Irak'ta başbakan atama süreci, 20 yılı aşkın süredir çelişkiler ve tutarsızlıklarla dolu tuhaf bir hikâyedir. Bu süreç, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra kabul edilen 2005 Irak Anayasası'nın diliyle örtülüdür. Ancak yüzeyin altında, Şii İslamcı parti liderlerinin belirli bir kişi üzerindeki “uzlaşması” yatmaktadır.
Irak'taki kota sistemi, kendilerinin hazırladığı anayasada belirtilmemesine rağmen, başbakanlığı Şiilere, parlamento başkanlığını Sünni Araplara ve cumhurbaşkanlığını Kürtlere tahsis etmektedir.
Dava, Irak İslam Yüksek Konseyi ve Bedir Örgütü gibi köktenci siyasi yönelimlere sahip Şii partiler, Şii nüfusunun büyük bir kesiminin bu partilerin kendilerini temsil etme tekelini reddetmesine rağmen, Irak'taki Şiilerin temsilini tekelinde tutmaktadır.
Irak'ın saygın araştırmacılarından Dr. Reşid el-Hayyun'un birkaç gün önce el-İttihad'da yayımlanan makalesinde, Irak'taki Şii İslamcı otoritenin başı olan “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki sancılı sürecin ardından Ali el-Zeydi'nin Irak Başbakanı olarak atanmasıyla ilgili yaptığı ironik gözlemler yer alıyor.
Diğer ülkeler gibi Irak'ın mirası ve tarihi konusunda uzman olan Dr.Hayyun, Şemseddin İbn Tolun'un (ö. Hicri 952 yılı) “İnbâü’l-ümerâ bi-enbâi’l-vüzerâ” adlı kitabını hatırlatarak, Abbasi dönemi Irak sözlüğündeki “vezir”, Osmanlı sözlüğündeki “sadrazam” ve Mağrip sözlüğündeki “birinci bakan” makamı ile günümüzde Irak'ta Dava Partisi, Irak İslam Yüksek Konseyi, Bedir Örgütü, Asaib Ehlil Hak ve Nuceba Hareketi gibi diğer milislerin hakimiyetindeki başbakanlık makamı arasında bir karşılaştırma yapıyor.
Geçmişte vezir veya sadrazam doğrudan emir, sultan veya halife tarafından atanırdı. O zamanlar insanlar demokrasi nedir bilmezlerdi, dolayısıyla böyle bir iddiaları da yoktu.
Zeki araştırmacımız Reşid el-Hayyun bu konuda şöyle diyor: “Dünün emirleri, mevcut monarşi sistemine göre sahip oldukları bir şeyi bahşederken ve hiçbiri demokrasi veya seçilmiş olduğu iddiasında bulunmazken, bugünün emirleri sahip olmadıkları bir şeyi bahşediyorlar. Bir şey iddia ediyor ama başka bir şeyi uyguluyorlar. Bu gelenekte, “bakan” artık tek bir emirin yükünü veya sorumluğunu değil, aksine emirlerin ve maiyetlerinin yükünü üstleniyor. Bunlar da ülkelerinin çıkarlarından önce kendilerinin çıkarlarını önemseyen rejimlerin ağır yükünü taşımaktadırlar.”
Her seferinde aynı adımları atıp her seferinde farklı bir sonuç bekliyorsanız, o zaman sadece hayal vadilerinde ve şaşkınlık çöllerinde dolaşan bir gezginsiniz demektir.
Zeydi, Sudani ve kendisinden önceki tüm başbakanlar gibi, geçmişte olduğu gibi tek bir emirin kararının değil, emirler arasındaki uzlaşmanın ürünüdür. Öyleyse neden yeni bir şey bekliyoruz ki?!
Irak, büyük bir ülke ve tarihi ondan da büyük. İnsan ve doğal kaynakları en üst düzeyde. Ancak talihsizliği, nadiren bilge bir yönetime sahip olmasıdır. Bunun nedeni Irak'ın bilge liderler yetiştirmekten aciz olması değil, yönetim “kulübünün” kapılarının bu tür liderlere kapalı olmasıdır.