Fetih ya da en azından resmi kısmı, aynı türden isimlerin yenilenmesiyle sonuçlanan 8’inci konferansını tamamladı. Her zamanki gibi kazananlar için kutlamalar yapılırken, kaybedenler için yas törenleri düzenlendi. Başarılı olanlar konferansı demokrasinin zirvesi olarak sundular ve hareketi mevcut zor durumundan bir sonraki aşamayı başarıyla atlatmasını sağlayacak bir konuma taşıdığını belirttiler. Bu arada kaybedenler, konferansın girdilerini manipüle ederek ve nihayetinde sonuçlarını kontrol ederek, yenilgilerinden sorumlu olanlardan intikam alacakları sözünü verdiler.
Zafer sevinci ve kaybetme acısı sırasında gerçeklikle hiçbir ilgisi olmayan birçok şey söylenir. Zira konferansta kazananlar da kaybedenler de aynı kumaştandır, dahası konferansın mevcut durumdan farklı bir yere taşıyabileceği iddiası, iç ve siyasi dinamikler üzerinde gerçek bir etki yaratmaktan ziyade retorik bir iddiadır.
Siyasi koşullar Fetih'i destekledi ve kısa bir süre içinde Filistinlilerin en çok güvendiği oluşum haline gelmesini sağladı. Ürdün'deki baş rakibi merhum Vasfi el-Tel'in tanımladığı gibi “uzun zamandır beklenen ve doğduktan sonra ailenin gözdesi haline gelen bir çocuk” gibi oldu.
Haziran 1967 yenilgisinin ardından ve Nasır'ın tarihi “Kalmak için doğdu” sözüyle varlığını onaylamasıyla Fetih geniş alanlara yayıldı. Ama daha sonra bu yayılmanın kendisini kontrol etme ve örgütleme kapasitesinin çok ötesinde olduğu kanıtlandı. Dünyanın neresinde Filistinliler varsa, Fetih de oradaydı ve kendisine güvenmenin mantıklı olduğunu gösteren askeri ve siyasi başarılarıyla etkisini pekiştirdi. Anavatana komşu iki bölge olan Ürdün ve Lübnan'da, etkisi neredeyse devlet içinde devlet seviyesine ulaştı, ta ki değerli Maşrık (Levant) topraklarından tamamen kovulana kadar. Bundan sonra dünya genelini kapsayan daha geniş bir siyasi coğrafyaya yöneldi.
Tarihi liderliği, Arafat ve kurucu yoldaşları, Filistin halkının güvenini kazanmıştı. Böylece, bölünme, isyan ve kendisine alternatifler oluşturmaya yönelik tüm girişimleri engellemeyi başardı. Sürgünde yönetilen bir devrimden, anavatanın bazı kısımlarını yönetme projesine doğru tarihi bir geçiş yaşandığında, Fetih sürgünden yönettiği halkla yüz yüze geldi. Yeterince öngöremediği bir durumla karşı karşıya kaldı: On yıllarca süren, bireyi ve Filistin toplumunu temelden etkileyen acımasız yerleşimci-sömürgeci işgal altındaki bir halkı yönetmek.
İşgal geri çekilip ülkeyi ulusal bir liderliğe teslim etmedi. Aksine, ikili etkisiyle, yani geçmişte Filistinlilere yaşattığı geniş çaplı yıkım, baskı ve parçalanma, bugün de Filistin Otoritesi kontrolündeki bölgeleri ya doğrudan askeri işgal altında tutarak ya da şehir ve köylerin giriş ve çıkışlarını kontrol ederek kuşatılmış adalara dönüştürerek varlığını sürdürdü. Bu yıpratıcı durum, kalıcı bir barışa duyulan umudu azalttı ve yerini Filistinlilerin çektiği kolektif acı aldı; sanki işgal değişmeden kalmış, hatta daha da yoğunlaşmış gibiydi.
Fetih, tüm bunlarla Filistin siyasi sahnesinin iki ana organı aracılığıyla mücadele etti; yeni kurulan Otorite ve kendisini en yüksek meşruiyet kaynağı olarak pekiştiren örgüt. Barış denemesinin başlangıcında, İşçi Partisi'nin de ortak olduğu ve tüm dünyanın bu tarihi girişimi başarısız olması imkânsız görünecek kadar desteklediği dönemde, inkâr edilemez başarılar elde edildi. Ne var ki, imkânsız görünen şey, Filistinlilerle herhangi bir uzlaşma ilkesine karşı çıkanların İsrail'de iktidara gelmesi ve barış deneyimini altüst etmeyi başarmasıyla uluslararası barış sürecine tek olasılık olarak kendini dayattı. Likud Partisi’nin iktidara gelmesinden bugüne kadar, ABD ve dünyanın himayesinde Filistinliler ve İsrailliler arasında müzakere yoluyla barış sağlama olasılığı sona erdi ve yerini Filistin davasının tarihindeki en şiddetli savaş aldı. Bu savaş, diğer şeylerin yanı sıra, muazzam güçlü konumu ve sembolik statüsüyle birlikte Yasser Arafat'ı da yanında götürdü ve barış projesinin mimarı olan Fetih'i son derece zor ve karmaşık bir durumun ortasına yerleştirdi. Zira ona ve projesine zarar verebilecek muazzam yeteneklere sahip bir rakip ortaya çıkmıştı; siyasi İslam. Dahası İsrail'de, esasen bir Fetih projesi ve liderliğinin gerekçelerinden biri olan Oslo projesinden geride kalanları da ortadan kaldırma yaklaşımı yerleşmişti. Bu durumda büyük hareket, yani Fetih kendisini başa çıkmak için gereken güçten yoksun olduğu zorluklarla karşı karşıya buldu.
Olumsuz iç ve dış etkiler Fetih'e sızdı ve hareket içinde ve daha geniş düzeyde Filistinlileri birleştirme gücüyle iyi bilinen Arafat'ın yokluğunda, Fetih kendisini uzun tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durumda buldu.
Geçmişte gücü, halkın kendisinden beklentilerinin çoğunu karşılayabilme yeteneğinde yatıyordu. Ancak günümüzde, kendisine karşılayamayacağı halk talepleri dayatıldı. Daha da kötüsü, ülke genelindeki kötüleşen ekonomik durum ve bir zamanlar umut veren ve zorluklara dayanmaya yardımcı olan siyasetin çıkmaza girmesi, dahası bölünme nedeniyle temelden sarsılan ulusal birliğin sağlanamaması başta olmak üzere, tüm bu sorunların çözümü düşmanın elinde. Bütün bunların felaket etkisini daha da büyüten, dostların, müttefiklerin ve tüm dünyanın, sürgün döneminde ve barış sürecinin ilk aşamalarında Fetih’e sunulanların bir kısmını bile sunamamasıdır.
Sekizinci Fetih konferansı daha öncekilere benziyor, zira seçilen yeni ve eski liderler (ne kadar önemli olsa da) yönetim ve siyasette bir mesleki liyakat sınavıyla değil, çözümü ellerinde olmayan sorunlarla karşı karşıya olduklarını göreceklerdir. Bu, Fetih'in konumunu, liderliğinin değerini ve halkın başarılarına olan sürekli güvenini etkileyen en önemli faktördür.