Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

İran: Altmış günlük savaş hakkındaki dört yanılgı

Başkan Donald Trump, 60 günden fazla bir süre önce İran'a karşı mevcut savaşı başlattığında, bu savaştaki küçük ortağı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından desteklenen yaygın varsayım, tüm meselenin haftalar içinde sona ereceği ve Tahran'ın, 12 Günlük Savaş olarak bilinen önceki savaşta olduğu gibi, örtülü olarak yenilgiyi kabul edeceği yönündeydi. Dolayısıyla konuşlandırılan kuvvetler ve savaş planları, kara birliklerinin varlığını teorik bir gereklilik olarak görmeyen, hızlı ve kararlı bir askeri harekâtı gösteriyordu. Bugün bu varsayımın artık sadece bir yanılsama olduğu kanıtlanmış olsa da o zamanlar mantıklı görünüyordu.

Trump'ın hesaba katmadığı husus, hayatını riske atmadan yenilgiyi kabul edebilecek tek kişinin, artık hayatta olmadığıdır. O da İsrail hava saldırısında öldürülen Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’dir.

Trump'ın ikinci yanılgısı, Amerika Birleşik Devletleri'nin ezici üstünlüğüne dayanıyordu. Trump'ın askeri danışmanlarına ilham kaynağı olan önde gelen Amerikalı tarihçi Victor Davis Hanson, bu iddiayı çeşitli videolarda dile getirdi.

Ancak Hanson'ın gözden kaçırdığı husus, İslam Cumhuriyeti'nin sıradan bir rejim olmadığı ve bu nedenle Sun Tzu'nun zafer olasılığının yüzde 50'den az olduğu bir savaşa devam etmeme tavsiyesine uymayacağıydı.

Bu noktada şunu belirtmekte fayda var; İran-Irak Savaşı aslında bir yıl sonra sona erebilirdi. Gelgelelim Ayetullah Ruhullah Humeyni savaşı “Allah'tan bir lütuf” olarak gördüğü ve ancak rejiminin bekasının tehlikeye girdiğini hissettiğinde sona erdirmeyi kabul ettiği için sekiz yıl sürdü.

Hatta şu anda bile, İran'a karşı yürütülen savaşın yol açtığı yıkımın tam boyutu henüz belgelenmemiş durumda, fakat mevcut bilgiler, İran'ın binlerce yıllık tarihinde hükümet yapısı, sanayisi, ekonomisi ve kültürel simge yapıları açısından en ağır kayıpları yaşadığına işaret ediyor.

Ancak Trump'ın rejimi değiştirmeyi amaçlamadığını ısrarla vurgulaması nedeniyle, Tahran'da iktidar mücadelesi verenler hayatta kalmak için teslim olmaya gerek duymuyorlar.

Hanson alaycı bir şekilde, “Hayatta kalmak zafer değildir” diyor. Haklı. Ama rejimin destekçileri farklı düşünüyor.

Bu bağlamda, önde gelen Marksist lider ve rejim destekçisi Faruk Nikhadar BBC'ye yaptığı açıklamada, tek önemli şeyin rejimin herhangi bir biçimde hayatta kalması olduğunu belirtti. Trump'ın son yanılgısı, iki dünya savaşı dışında ABD deniz gücünün en büyük konuşlandırılması sayılan İran limanlarına uyguladığı ablukadır. Bu tehdit, İran petrol ihracatını durdurmayı, gıda ve ilaç da dahil olmak üzere İran ithalatını felç etmeyi ve rejimi Washington'un taleplerini kabul etmeye zorlamayı amaçlıyor. İronik olan şu ki, bu abluka savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varma şansını azaltmış olabilir.

Yaklaşık 30 yıldır İran ekonomisinin, Kuzey Kore'nin Juche ideolojisinden kopyalanan “kendi kendine yeterlilik” ilkesine göre yeniden yapılandırıldığını belirtmekte fayda var. Rakamlar, petrol ve doğalgaz üretiminin İran'ın GSYİH'sının yüzde 16 ila 20'sini oluşturduğunu, iç pazarın ise yüzde 60'ını oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Ayrıca, kırk yıldır dondurulmuş varlıkların ardından Tahran, anında gelir elde etmeden petrol ihraç etmeye alışmış durumda. İran'ın on yıllar boyunca petrol ihracatından elde ettiği fonların çoğu, kırılgan karaborsa ve bazı ülkelerdeki banka ve kurumlar aracılığıyla yapılan işlemlerle elde ediliyordu.

Öte yandan İslam Cumhuriyeti, içerideki ana destekçileri ile yurtdışındaki vekillerine ödeme yapmak için yılda en az 60 milyar dolar dövize ihtiyaç duyuyor. Bu fonların bir kısmı, İran'ın sanayi, tarım ve elektrik ihracatı karşılığında çeşitli kanallar aracılığıyla sağlanıyor. Tahran ayrıca Ermenistan'a elektrik ihracatı ve Rusya'ya tarım ürünleri ihracatı yoluyla da döviz kazanıyor. Her halükarda, “İslam'ın Kissinger'ı” lakaplı Dr. Hasan Abbasi'nin defalarca vurguladığı gibi: “Afganistan petrol geliri olmadan yaşayabiliyorsa, bizi engelleyen nedir?”

Gerçekte, Trump'ın uyguladığı abluka İran'ı kıtlığa da sürüklemeyecek. Tahran'daki BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ofisine göre, İran'ın gıda ithalatı iç tüketiminin yüzde 11'ini oluşturuyor. İran ayrıca ekmek kıtlığı nedeniyle huzursuzluklar ve karışıklıklar yaşamadan en az altı ay yetecek kadar gıda rezervine sahip.

Gıda ithalatındaki düşüş enflasyonun yükselişini hızlandırabilir, ancak bu, özellikle Rusya'ya yapılan ihracatın azaltılmasıyla telafi edilebilir. Abluka, İran'ın sanayi ihracatının önemli bir bölümünü, özellikle demir ve çelik, makine, tarım ekipmanları ve bazı silah türleri ihracatını durdurabilir. Ne var ki bu, İran'ın 31 ilinden 21'inde 800'den fazla fabrikanın hasar görmesi sonucu zaten gerçekleşti.

Ancak Tahran'a açık olan başka ticaret yolları da mevcut. Örneğin, Hazar Denizi ve Volga Nehri, İran'ı Rusya ve Doğu, Orta ve Kuzey Avrupa'ya bağlıyor. Başka bir rota ise İran'ı Ermenistan ve Gürcistan üzerinden Karadeniz'e bağlıyor. En önemlisi de İran'ın on yıllardır Türkiye üzerinden kullandığı transit yoldur.

Hanson, İran'ın ABD'nin dayattığı ablukanın ekonomik maliyetini karşılayamayacağına inanıyor. Haklı olabilir.

Bununla birlikte, Trump'ın Hürmüz Boğazı ablukasındaki rolü göz önüne alındığında, bitmek bilmeyen bir ablukanın siyasi maliyetini karşılayıp karşılayamayacağı sorusu da ortada duruyor.

Bugün, Humeyni rejimi travma sonrası aşamayı yaşıyor ve acımasız bir iktidar mücadelesi ortamında rasyonel davranması beklenmiyor. Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı, deneyimli Kremlin analistlerinin görüşlerini tekrarlayarak, Tahran'da şahinler ve güvercinler arasında bir iktidar mücadelesinden bahsetti. Bu, Stalin sonrası Sovyetler Birliği’ni ve Mao Zedong sonrası Çin'i hatırlatıyor. Her iki örnekte de ne şahinler ne de güvercinler vardı; aksine şahin veya güvercin kılığına bürünmüş kargalar ve akbabalar vardı.

Bugün Tahran'da da benzer bir durum yaşıyoruz; sözde şahinler, tıpkı Nikita Kruşçev'in hizbinin Moskova'da, Deng Şiaoping'in hizbinin Pekin'de ve Hamaney'in hizbinin Tahran'da yaptığı gibi, rakiplerini ortadan kaldırmayı başardıkları takdirde güvercine dönüşecekler.

Soru şu: Hızlı çözümlerin ustası Trump, bu kadar uzun süre bekleyebilir mi?

Tahran'da rejimden geride kalanlar bunun farkında ve Trump'ı, kendisinden önceki yedi Amerikan başkanıyla olduğu gibi, güven artırıcı önlemlerle başlayıp, ayrı ara anlaşmalara ve nihayetinde uygulama mekanizmalarına doğru ilerleyen formalite müzakereler labirentine çekmeye çalışıyorlar.