Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Pakistan’ın tesadüfleri

1971 yazı… Dünya her zamanki gibi kaynıyordu. Bir anda tehlikeli bir sır ortaya çıktı: ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger İslamabad’da tedavi görüyordu. Peki, hangi hastalıktan? ‘Çin hastalığından.’ Bu gelişme, Mao Zedong’un Pekin’de iktidara gelişinden bu yana küresel stratejik dengeleri değiştirecek; aynı zamanda Sovyetler Birliği’ni ‘izole edecek’ bir sürecin kapısını aralayacaktı. Bu yakınlaşma, adeta inanılması güç bir siyasi şölene dönüştü ve tarihe ‘Çin açılımı’ olarak geçti.

Yarım asır sonra, ‘Çin’ adı bu kez yine gizli bir anlaşmanın içinde beliriyor. Dünya dört bir yanında alev almışken, ABD Başkanı sükûnetle sahnede duruyor ve İran’la bir anlaşmayı -ya da anlaşma taslağını- duyuruyor. Pakistan, yarım yüzyıl sonra yeniden sahnede. Ondan haftalar önce ise Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Asya tarihinin en riskli ziyaretlerinden biri için İsrail’e gitmişti. Ne oluyor? Olan şu: Asya altüst oluyor. ‘Yeni’ olan, Binyamin Netanyahu’nun şekillendirdiğini iddia ettiği Ortadoğu değil; dünyanın yöneldiği ‘büyük Asya’. Bu dönüşüm sadece nüfus yoğunluğuyla ilgili değil. Bilimsel ilerleme de Hindistan ve Çin’i aynı kokpite yerleştiriyor; onları ayıran tek şey, uzun bir ‘küresel engeller tarihi’. Bugün Hindistan’ın görece kapitalist ülkeler safında yer alması, Çin’in ise -belki de daha belirgin biçimde- aynı çizgide ilerlemesi şaşırtıcı değil mi? Dünya değişiyor demiştik. Belki de daha doğrusu, zaten değişti ve mesele kapanmış durumda.

Henry Kissinger, son Çin ziyaretini yaptığında yüz yaşını aşmıştı. Hiç kuşkusuz, ABD ile Çin arasındaki yakınlaşma onun en önemli siyasi hamlesiydi. Ortadoğu’da, Vietnam’da, Kamboçya’da ve Latin Amerika’da başarısızlıklar yaşarken; perde arkasında stratejik dengeleri değiştirmek ve Çin devinin yükselişine zemin hazırlamak için çalışıyordu.

Bugün Pakistan’daki stratejik oyun, uzun vadeli ve çok katmanlı bir süreç. Bunu ‘sürpriz’ olarak nitelemek, son dönemde yaşanan büyük gelişmeleri görmezden gelmek olur. Bunlar arasında, yıllar boyunca özel ilişkiler sürdüren Pakistan ile Bangladeş arasındaki gerilimler de yer alıyor.

‘Uluslararası oyun’ yeniden Asya’ya dönmüş durumda: nüfuz, kaynaklar ve kadim geçiş yolları üzerine bir mücadele… Pakistan’ın önemi ise ‘İslam dünyasının nükleer gücü’ olarak yeniden öne çıkmasıyla artıyor. Tüm bunlar gerçekten birer tesadüf mü?