Mustafa Fahs
TT

Lübnan’ın Klayaat Havaalanı... Coğrafyanın rolünü yeniden üstlendiği an

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam sözünü tuttu: Rene Muavvad (Klayaat) Havaalanı’nın geliştirilmesi ve işletilmesine başlanacağına dair 6 Haziran’da yapılan resmî açıklama, onlarca yıl gecikmiş kurucu bir adım oldu. Çünkü mesele sadece Lübnan altyapısına yeni bir hava tesisi eklemek ya da yalnızca Lübnan’ın kuzeyini ilgilendiren kalkınma odaklı bir projeden ibaret değil; bu, Lübnan’ı etrafında şekillenen bölgesel ve küresel dönüşümlere yeniden bağlayan jeo-ekonomik bir hamle.

Onlarca yıldır Arap Maşrıkı’nda (Levant) coğrafya, kendi doğal mantığına uygun işlemiyordu. İdeolojik ve güvenlik temelli mülahazalar, coğrafyayı kapalı sınırlara ve işlevsiz koridorlara dönüştürmüştü. Körfez’i Şam bölgesine, Anadolu’ya ve Avrupa’ya bağlayan tarihi yollar, siyasetin barikatlarına ve nüfuz mücadelelerine takılıyordu. Suriye ise Baas rejiminin hüküm sürdüğü onlarca yıl boyunca, Doğu Akdeniz ile onun Arap ve Asya derinliği arasında adeta bir tecrit duvarı işlevi gördü.

Ancak 7 Ekim 2023’ün ardından yaşanan kırılmalar ve bunu takip eden Esed rejiminin çöküşü, ikili ittifakları ile çok taraflı ortaklıkları yeniden şekillendirerek coğrafyanın asli işlevine geri dönmesinin kapısını araladı. Riyad’dan İslamabad’a, Ankara’dan Kahire ve Doha’ya, oradan da Şam ve Bağdat’a uzanan hat boyunca bölge; askeri eksenler döneminden, kademeli olarak ekonomik koridorlar dönemine geçiş yapmaya başladı.

Bu bağlamda Klayaat Havalimanı, tek başına yaşanmış izole bir gelişme değil, büyük bir resmin parçasıdır. Son yıllarda bölge ülkeleri, onlarca yıldır kesintiye uğramış olan bağlantı projelerini yeniden canlandırdı: Türkiye’den Körfez’e uzanan demiryolu projeleri, Körfez’i Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan Kalkınma Yolu ile Irak’ın Yeni Şam projesi, Irak petrol boru hattının Lübnan ve Suriye kıyılarına ulaştırılması gibi tarihi enerji hatlarının yeniden işletilmesine ve Akdeniz’e açılan eski ihracat hatlarının fizibilitesinin yeniden değerlendirilmesine dair canlanan tartışmalar...

Ekonomik çıkarlar, bölge halkının yüzyıllar öncesinden bildiği bir gerçeği yeniden keşfetti: Bu coğrafya, kalıcı çatışma hatları olmak için değil; bir geçiş ve mübadele alanı olmak için var olmuştur. Arabistanlı Lawrence’ın yüz yılı aşkın bir süre önce hatlarını kestiği Hicaz Demiryolu bugün yeni biçimlerde geri dönerken, Çin de eski İpek Yolu’nun yerine Kuşak ve Yol girişimini ikame ediyor; küresel ticaret trafiği ise bir kez daha en kısa ve en güvenli yolları arıyor. Hatta stratejik bir alternatif olarak parlatılan Hindistan-Avrupa Koridoru bile, Gazze Savaşı sonrasındaki krizle birlikte, coğrafya siyasi istikrardan koptuğunda üzerine oynanan bahislerin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi.

Bu dönüşümlerin ortasında gözler, Lübnan’ın siyasi ve ekonomik olarak toparlanmasını, maliyeti ağır olan o ‘destek savaşlarından’ en az hasarla çıkmasını bekleyerek Beyrut’a çevrilmişti. İşte Klayaat hamlesi, ardından Suudi Arabistan’ın Lübnan mallarını yeniden ithal etme kararı ve daha öncesinde Şam ile Beyrut arasındaki ilişkilerin eşit düzeyde bir gelişme göstermesi, Lübnan’ın coğrafi kaçınılmazlığını kaybetmediğini ve bölgesel anı doğru okuyabilirse rolünü yeniden kazanabileceğini kanıtladı. Başbakan Nevvaf Selam’ın barış ve savaş kararını yeniden devletin eline alma konusundaki ısrarı ise aslında Lübnan’ın güneyinin, halkının ve zenginliklerinin selametini koruma kararlılığıdır; böylece Lübnan, İsrail ile ilişkilerin şartlarına göbekten bağlı olmayan bölgesel dönüşümlerdeki doğal rolünü üstlenebilecektir.

Bazıları, Lübnan limanlarının ve havalimanlarının Akdeniz’deki diğer limanlar lehine rollerini tamamen kaybettiğini, Hayfa Limanı’nın doğal bir alternatif haline geleceğini kesin bir dille iddia etmeye yaklaşmıştı; kimileri ise Lübnan’ın altyapısına yatırım yapmanın fizibilitesini sorgulayacak kadar ileri gitmişti. Oysa yaşanan dönüşümler tam aksini söylüyor. Beyrut ve Trablusşam limanları, Klayaat Havaalanı ile birlikte, Suriye derinliğini de yanına alarak Şam bölgesi (Levant), Irak ve Ürdün için deniz ve hava kapısı, Körfez ile Akdeniz arasında ise bir geçiş istasyonu oluşturabilir.

Netice itibarıyla, asıl zorluk artık coğrafyanın kendisinde değil, Lübnanlıların bu coğrafyanın geri dönüşünü yatırıma çevirme becerisindedir. Coğrafya rolünü geri kazandı, koridorlar yeniden açılmaya başladı ve bölge, çatışma meydanlarından bir çıkarlar ağına evriliyor. Geriye şu soru kalıyor: Lübnan yeni Maşrık ekonomisinin bir ortağı olmayı başarabilecek mi, yoksa bir kez daha etrafından geçen trenleri ve tepesinden uçan uçakları sadece seyretmekle mi yetinecek?