Yerel tarafların isteği üzerine Maşrık (Levant), Irak ve Mısır'a yapılan uluslararası müdahaleler yeni bir olgu değil. Aksine, bu bölgedeki, özellikle de daha geniş anlamda Maşrık'taki siyasi uygulamaların ve siyasi “kabileler” arasındaki çatışmaların en belirgin özelliklerinden biridir.
Çarlık İmparatorluğu Rusyası da bu güçler arasındadır. Mevcut başkan Putin Rus çarlarının devamıdır. Hatta Sovyetler Birliği liderleri, bu küresel Rus yayılmacı hırsının solcu bir yorumunu temsil etmektedir. Sonuçta, coğrafyanın ruhu ve ekonomik gücün çağrısı, herhangi bir rejime kendini dayatan şeydir!
Ancak burada, Maşrık bölgesinin kıyı şeridinin büyük bir bölümü ile Bilad-ı Şam’ın iç kesimlerinin büyük bir kısmını yöneten, öne çıkan bir Filistinli-Şamlı yöneticiyle ilgili ilgi çekici bir tarihi olaya odaklanmak istiyorum. Bahsettiğimiz yönetici, dedesi Zeydan'ın Hicaz'daki Taif'ten gelip Safed ve güney Maşrık’ta siyasi bir hanedan kurduğu Emir Zahir el-Ömer'dir.
Bu adam Osmanlı devletine isyan etti ve bağımsızlık arayışına girdi. Rus İmparatorluğu'nu kendisine bir müttefik olarak gördü ve Osmanlı ile şiddetli bir savaş içinde olan bu büyük gücün yardımını almaktan sevinç duydu. Ruslar da Zahir Ömer ile Mısır’ın yöneticisi Ali Bey el-Kabir'i Osmanlı İmparatorluğu'na karşı kendilerine müttefik olarak gördüler.
Kalesi Filistin’deki Akka şehri olan Zahir Ömer, Sayda ve Yafa'yı ilhak etmeyi başardı ve 1772 -1773'te Beyrut'u kuşattı. Rus donanması da ona yardım sağladı. Resmi tarihsel anlatı bu şekilde, peki ya gayri resmi anlatılar?
“Arap Tarihindeki Kayıp Halka: Osmanlı Yönetimi Altında Arapların Durumu” adlı kitabı okurken tesadüfen karşılaştığım bu güzel hikâyeyi sizinle paylaşmak istiyorum.
Kitabın yazarı, muhafazakâr bir Arap milliyetçisi, tarihçi, yazar ve Lübnanlı siyasetçi olan Muhammed Cemil Beyhum'dur. 1919'da Fransa'dan “Irak ve Suriye'deki İki Manda” başlıklı teziyle doktora derecesi almış ve 1978 yılında yaklaşık doksan yaşında vefat etmiştir.
Bu ilgi çekici kitapta, Emir Zahir Ömer ve Beyrut'u işgali dönemini anlatırken şöyle diyor: “Uzun bir ömür yaşamış ve bu işgale tanık olanlardan hatıralarını dinlemiş olan rahmetli halam Amine, bana o zamanlar işgalci Rus filosunun komutanının emriyle Beyrut pazarlarında dolaşan bir habercinin: 'Sultan multan yok... sadece Çariçe Katerina var!’ diye bağırdığını anlatmıştı.” Söz konusu işgal Sultan Birinci Abdülhamid'in (1774-1789) saltanatı sırasında gerçekleşmişti.
Zahir Ömer'in sonu trajik oldu. Ruslar, 1774 yazında Osmanlı İmparatorluğu ile Küçük Kaynarca Antlaşması'nı imzaladıktan sonra onu terk ettiler. Bunun üzerine kendi adamlarından birkaçı tarafından başı kesilerek Şam'daki Osmanlı valisine hediye olarak sunuldu.
Amine Hala’nın hikayesi özellikle dikkatimi çekti, çünkü burada nesiller boyunca aktarılan sözlü anlatıların değeri ortaya çıkıyor ve bu anlatılar olayların sıcaklığını ve insanların bunlara doğal tepkisini aktarıyor. Bunlar, resmi tarih kayıtlarında veya basının ortaya çıkışından sonra bile haberler ile korunmayan hikayelerdir. Bu noktada daha önemli bir husus öne çıkıyor, o da tarihin her zaman “tamamlanmamış bir metin” olduğudur.