ABD-İsrail'in İran'a yönelik operasyonunun yakın olduğu yönünde yaygın bir beklenti vardı, ancak şimdi durum biraz sakinleşti. Bunun yerine operasyonun ölçeği ve zamanlaması hakkında sorular öne çıkmaya başladı. Bu İran'a caydırıcı bir mesaj olarak hizmet edip, bölgedeki politikalarını değiştirmesi için baskı uygulayacak mı? Yoksa, bazılarının düşündüğü gibi, amaç rejimi devirmek için açık ve geniş çaplı bir savaş yürütmek olabilir mi?
Bu senaryo, yani rejimi tek bir darbeyle devirmek, rejimin bileşimi ve ideolojik, siyasi ve güvenlik yapısı göz önüne alındığında uzak bir ihtimal görünüyor. Ancak şu olabilir; rejim zayıflatılır ve etkili güçler arasında karar alma konusunda bir iç karışıklık oluşturulur ki bu da rejimin daha da zayıflamasına katkıda bulunacaktır. Bölgesel değişikliklerin en önemlisi Tahran'ı elindeki önemli bir karttan mahrum bırakan ve konumunu, dolayısıyla Maşrık’taki (Levant) güç oyununda stratejik etkisini önemli ölçüde zayıflatan Suriye'deki değişikliktir. Elbette, buna İsrail'in Lübnan'a karşı yürüttüğü yıpratma savaşının yankıları da eklenmeli. Lübnan'ın çeşitli alanlarda ağır kayıplar vermesi ve vermeye devam etmesiyle, mekan ve zaman olarak bu savaşın ucu hâlâ açık gibi görünüyor. Ayrıca, Lübnan'da meydana gelen değişiklikler de var; yeni yönetim (cumhurbaşkanlığı ve hükümet), devletin doğal rolüne, yani savaş ve barış kararlarından sorumlu tek ve münhasır taraf olmaya geri dönmesi çerçevesinde, silahın devletin elinde toplanmasını sağlama önceliğini sürekli olarak vurguluyor. Bu alanda ilerleme kaydedilmiş olmasına rağmen, bunu başarmak zor olsa da yetkililer için öncelikli bir hedef olmaya devam ediyor. Söz konusu hedef, Lübnan’ın, bölgesel çatışmalarda herhangi bir anda bir tarafça kullanılan basit bir “posta kutusu” olarak kalmaması için 1949’daki ateşkes anlaşmasını canlandırma ve etkinleştirme yolunda ilerleme bayrağı altında geniş halk desteğine de sahip.
İran'a karşı savaş senaryolarına dönecek olursak, Amerikan hedefinin İran politikalarında, bilhassa dış politika ve güvenlik konularında ve özellikle de bölgesel meselelerde bir değişiklik yaratmak olmaya devam ettiği görülüyor. Bu, Tahran'ın politikalarıyla çatışan uluslararası güçler için iç meselelerden, yani İran'da meydana gelen ve özellikle iç ekonomik ve sosyal zorluklar konusunda alarm görevi gören halk ayaklanmasından daha önemli. İran makamlarının, istikrarı yeniden inşa etme sürecine dönmek için gerçekçi bir şekilde ele almaları gereken zorluklar, kısa bir süre için kontrol altına alınsa bile, iç toplumsal gerilimlerin temel nedenleri ele alınmadığı sürece bu kontrol kalıcı olmayacaktır.
Körfez ve Ortadoğu'da istikrara önem veren çok sayıda Arap ve bölgesel taraf, arabuluculuk yapmak, durumu kontrol altına almak, gerilimdeki tırmanmayı durdurmak ve çok sayıda yankısı olabilecek bir savaşı önlemek için çalışıyor.
Resmi başlığı “nükleer” olsa da “6+1” olarak bilinen müzakerelerin üç ana temasını “nükleer silah”, “balistik füze” ve bölgedeki savaş ve çatışmalarda “vekil güçlerin” rolü oluşturuyordu ve bu müzakereler sekteye uğradı, durdu ve ardından hem doğrudan hem de dolaylı olarak çeşitli şekillerde yeniden başladı.
Gelişen çatışmanın ve çoklu olasılıklarının bu hassas aşamasında, diyaloğa dönüş ile İran cephesindeki tırmandırma arasında bir yarış var. Önceki rolüne geri dönmesi durumunda müzakere masasındaki en karmaşık konulardan biri, Başkan Trump'ın İran için “sıfır nükleer zenginleştirme” konusundaki ısrarıdır. İran bunu tamamen reddediyor ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nın şartlarına ve kurallarına göre zenginleştirme hakkına sahip olduğunu savunuyor. İran'ın şu anda “rezervde” yeterli miktarda zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu ve bu sayede birkaç ay içinde zenginleştirme seviyesini artırmaya başlayarak (yüzde 90'a ulaşıp) nükleer kulübe katılmaya yönelebileceğini belirtmekte fayda var.
İran topraklarında zenginleştirmeye alternatif olarak, İran'ın da katılacağı, Körfez'de bölgesel bir zenginleştirme merkezi kurulması yönündeki Amerikan önerisi, Tahran tarafından kesin bir şekilde reddediliyor. Buna, İsrail faktörü ile bu son derece karmaşık bölgesel kavşakta, ABD'nin bölgedeki önceliklerinin farklı olması nedeniyle Washington'u İran ile savaşa itme kapasitesine sahip olup olmadığı faktörünü de eklemeliyiz.
Tüm bu konular hem dolaylı hem de doğrudan müzakereler masasında duruyor ve birbirleriyle bağlantılılar. Artan gerilim, yeterli olmasa da ara sıra görülen gerilimi azaltma işaretleriyle birlikte, tek seçenek olarak müzakereye kademeli bir dönüş ve kontrol altına alma ile mi sonuçlanacak? Yoksa kontrollü gerilim yoluyla tehdit mesajları gönderen, zaman ve mekân açısından sınırlı çatışmalara ya da tarafların içine çekilebileceği açık bir savaşa mı tanık olacağız? İran'ın yakın stratejik coğrafi bölgesinin ötesine uzanabilecek, farklı derecelerde yankıları olabilecek ve ardından belki de ne şekilde olursa olsun müzakerelere geri dönülmesiyle sonuçlanabilecek bir savaşa mı şahit olacağız? Bunların hepsi, önümüzdeki günlerde hem yakın hem de uzak gelecekte cevap bulabilecek sorular.