Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Sisteme göre

Lübnan’ın kuruluşundan bu yana pek çok kişi onun siyasal sistemine itiraz etti… Bunun yaşaması mümkün olmayan, kusur ve aksaklıklarla dolu bir düzen olduğu; ancak ‘sistem’ olarak ölürse (ya da öldürülürse) bir devlet olarak yaşayabileceği söylendi. Hem Lübnan içinde hem de dışında bu yaygın görüşü savunanlar, herkesi kucaklayan, özgürlüklere açık, Doğu ile Batı’nın buluşma noktası olan bir ülke istemiyorlardı.

Lübnan sistemini reddedenlerin çoğu Lübnanlı değildi. Bunlar arasında önce Nasır yanlıları, ardından Filistin direnişi, sonra da Suriye yer aldı. Bu evrelerin her birinde bu güçlerden biri sistemi yıkmaya, yerine kendinden öncekini reddeden ve sonrasını yok sayan otoriter bir yönetim kurmaya çalıştı. Ancak bu kırılgan sistem garip bir şekilde ayakta kaldı; tüm baskılara, işgallere, suçlamalara ve aşağılamalara rağmen devlet geleneği olarak bilinen unsurları -yargı, basın, diplomasi, adalet fikri ve kültürel derinlik- en iyi örneklerden biri olmayı sürdürdü.

Biz ise sistemi ortadan kaldırmayı talep edenlere, asıl değiştirilmesi gerekenin bu emaneti kötü taşıyanlar ve yanlış seçimler yapanlar olduğunu söyledik. Sistem, anayasa ve ulusal mutabakat ise en gelişmiş anayasalardan alınmış metinlerdi. Yönetimi sarsan krizlere rağmen anayasal yapı, kırılganlık ve istibdat müzesinde sergilenen seçkin bir modele benzer biçimde varlığını korudu; metin, eksikliklerin kusurlarından daha güçlü kaldı. Anayasa, anayasalara bağlı olanlar zayıfladığında bile güç kazanıyordu.

Geçtiğimiz salı günü Washington’da Lübnan-İsrail görüşmeleri başladığında, üçüncü dünyada nadir bulunan bir sisteme sahip olduğumuzu yeniden fark ettik… Heyetin başkanı bir kadındı. Üstelik bu kadın Dürzi bir Müslümandı ve bir Hristiyanla evliydi. Sistem, hâlâ ayrımcılık diliyle konuşan bir heyetin karşısına bundan daha iyi, daha çoğulcu bir örnek olarak ne sunabilirdi?

Elbette kimse Lübnan heyetinin ülkenin ve devletin tüm renklerini temsil edecek şekilde özel olarak tasarlandığını düşünmedi. Ama bazen rastlantı takvimden daha hayırlıdır; kusur metinlerde değil, zihinlerdedir. ‘Sistem’, en karmaşık ve en zor görevlerden birini bir kadına, üstelik mezhepsel azınlığa mensup birine emanet etti; Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği için de yine Dürzi bir kadını aday gösterdi ve hâlâ her altı yılda bir cumhurbaşkanını seçmeye devam ediyor.