Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Ud sanatçısı

Bireyin ağıtının tutulduğu bir zamanda -hele ki toplu cenazelerin çağında- bir tür mahcubiyet, çekingenlik, hatta tereddüt var. Ahmed Kabur sıradan biri değildi. O, Beyrut’un şarkı söyleyen evlatlarındandı; hafifçe öne eğdiği zarif fesiyle, musikinin bu mahalleyi henüz terk etmediğini ima ederdi. Bir yanıyla eski Mısır’ın neşesini; bir yanıyla da ince ruhlu Beyrut’un, Ebu’l-Abd’ın latifelerini, şakalarını ve mütevazılığını taşırdı. O hep şakaların konusu olurdu; incitmeyen, hafifçe uzatılmış bir lehçeyle, harfleri yumuşatarak anlatılan şakaların… Tadı kaçmasın diye tuza dengeli katılmış baharat gibi…

Beyrut çok sayıda şarkıcı yetiştirmedi. Ama kıvrık bıyıklı, iyi yürekli ‘sert adamlar’ verdi; meseleleri zorla değil incelikle çözen, korku değil saygı uyandıran adamlar. O adamlar sevilirdi, onlardan çekinilmezdi.

Ahmed Kabur, Beyrut karakterine oğulca bir incelik kattı: biraz yumuşatılmış bir aksan, içinde saklı aşk dizeleri ve “Göz kapağı aşkı öğretir” türünden bir lirizm... Son derece moderndi; ama küçük fesinin altında her zaman yüzündeki gülümseme, metinlerindeki ustalık, halk ezgilerinin sadeliği ve içlerindeki mizah ona eşlik ederdi. Beyrut’ta doğdu; salıncakların, çocukluğun Beyrut’unda yaşadı. O zamanlar yoksulluğun ve kanaatin cennetinde neşeli çocukların şehriydi Beyrut. Daha geniş bir şöhret dünyasına açılmak istemedi; eski dostlarının arasında mutlu kaldı. Onların bayrağıydı, yıldızıydı; hayatın zorluklarını da onların arasında eleştiren, onlara gülen biriydi. Dertlerini değiştirmeyi, onlardan kaçmayı reddetti; onları seyredip gülümseyerek kabullendi.

Metin, melodi, ses, fes… ve biraz da Arap ya da Araplaşmış bir Charlie Chaplin dokunuşu. Günlere, siyasete ve siyasetçilerin boşluğuna yöneltilmiş ince bir alay. Ahmed Kabur, yerel ve mütevazı bir ismin hayatını yaşadı; “Bu gece” şarkısını şikâyetsiz, alçakgönüllü ve büyük bir neşeyle söyledi. Söyledi, dans etti ve fesini sanki onun ayrılmaz bir parçasıymış gibi, sert adamların şövalyelik ve yiğitliğinin bir yansımasıymış gibi salladı. Ahmed Kabur kendi hikâyesinin kahramanı, dost meclislerinin şairiydi. Gülümseyen bir fes, küçük bir bıyık… Ve udunu konuşturarak hikâyeler dillendiren bir anlatıcıydı. Udunun sesi, “Senin udun gibi ey Ali!” dedirtecek kadar berraktı. Allah rahmet eylesin.