Son dönemde eski rejim mensuplarına yönelik gözaltı operasyonları belirgin biçimde arttı; özellikle rejimin askerî kadroları ile güvenlik aygıtlarının öne çıkan isimleri hedef alınıyor. Yapılan tutuklamalar, her durumda bu kişilerin işlediği suçlara dayandırılıyor: gözaltılar, işkenceler, infazlar, zorla kaybetmeler ve tahayyül edilmesi bile güç başka korkunç eylemler… Özellikle askerî sağlık hizmetlerinde görev yapmış kişiler arasında tutuklananlar meselenin en sarsıcı tarafını oluşturuyor. Normal şartlarda suç mekanizmalarının en uzağında olmaları beklenen bu insanlar, Suriye’nin yaşadığı sistematik vahşete yalnızca ortak olmakla kalmamış; cesetlere yönelik ihlaller ve organ ticaretinin icra boyutunda üstlendikleri rollerle de karanlık bir iz bırakmışlar.
Mesleğin bana kazandırdığı alışkanlıkla, gözaltına alınan kişileri isim isim, geçmişte rejim ordusu ve güvenlik aygıtlarındaki görevleriyle birlikte takip ediyordum; hangi suçlarda rol aldıklarını araştırıyordum. Bu meseleye ilgim giderek daha da yoğunlaştı. Çünkü yıllar boyunca gazeteci ve rejim muhalifi kimliğim nedeniyle yollarımın kesiştiği, hatta bizzat tanıdığım bazı isimleri arıyordum. Bu kişilerden birçoğu, diğer Suriyeliler gibi bana da büyük acılar yaşattılar. Bunların en ağırlarından biri, oğlum Visam’ın 2013 yılında ikinci kez tutuklanmasıydı; askerî istihbarata bağlı Baskın ve Operasyon Şubesi’nde (215 No’lu Şube) işkence altında öldürülmesiyle sonuçlanan tutuklama…
Takip ettiğim subay isimleri arasında alışılmadık, pek duyulmamış isimler de vardı. Bu durum, Suriye istihbarat subaylarının çoğu için zaten olağandır. Çünkü onlar gölgelerin içinde yaşarlar: ne fotoğrafları vardır ne görünür ilişkileri ne de zorunlu olmadıkça kurdukları bağlar… Bunun temel nedeni kimliklerini gizlemek, kendilerine ulaşabilecek her türlü bilgiyi bastırmak ve işledikleri suçlarla kirli faaliyetlerin isimleriyle anılmasını engellemektir. Hafız Esed döneminde de Beşşar Esed döneminde de rejim, özellikle ordu ve güvenlik bürokrasisindeki yetkililerin işlediği suçlarla dolup taşmıştı. Ancak Suriyelilerin devrimi ve bu uğurda verdikleri büyük bedeller sayesinde dünya artık bu suçların geniş ölçüde farkına vardı.
Baskın ve Operasyon Şubesi (215 No’lu Şube), çok sayıdaki tutuklu ölümü nedeniyle ‘Ölüm Şubesi’ olarak biliniyor. Burada ölümler yalnızca işkence sonucu yaşanmıyordu; mahkûmların maruz bırakıldığı ağır sağlık ve yaşam koşulları veba, tüberküloz ve hepatit gibi ölümcül hastalıkların yayılmasına yol açıyordu. Üstelik tanıklıklara göre hastaların tedaviye erişmesi sistematik biçimde engelleniyordu. Şubeden sağ çıkmayı başaran onlarca kişinin ifadeleri, her gün onlarca tutuklunun öldüğünü ortaya koyuyor. Sezar Belgeleri’ne göre ise yalnızca bu şubede hayatını kaybedenlerin sayısı 3 bin 532’ye ulaşıyordu.
Suç dosyalarına karışmış başka subaylar da var. Güvenlik güçlerinin onları da yakalayarak halka karşı işledikleri suçların hesabını vermelerini sağlamasını bekliyor, umut ediyoruz. Ancak bunun amacı intikam değil; amaç, adaletin yerini bulması ve Suriye’de yaşananların bir daha ne burada ne de başka bir yerde tekrarlanmaması fikrinin kökleşmesi. Ayrıca suçluların yargılanması, geçiş dönemi adaletinin temel aşamalarından biri. Bu yalnızca Suriyelilerin büyük çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı bir mesele değil, aynı zamanda uluslararası toplumun da ortak kabulü. Birleşmiş Milletler’in (BM) Suriye’ye ilişkin kararları -özellikle 2015 tarihli 2254 sayılı karar- geçiş dönemi adaletinin ana çerçevesini çizmiş; Suriyelilere karşı suç işleyen herkesin hesap vermesi, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, toplumsal barışın güçlendirilmesi, mağdurların zararlarının giderilmesi ve tazmin edilmesi gerektiğini açık biçimde vurgulamıştır. Bunlar, Suriyelilerin hayatını yeniden normalleştirmek ve Suriye’nin yeniden inşasını mümkün kılmak açısından vazgeçilmez adımlardır.
Bu nedenle artık Suriye hükümetinin, geçiş dönemi adaletinin acil ve temel başlıklarını hayata geçirmek konusunda daha hızlı adımlar atması gerekiyor. Böylece Suriyelilerin, Esed rejiminin ağır mirasından kurtulup daha iyi bir geleceğe yürüme umudu güçlenecektir. Bu umut ve hedef, belki de istisnasız bütün Suriyelilerin ortak özlemidir.