Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Saddam’dan Putin ve Sinvar'a

Moskova'daki diplomat bir arkadaşıma Ukrayna'da savaşan Rus kuvvetlerinin kayıplarının boyutunu sordum. Konuyu tartışmanın yasak olduğunu ve rakamın devlet sırrı olarak kabul edildiğini söyledi. Rusya'nın ABD'den farklı olduğuna örneğin, savaşta ölen bir askerin annesinin televizyonda gözyaşlarını yayınlama, ateşkes talep etme veya orduyu oraya gönderme kararını verenlerin yargılanmasını isteme hakkı olmadığına dikkat çekti. Öncelik, maliyeti ne olursa olsun savaşta zaferdir. Savaşın gerekçelerini veya etkinliğini sorgulamak vatana ihanet kategorisine girer.

Ayrıca, Başkan Vladimir Putin'in popülaritesinin, önceki yıllarda sahip olduğu yüzde 80’lik orana göre daha düşük olsa da hâlâ yüzde 60 gibi yüksek bir oranda olduğunu belirtti. Yasa, ölü ve yaralı sayısının yanı sıra, Rus ordusu adına ölmek üzere yakın ve uzak ülkelerden (Araplar dahil) Rusya tarafından getirtilen paralı askerlerin sayısını tartışmayı yasaklıyor. Aynı şekilde binlerce paralı askerin Ukrayna ordusunun yanında savaştığını belirtmekte de fayda var.

Savaş ve Batı yaptırımları, ülkenin geniş kaynakları ve son dönemde petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle Rus ekonomisinin çökmesini sağlamadı. Pazarlarda halen mal var, ancak kaliteleri eskisinden daha düşük. Ruslar savaştan bıktılar, ancak bunu açıkça ifade etmek için sokaklara dökülmediler.

Şubat 2022'nin son haftasında başlayan savaşı kimin başlattığını sordum. Cevap, kararın devlet başkanının etrafındaki çok küçük bir grup tarafından alındığı ve hükümetteki önde gelen isimlerin bunu ancak karar verildikten sonra öğrendiği yönündeydi. Bazı Kremlin yetkilileri arasında, Putin'in “özel askeri operasyon” olarak adlandırdığı şeyin hızlı, seri ve kesin sonuçlu olacağı, Ukrayna'nın çöküşünün hızlı olacağı yönünde bir izlenimin hâkim olduğunu belirtti.

Birçoğu savaşın bugüne kadar süreceğini ve Zelenskiy'nin ülkesinden tabutların sayısının bu kadar artarak gelmeye devam edeceğini asla hayal etmemişti. Savaşın ilk günlerinde ben de yanlış bir değerlendirmede bulunmuştum, belki de Putin'in geçmişinden dolayı. Putin'in geçmişi, yakın ve uzak başkentlere sızmış KGB'den gelmiş olduğu göz önüne alındığında, bir bilgiler ve raporlar adamı olduğu izlenimi veriyordu. Buna ilave olarak, Rusya Federasyonu içinde esmeye başlayan dağılma rüzgarlarını bastırmadaki başarısı vardı. Ayrıca, Batılı karar vericiler bu adamı yıllarca coşkuyla karşılamış, onu ağırlamış ve ziyaret etmişlerdi.

Diplomatın söyledikleri şuna dikkatimi çekti; güçlülerin hataları genellikle çok büyüktür ve Ukrayna'yı işgal etme kararı daha sonra, karar vericilerinin asla hayal etmediği, uzun süren bir savaş bataklığına yol açan maliyetli bir karar olarak sınıflandırılabilir. Diplomat, başkanın çevresindekilerin Ukrayna'nın “Ukranistan”a dönüşeceğini ve bu kadar büyük bir kanamaya neden olacağını asla hayal etmediklerini söyledi.

“Maliyetli karar” ifadesi dikkatimi çekti ve aklıma şu sorular geldi: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, karara katkıda bulunan dar çevrenin bir parçası mıydı? Bu tecrübeli ve deneyimli diplomat, Batı'nın böyle bir darbeye kolay kolay sessiz kalmayacağını ve karar alıcının yaptıklarının bedelini ödemesini sağlayacak bir yol bulacağını unutmuş muydu? Tıpkı Irak’ta “Bölgesel liderlik” üyelerinin sadakatinin Tarık Aziz'in çekingen tereddütlerinin üstesinden gelmesi gibi, generallerin görüşü, dışişleri bakanının görüşüne üstün mü geldi? Ve Lavrov, karar verildikten sonra bundan haberdar olmuş olabilir mi?

Karşılaştırmalar laneti acımasız Ortadoğu'da görev yapan bir gazetecinin peşini bırakmaz. Bir zamanlar, “Sayın Başkan” Saddam Hüseyin, İran Devrimi'ni yakın bir tehlike, kaotik bir hareket saydı ve İran'ı işgal etmenin onu çöküşe sürükleyeceğine inandı. Ordusuna sınırı geçme emri verdi ve 8 yıl boyunca tabutların geldiği bir savaşın içine sürüklendi.

Savaşa girme kararı, savaştan çekilme kararından çok daha kolaydır ve bu, İran-Irak Savaşı'nda olduğu gibi Rusya-Ukrayna Savaşı'nda da geçerlidir. Putin'in Saddam'a benzediğini ya da Irak Baas Partisi öğrencisinin KGB öğrencisine benzediğini öne sürmüyorum. Sadece, kendini aşırı güçlü hissetme duygusunun hatalara ve çoğu zaman da maliyetli hatalara yol açtığını söylüyorum. Ayrıca tarihe istenildiği gibi geçme takıntısının, ülke genelinde alevleri askerleri ve milyarlarca doları yutan büyük yangınları tutuşturmaya katkıda bulunduğunu söylemek istiyorum.

Güçlülerin yanılgıları büyük bir trajedidir. Saddam Hüseyin, dünyanın Kuveyt’in işgali darbesine sessiz kalacağını düşünerek kendini kandırdı. İşgalin ilk gününde, onu “özel bir askeri operasyon” olarak sundu. O gün kendisiyle iletişime geçen Kral Hüseyin'e, bunun bir “burun sürtme” yani Kuveytli yetkilileri disiplin etme operasyonu olduğunu söyledi.

Gazze Şeridi'nde yaşanan dehşet verici olaylar ve Batı Şeria’yı tehdit eden büyük tehlikelere rağmen Filistinli bir lidere neden tamamen sessiz kaldığını sorduğumda, maliyetli kararları düşünüyordum. İsrail ordusunun vahşetiyle dökülen kan gölüne ve kurbanların ailelerine duyduğu saygıdan dolayı sessiz kaldığını söyledi.

“Mevcut Nekbe’nin ilkinden daha kötü olacağından” korktuğunu belirtti. Aksa Tufanı olayından beri, Yahya Sinvar'ın Gazze'nin ve mensubu olduğu eksenin kapasitesini aşan büyük ölçekli bir savaş başlatmaya karar vermek yerine neden bir veya birkaç askeri kaçırmadığını kendi kendine sorduğunu belirtti. Tufan’ın “tarihin en büyük intihar eylemi” olduğunu söyledi. Filistinlilerin İsrail işgaline silahla direnmeye hakkı olduğunu, ancak hiçbir liderin sonuçlarının boyutunu algılamadığı kararları alma hakkına sahip olmadığını vurguladı. “Dünya şu anda Filistin meselesiyle değil, Hürmüz ve İran meselesiyle meşgul” dedi.