Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Rejim nasıl hayatta kalacak: Reform yoluyla mı yoksa ısrar yoluyla mı?

Daha önce ABD yönetimlerinin İran rejimiyle uzlaşmasını savunanlar dahil, İranlıların ABD hakkındaki görüşleri değişmeye başladı. Bunların en önde gelenlerinden biri, Johns Hopkins Üniversitesi profesörü ve filozof Seyyid Hüseyin Nasr'ın oğlu Vali Nasr'dır. Üç ay önce Vali Nasr, ünlü kitabı “Şii Uyanışı”nda (2006) ortaya koyduğu tezini takiben, Amerikan “Foreign Affairs” dergisi için yeniden alevlenen  Şii-Sünni çatışması (!) hakkında yazdı. Dahası, 2025 yılında İran'ın direncinden ve yüzyıllar boyunca sahip olduğu konumdan ve rolünden bahsettiği “İran'ın Grand Stratejisi” adlı bir kitap da yayınladı. Vali Nasr aniden fikrini değiştirdi ve birkaç gün önce yayınlanan bir makalede, bu gösterilerin dört nedenden dolayı daha önceki gösterilerden farklı olduğunu belirtti: Vahim ekonomik durum ve para biriminin büyük değer kaybı, nükleer enerjiye ve  vekillere yapılan devasa harcamalar, yaygın yolsuzluk ve ABD yaptırımları. Ancak, tüm bu faktörler 2009, 2019 ve 2022 ayaklanmaları sırasında da mevcuttu ve bunlar yine de bastırılmışlardı. Vali Nasr, önceki ayaklanmaların bir veya iki şehirle sınırlı kaldığı ve şu anda yaşananların aksine kimsenin müdahale etmediği görüşünde. Peki, rejim hâlâ reform edilebilir mi? Bu, gözlemcilerin -ve her zaman ABD'deki İranlıların- rejimin artık reform edilemez olduğunu söyleyerek cevapladığı bir soru; çünkü rejim daha önce kendisini güçlü hissediyordu, İsrail-Amerikan saldırısından sonra ise kendisini zayıf, korkak ve savunmasız hissediyor!

Birinci Körfez Savaşı'ndan (1980-1988) sonra, İran rejimi Rafsancani ve Hatemi'nin başkanlıkları döneminde ilk sınavıyla karşı karşıya kaldı. Rafsancani, “inşaat kadroları” grubundaki ekibiyle birlikte, ekonomik kalkınma ve hem yakın hem de uzak ülkelere açılımı savunurken, Hatemi hukukun üstünlüğünden ve İslami demokrasiden bile bahsetti. Ancak Dini Lider, yargı ve Devrim Muhafızları, içeride reformcuları sahne dışına itmeye, dışarıda ise genişlemeyi teşvik etmeye yöneldiler. Afganistan ve Irak'ta Amerikalılara lojistik destek sağlarken, aynı zamanda balistik füze ve nükleer programlarını geliştirmeyi sürdürdüler; bu da Amerikalıların İran'ın nükleer dosyasını Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'ndan Güvenlik Konseyi'ne (2004) yönlendirmesine yol açtı. Ilımlılık ve reform umutlarına son darbe, 2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle indirildi. Kendisi daha önce Dini Lider'in Gizli İmam ile doğrudan bir bağlantısı olduğuna inanıyordu ve bunu deklare de etmişti; daha sonra BM'de açıkladığı gibi kendisinin bağlantısı olduğuna inanmaya başladı.

Böylece Rafsancani-Hatemi hareketi rejimi açmakta, komşu ülkelerle ilişkileri geliştirmekte veya ABD ve Batı ile nükleer ve balistik füze sorunlarını çözmekte başarısız oldu. Dış politikanın odak noktası, komşu Arap ve İslam ülkelerinde milis güçlerinin oluşturulması oldu. Reformcularla ikinci çatışma 2009'da, Dini Lider Ahmedinejad'ın görev süresini uzatmak istediğinde yaşandı; zira diğer aday kazanmıştı ve bunun sonuncunda büyük ölçüde kimsenin ilgilenmediği bir katliamla sonuçlanan Özgürlük ve Hukuk İsyanı patlak verdi. Kimsenin ilgilenmemesinin nedeni, Obama yönetimi sırasında Amerikalıların İran ile Irak, Suriye ve nükleer meseleleri konusunda müzakere ediyor olması ve bu müzakerelerin 2015’te nükleer anlaşmasıyla sonuçlanmasıydı.

2009'dan sonra halk ayaklanmaları devam etti, ancak Mahsa Amini'nin öldürülmesi sonrasındaki olaylar hariç, bu ayaklanmalar sürekli olarak yüzlerce kurban ve tutuklamayla sonuçlanmasına rağmen, medyada kendisine yeterince yer verilmedi. Rejim ve güvenlik aygıtında yenilmezlik zihniyeti hakim oldu ve çözümsüz iç sorunlar ile giderek artan dış sorunlar yıllarca görmezden gelindi.

2020'de Amerikalılar, rejimin dışarıdaki ve özellikle de en önemli güvenlik kalelerinden biri olan Irak'taki güvenlik ve askeri politikalarının başı olan Kasım Süleymani'ye suikast düzenleyerek öldürdü. Suriye'deki kontrolü sağlam olmaya devam ettiği için bu durum İran’ı pek endişelendirmedi. Buna dayanarak, 2023'te Hamas'ın saldırısını destekleyerek ve ardından Hizbullah'ı vekalet savaşına dahil ederek son yurtdışı macerasına atıldı. Ama ne Gazze bu felaketten kurtuldu, ne de Hizbullah liderliğini korudu!

Savaşlar sona ermeden önce, ABD Başkanı Donald Trump'ın da (bilindiği gibi) katılımıyla yıkıcı İsrail hava saldırıları başladı. Bu dönemde, hatta kısa bir süre önce, Beşşar Esed rejimi devrildi ve İranlılar ile milisleri Suriye'den kaçtı!

2020'den beri devam eden ve yurt dışında başlayan bu gerileme sarmalı, şimdi etkilerini ülke içinde de gösteriyor. Sorunlar birikti ve dış sorunlara çözüm bulmadan önce ülke içinde reform ve yön değişikliğine duyulan ihtiyaç, 20 yıl önce kritik bir hal almıştı. İranlılar özgürlük ve adalet adına gösteri yaparken aynı zamanda şöyle haykırıyorlar: “Ne Gazze ne de Lübnan, vatanımızı, İran'ı istiyoruz!”

Gösteriler kapsamlı, çok sayıda şiddet eylemiyle damgalanmış durumda ve bunların çoğu bu kez gerçekten korkan bir rejim tarafından gerçekleştiriliyor. ABD çok gürültü yapıyor, ancak gerçekte halkın direncine ve hareketinin devamlılığına güveniliyor. Peki, deyim yerindeyse, zili kim asacak? Rejim çatırdıyor. Ve söylendiği gibi bir “saray darbesi” gerçekleşmezse, geniş çaplı bir kaos yaşanabilir ki bu en kötü senaryodur.