Bir aydan kısa sürede dünya, havada kurumuş bir yaprak gibi altüst oldu. Tüm atardamarları ve toplardamarlarıyla yerküre, bir yerden bir yere savruldu. Kötü ve en aşağılık niteliklere sahip bir adamın adı etrafında dönüp dururken, birden küresel barışı tehdit eden uluslararası bir savaş ateşine düştü.
Aniden, dünya intihar etmiş bir cesedin kendisine bulaştırdıkları karşısında dehşete düştü. Salgınla boğuşan toplumların haberleriyle titredi. Diğer tüm konuşmalar ve olaylar ortadan kayboldu ve medya siyasi haberleri, sanatları ve Britney Spears'ın anılarını, tüm ayrıntıları ve abartılarıyla birlikte çöpe attı.
Bu kirletici gösterinin uzun sürmeyeceğini ve yarının, dünyanın Jeffrey Epstein'ın suçlarını, adalarını ve misafir listesini unutmasını sağlayacak başka haberler taşıyacağını yazacak cesareti veya pervasızlığı nereden bulduğumu bilmiyorum. Ve dediğim gibi de oldu. Ertesi gün uyandığımızda, dünya gazetelerinde, medya araçlarında, hatta duvar gazetelerinde bile Epstein adındaki kişiden bahsedilmiyordu. Dünya tek bir manşete odaklanmıştı: ABD-İran savaşı, sonra gerçekten savaş ve sonra daha fazla savaş.
Başka hiçbir şey yoktu. Britney Spears'ın milyar dolarlık servetinden bahsedilmiyordu. New York Times ve Wall Street Journal arasında üç Amerikan başkanı hakkındaki 2,5 milyon belge üzerine bir haber yarışı yoktu.
Her şey bir anda nereye gitti? Gezegen, evrensel olarak bilinen tek bir ismin altında boğuluyor gibiydi. Cadıların anlattığı kötülük efsanelerinden bir adamın adı. Senaristler ve korku filmi yapımcıları en korkunç senaryoları kurgulamaya başlamışlardı ve ardından, tek bir günde, Epstein'ın adı manşetlerden kayboldu. Hakkında tek bir kelime, hatırlatma, başka bir suçunu ifşa etme yok. Küçük olay büyük olayın içinde kayboldu.
Toplumsal heyecan, bireyin merakını bastırdı ve vücudu sırlarla dolu olan adamın adı ön sayfalardan arka sayfalara, çeşitli haberler bölümüne taşındı.
Medya gazeteciliğinde bir başka ders. Eski karikatür kendini tekrarlıyor: Baş editör akşam baskısı editörüne diyor ki; “Dünkü manşet İkinci Dünya Savaşıydı. Bugünkü baskı için daha önemli bir haberimiz yok mu?”