Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Körfez limanlarına yönelik tehdit

İslamabad’daki müzakerelerin durmasından bu yana çatışmalar hiç kesilmedi. Daha da tehlikelisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın deniz ticaretine yönelik abluka uygulama kararı oldu. Bu adım bölgedeki dengeleri altüst ederken, İran da Arap Körfezi limanlarını hedef almakla tehdit etti.

Sahada ise İsrail güçleri Lübnan’ın güneyinde ilerlemeye devam ediyor ve her bir başarı, İran’ın hem müzakere gücünü hem de moral kapasitesini zayıflatıyor. İsrail, Lübnan topraklarının yaklaşık üçte birinde kontrolü tamamlamış durumda ve ayrıca Hizbullah’ın en önemli üç askeri kalesi olan Bint Cubeyl, el-Hıyam ve Tayyibe’yi ele geçirmeye oldukça yaklaşmış görünüyor. Savaşın etkisiyle Lübnan hükümeti de tarihi bir adım atarak, Hizbullah’ın tehditlerine rağmen İsrail ile doğrudan müzakereye yöneldi.

İranlılar ise kısa süre içinde yeniden ABD ile müzakerelerin başlatılmasını talep etmeye başladılar; bu da deniz ablukasını durdurabilecek tavizler vermeye hazır oldukları anlamına geliyor.

Deniz ablukası, Tahran açısından en ağır darbe olarak görülüyor. İran’ın deniz ticaretinin engellenmesi, yeterince uzun ve sert uygulanması halinde İran rejimini dahi sarsabilecek güçte. Ancak İran’ın denizden boğulmasının bölgesel etkileri de büyük olabilir; bu durum, büyük savaşın yeniden alevlenmesine yol açabilecek bir zincir reaksiyonu tetikleyebilir.

Atılmış hesaplı bir adım olarak ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı içinde ve çevresindeki tüm gemi trafiğini engelleyecek şekilde İran’ın Körfez ve Umman Denizi kıyısındaki Bender Abbas, Buşehr ve diğer limanlarının abluka altına alınmasına başlandığını duyurdu. Bu kararın, İran’a günlük yaklaşık yarım milyar dolar düzeyinde ekonomik kayıp yaşatacağı ve aynı zamanda ülkenin siyasi pozisyonunu zayıflatacağı belirtiliyor. Zira İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü daha önce Körfez ülkelerine ve küresel ekonomiye karşı bir pazarlık aracı ve tehdit unsuru olarak kullanıyordu.

Olası sonuçlardan biri, İran rejiminin ablukaya karşılık Körfez limanlarını vuracağı ve karşılıklı yıkım politikasına geri döneceği tehdidinde bulunmasıdır. Tahran, Arap komşularına zarar verme konusunda tehditlerinin ciddiyetini daha önce kanıtlamış ve Irak ile Ürdün’ün yanı sıra altı Körfez ülkesinde hayati öneme sahip sivil tesislerin tahrip edilmesine neden olmuştu.

Bu durumda Körfez ülkelerinin, ekonomilerinin can damarı olan limanlarının hedef alınması halinde daha fazla kaybı karşılayıp karşılayamayacağı sorusu öne çıkıyor. Çünkü bu limanlardan petrol, doğalgaz ve petrokimya ürünleri dünya pazarlarına ulaştırılıyor.

Savaşta başka seçenek yok; zira Körfez ülkeleri savaşı önlemek için kendilerinden beklenen her şeyi yaptılar ve ABD güçleri askeri operasyonlarını denizdeki filolarından ve İran'ın kuzeyindeki üslerinden yürütmek zorunda kaldı. Buna rağmen Tahran, tüm dünyaya ekonomik yükü artırmak için Körfez tesislerini vurmayı tercih etti ve hedefine ulaştı; petrol ve gaz fiyatları ikiye katlandı, ardından ulaşım, havacılık ve doğrudan ve türev petrol ürünleri fiyatları yükseldi.

Bu nedenle İran'ın aynı taktiği tekrarlayıp Körfez ülkelerini yeniden hedef alması muhtemel.

ABD’nin hesaplamaları, her iki tarafın da çekeceği acıyı, Tahran’ın deniz ticaretinin durması halinde ne kadar süre sonra taviz vermek zorunda kalabileceğini tahmin etmeyi içeriyor. Ayrıca, iki haftalık ateşkesin sona ermesinin ardından bombardımanın yeniden başlaması durumunda, İran’ın elindeki silahların ne kadarının kaldığını hesaplamak, daha fazla füze fırlatma kapasitesini ve isabet oranını belirlemek de bu hesaplamaların bir parçası.

Aynı zamanda, Tahran’ın 38 günlük savaştan ağır yaralar aldığını, liderlik boşluğu tehdidi altında olduğunu ve Lübnan’da olduğu gibi dış kolunun zayıfladığını biliyoruz. Peki, tüm bunlara rağmen acı dolu bu oyuna devam etmeye ve parmaklarını ısırmaya karar verecek mi?

Körfez ülkelerinin denizcilik ve petrol altyapısının önemli bir bölümünü yok edebilirsin; ancak bu ülkeler yıkılanı yeniden inşa etme ve büyük kayıpları telafi etme kapasitesine sahip. İran, rejimin varlığını bile riske atabilecek bir kumar oynamakta ve bu, yeni çatışma turunda oldukça yüksek bir risk anlamına geliyor. Washington’un mücadeleyi sürdürmeye hazır olduğu da kendini gösterdi. Bu çerçevede Trump için en iyi seçeneğin, İran rejimini dünya önünde teslim olmaya zorlayacak bir sonuç elde edene kadar bombardımanı sürdürmek olduğu söylenebilir; özellikle de önceki çatışma turunda ABD kayıplarının oldukça sınırlı kaldığı, 13 askerin hayatını kaybettiği ve bunların yarısının Irak’taki bir uçak kazasında öldüğü dikkate alındığında... İsrail de İran’ı müzakerelerden elde edebileceğinden daha fazla taviz vermeye zorlamak amacıyla savaşın devam etmesini istiyor. Ayrıca anketler, İsraillilerin, İran’ın sürekli bir bölgesel tehdit kaynağı olmaktan çıkmasını sağlayacaksa daha fazla kaybı göze almaya hazır olduğunu gösteriyor.

İran’ın yeni yönetimi görünüşte sert bir tavır sergiliyor, ancak müzakerelere geri dönme isteğini ortaya koyan taraf da onlar. Yıkım seçeneğinden kaçınmak ve rejimin varlığını tehlikeye atmamak, onların menfaatine daha çok uygun. ABD ve İran heyetleri müzakerelere geri dönerse, abluka ve yıkım tehditleri daha az olası hale gelecek.