Gökhan Çınkara
TT

Türkiye ve Körfez arasında yakınlaşan ilişkiler

İran’a yönelik ABD ve İsrail tarafından başlatılan askeri operasyon gün geçtikçe ilerliyor. Her iki tarafta kazanımlarını vurguluyor. İran’ın yaptırımlar altında şekillenen ekonomisi, toplumu ve siyaseti ise bu savaşı sürdürmeye muktedir mi, büyük soru işareti. 

Sorunlardan birisi de İran’da kimi dinleyeceğiz ve kulak kabartacağız. Siyasi liderliğin açıklamaları tazeliğini kaybetmeden, İran Devrim Muhafızları bu açıklamaların tam zıttı askeri eylemlerde bulunuyor. İran'da mevcut olan elit parçalanmışlığı üzerinde bir tül varken, şimdi bu artık bir boks maçını andırır şekilde ilerliyor. İran’daki ayrışmanın derinleşmesi günün sonunda şu sorunu da ortaya çıkarıyor: Tahran’da muhatabımız kim? Bu kaos her geçen gün büyüyecek gibi.

İran cephesinde bunlar olurken, bölgemizde 12 Günlük Savaş da olmayan birtakım yeniliklere de muhatap olduk. O da İran’ın artık yoğun ve agresif şekilde İsrail’i hedef almaktansa Körfez Arap ülkelerine yönelmesi. Körfez’de İran’ın çılgınlığından ve saldırganlığından payını almayan yok. Bu ise günün sonunda Tahran’a yönelik bakış açısını kökten değiştirecek bir gelişme yaratıyor. İran’a olan güven her zaman temkinliyken, şimdi Körfez Arap ülkeleri için temel mesele İran’ın artık caydırıcılığının kalmaması gerektiği üzerine yoğunlaşacak. 

Körfez liderleri siyasi istikrara, ekonomik gelişmeye ve diplomatik müzakerelere öncelik vermiştir. Şimdi yaşanan ise bu hedeflere odaklanan İran. Bu nedenle İran’da ne olursa olsun artık eskisi gibi bir durumun olamayacağı açık. İran dosyası genellikle İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Arap başkentlerinde nüfuzunu genişletmesi bağlamında ele alınıyordu. Lübnan’da, Bağdat’ta, Şam’da İran vekil güçleri veya kendisine yakın aktörler aracılığıyla siyasi düzlemi değiştirmeye çalıştı, fakat günün sonunda İran’ın kaynaklarının boşa harcandığı her geçen gün iç krizinin büyüdüğü bir kısır döngüye dönüştü. 

Bu süreçte bir gelişmeden bahsetmek gerekiyor. O da Türkiye ve Körfez arasında gelişen ve derinleşen ilişkiler. Bölgesel güvenliğe artan ihtiyaç Körfez ve Türkiye arasında ortak anlayışı artırıyor. Suudi Arabistan ve Türkiye arasında koordinasyon bu süreçte arttı. İran’da oluşan yeni tablo Türkiye ve Suudi Arabistan’ı birlikte hareket etmeye zorluyor. Bu işbirliği bölgede ortaya çıkabilecek yeni tehditlerin çevrelenmesi ve dış politikada eşgüdümlü hareket etme olarak özetlenebilir. İran’ın savaş sonrası durumu bölge için temel sınayıcı soru olacak. Bu sorunun çözümü ise bölge ülkelerinin ortak bir güvenlik şemsiyesini inşa etmesi ve İran’ın yakın gelecekte baş ağrısı olmaması için alınan önlemlere dayanıyor. 

İran’ın geniş nüfusu, doğal kaynakları ve tarihsel nüfuzu onu dikkatle takip etmeyi zorunlu kılmaktadır. ABD’nin bu savaşta İran’a vereceği tahribat İran’ın sahip olduğu bu olanakların değerini yok etmeyecektir. İran’da iktidara gelecek olanlar Batı ile işbirliğine açık olsalar da milliyetçi fikirleri temel alacaklardır. Bu fikir bölgemizde istikrarı sarsan en önemli faktör olarak görülebilir. İran’ın bu sebeple Suriye’dekine benzer şekilde Suudi Arabistan ve Türkiye ortak anlayışıyla yeni sürece hazırlanması hem İranlılar hem de bölge halkları için en iyi seçenek olacaktır.