Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
TT

Sivil bir havaalanı ateş altında

Çarşamba sabahı şafak vakti Bahreyn ve Kuveyt, anlamları askeri eylem sınırının ötesine geçen ciddi bir olaya uyandı. İran Devrim Muhafızları, iki ülkeye füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi. Her iki ülke de herhangi bir savaşın tarafı değil ve füzelerin bazıları Bahreyn'deki hedeflerine ulaşamazken, diğerleri Kuveyt'teki sivil bir havaalanına isabet ederek, herhangi bir çatışmayla ilgisi olmayan sivil bir tesiste can kayıplarına ve yaralanmalara neden oldu. Körfez ülkeleri bu saldırıyı hızla kınayarak, uluslararası hukuku ve devletler arası ilişkilerin normlarını ihlal eden haklı gösterilemez bir eylem olarak değerlendirdi.

Dikkat çekici olan, bazı İranlı kaynakların saldırıyı “yabancı askeri üsleri” hedef aldığını söyleyerek haklı çıkarmaya çalışmasıydı. Bu gerekçeyi destekleyen bazı kişiler de yaşananları meşrulaştırmak için yeterli olduğunu düşünüyor. Ancak bu, temel hukuki ve siyasi gerçeği göz ardı eden kusurlu bir mantıktır: Bağımsız bir devlette yabancı askeri üslerin varlığı kendi başına yasadışı eylem değildir. Aksine bu, devletlerin ulusal çıkarları ve güvenlik değerlendirmelerine göre kullandıkları egemen bir haktır; özellikle de hava sahalarının veya topraklarının başkalarına saldırmak için kullanılmasına izin vermeyeceklerini defalarca ve alenen ilan etmişlerse.

Çağdaş uluslararası hukuk açık bir ilkeye dayanmaktadır: Her devlet, toprakları üzerinde tam egemenliğe ve güvenliğini ve çıkarlarını korumak için uygun gördüğü anlaşmaları özgürce yapma hakkına sahiptir. Birleşmiş Milletler Antlaşması ve Antlaşmalar Hukuku Hakkında Viyana Sözleşmesi bu ilkeyi açıkça güvence altına almaktadır. Bu nedenle, iki bağımsız devlet arasında yasal bir anlaşmaya dayandığı sürece, yabancı askeri üssün kurulması egemenlik ihlali teşkil etmez.

Bunun örnekleri çok sayıda ve çeşitlidir. NATO üyesi Türkiye, onlarca yıldır Amerika Birleşik Devletleri dışındaki en önemli Amerikan üslerinden biri olan İncirlik Hava Üssü'ne ev sahipliği yapıyor. Almanya da kökenleri İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme dayanan çok sayıda Amerikan üssüne ev sahipliği yapıyor. Japonya'da, Tokyo tarafından onaylanan güvenlik düzenlemeleri kapsamında Okinawa'da Amerikan üsleri bulunuyor. İngiltere, İtalya, İspanya ve Güney Kore de benzer üslere ev sahipliği yapıyor. Hiç kimse bu üslerin varlığının başka bir ülkeye Türk, Alman, Japon veya Güney Kore topraklarını bombalama hakkı verdiğini iddia etmemiştir.

Uluslararası hukuk, egemen devletlere bu tür kararları tek başına alma hakkını tanır. Bir devlet, ulusal güvenliğinin başka bir devletle savunma ortaklığı gerektirdiğini düşünüyorsa, bu tamamen egemenlik yetkisi dahilindedir. Ancak, üçüncü bir ülkenin, güvenlik tercihlerine itiraz bahanesiyle o devleti cezalandırma veya sivil altyapısına saldırma hakkını kendine tanıması, uluslararası kaosa kapıyı açacaktır.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, hava sahasının veya topraklarının herhangi bir ülkeye karşı düşmanca eylemler için kullanılmasını kesin bir dille reddettiğini ve İran'ın bu konudaki iddialarının temelsiz ve kanıttan yoksun olduğunu vurguladı. Ayrıca, bu iddiaların tekrarının hiçbir koşulda Kuveyt topraklarına veya sivil ve hayati altyapısına yönelik saldırıyı haklı çıkaramayacağının da altını çizdi. Bu, saldırıya uğrayan devletin bu iddiaların dayandırıldığı temeli resmen reddettiği ve bunun da saldırıyı haklı çıkarmak için kullanılan siyasi ve hukuki argümanı zayıflattığı anlamına geliyor.

Devletler arasındaki askeri ilişkilerin hukuki bir dayanağı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Ev sahibi ülkede konuşlandırılmış kuvvetlerin statüsünü, yargısal, mali ve idari yetki alanlarını ve her bir tarafın hak ve yükümlülüklerini tam olarak düzenleyen Kuvvetler Statüsü Anlaşmaları (SOFA) mevcuttur. Ayrıca, arazi ve tesislerin kullanımını, kalış süresini ve karşılıklı yükümlülükleri düzenleyen karargâh anlaşmaları da vardır. Başka bir deyişle, mesele belirsizlik veya yasa dışılık değil, uluslararası kabul görmüş bir hukuki çerçevedir.

Körfez devletlerini hedef almayı haklı çıkaran söylemin en tehlikeli yönü, sorumluluğu saldırgandan mağdura kaydırmaya çalışmasıdır. Egemen topraklara füze fırlatılmasını kınamak yerine, tartışma o ülkenin askeri üsse ev sahipliği yapıp yapmadığına evriliyor. Bu mantığa göre, dünyanın dört bir yanındaki onlarca ülkeye yapılan saldırılar haklı gösterilebilir. Oysa bu istikrarı hedefleyen herhangi bir uluslararası düzen için kabul edilemez bir mantıktır.

Ayrıca, sivil bir havaalanını hedef almak, siyasi tartışmanın ötesine geçen ilave bir soruyu gündeme getiriyor: Sivil havaalanları vatandaşlara, yolculara ve ulusal ekonomiye hizmet eden sivil altyapının bir parçasıdır. Bu tesisler füzelerin hedefi haline geldiğinde, kurbanlar savaş alanındaki askerler değil, hiçbir şekilde dahil olmadıkları çatışmaların bedelini ödeyen masum sivillerdir.

Modern dünya, en güçlü devletin iradesini silah zoruyla dayatması ilkesine değil, egemenliğe, sınırlara ve hukukun üstünlüğüne saygıya dayanmaktadır. Herhangi bir devletin komşularıyla siyasi olarak aynı fikirde olmama hakkı varken, bu anlaşmazlığı havaalanlarına, şehirlere ve sivil altyapıya füze yağdırmaya dönüştürme hakkı yoktur.

Mesele, askeri üslerden ziyade, yayılmacı bir hırs ve ulusal egemenliğe saygısızlıkla ilgilidir. Devletlerin kendi egemen kararlarını alma hakkını kabul edenler, aynı anda bu kararlar nedeniyle onları bombalamayı haklı gösteremezler. Bu, ne hukuken ne ahlaki olarak ne de siyasi olarak geçerli bir denklemdir.

Sonuç olarak: Egemenlik hedef alındığında, sessizlik, yanlışlığa ortak olmak anlamına gelir.