaten yüklü olan suçlamalar silsilesinin bir parçası haline gelen ihlaller gerçekleştirdi. Irak ve Yemen'de de faaliyet gösterdi. Hatta Körfez ülkelerine silah gönderdi ve bir dizi Arap vatandaşını ülkelerine karşı suçlar işlemeleri için eğitti. Ayrıca Latin Amerika'ya kadar uzanarak uyuşturucu kaçakçılığı yaptı, kara para akladı ve uluslararası düzeyde aranır hale geldi.
Silahtan vazgeçmek, Hizbullah’ı uluslararası mahkeme, iç mahkemeler ve faaliyetlerinden zarar gören Lübnanlılar karşısında güçsüz bırakacaktır. O da tüm gücüyle bundan kaçmaya çalışıyor. Devlet ve devlet dışı arasındaki ikilik, Lübnan'daki bu durumun en tehlikeli sonuçlarından biridir. Lübnan, yarı resmi bir ikilik yaşıyor; perde arkasından silahlarla hükmeden zayıf bir devlet var. Bu ortamda kurumların meşruiyeti erozyona uğruyor, halkın güveni sarsılıyor ve ekonomi kötüleşerek boğucu krizlere sürükleniyor. Lübnan sanatı da yakın zamanda yayınlanan “Göze Göz” başlıklı güzel bir diziyle bu durumu ele almakta gecikmedi. Bu dizi, Lübnan'daki tüm suçları yönlendiren ve cezasız kalmasını sağlayan gizli bir eli tasvir ediyor!
Hizbullah'ın gönüllü olarak silahlarını teslim edeceğine inanan herkes bilgisizdir. Hizbullah için silah sadece bir tüfek değil; dokunulmazlığın bir aracı ve sürekli nüfuzunun garantisidir. Bölgesel güç dengesi kökten değişmedikçe ve uluslararası ve bölgesel güçler Hizbullah’ı silahlarını teslim etmeye zorlamadıkça silahsızlanma gerçekleşmeyecektir. Hizbullah’ın halihazırda yaptıkları, oyalamak için bazen İsrail tehdidini, bazen iç savaş tehdidini, bazen de Şiilerin savunucusu olduğunu öne sürmektir. Dolayısıyla, Lübnan devletinin ikna yoluyla Hizbullah'ı silahsızlandırabileceğine inanması bir hatadır. Aksine, silahsızlandırma, Hizbullah’ı devlete boyun eğmeye zorlayacak “B planı” diyebileceğimiz bir plan gerektirmektedir.
Özetle; inatçılığa sertlikle karşı konulur!