Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Suudi Arabistan, siyaset ve strateji sanatı

Birçok insan cesaretin yalnızca tek bir imgeyle sınırlı olduğu yanılgısına kapılır; çekilmiş bir silah, gürleyen bir ses, vurma ve bıçaklama. Şüphesiz ki bunlar cesaretin imgeleri ve gayretin tezahürleridir. Savaş alanları, erkeklerin cesaretinin sınandığı ve savaşçıların kahramanlığının ortaya çıktığı yerdir.

Ancak cesaretin farklı, incelikli ve kavranması zor biçimleri de vardır; bunlara sadece duyguları yerine akıllarını hâkim kılanlar, hedeflerine ulaşana kadar her ikisini de müttefik edinenler sahiptir. Ebu’t Tayyib el-Mütenebbi'nin “Cesurların cesaretinden önce sağlam akıl ve muhakeme gelir” sözü de tam olarak bunu ifade eder.

Dahası bu liderliğin özü, kalbi ve çekirdeğidir. Savaştan korkmayan birçok cesur insan gibi sağlam muhakemeye sahip olup sürekli temkinli olan birçok insan da vardır. Ancak yüreklilik ve cesaret ile zihin berraklığını, silah kullanma ve savaşa girme gücünü birleştirenler, tarih boyunca nadir olmayı sürdürmüştür.

Suudi Arabistan Krallığı'nın kurucusu, uzun ve seçkin bir şan, yönetim ve liderlik geçmişine sahip Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al-Faysal Al-Suud, bunlardan biri ve hatta seçkinleri arasındadır.

Sizinle, Abdulaziz'in liderlik sanatı ile ilgili merhum büyük oğlu Kral Faysal bin Abdulaziz'in anlattıklarından bir alıntıyı paylaşmak istiyorum: “Yemen'in eski imamı İmam Yahya ile arasında bir anlaşmazlık çıktığında, şiddete başvurmadığını hatırlıyorum. Anlaşmazlıklarını yumuşaklık ve sabırla çözmeye çalıştı, öyle ki biz -oğulları ve devlet adamları- onu neredeyse zayıf olmakla suçladık. Bize aldırış etmedi ve yoluna devam etti. Savaşa başvurmadan önce yapabileceği her şeyi yaptı. Sonunda silaha başvurmak zorunda kaldı. Ama Arap liderler iki kral arasında arabuluculuk yaptığında, savaşı hemen durdurdu.” (El-Musavvir Dergisi, Mısır, 1948), Muhammed Munir el-Bedevi de (El-Mutavakkil ala el-Vadud Abdulaziz Al Suud, s. 294-295) kitabında bunu alıntılamıştır.

Abdulaziz'in affediciliği ve kişisel haklarından vazgeçmesi hakkında birçok hikâye anlatılır. Ancak “kamu yararı” ve devletin prestiji söz konusu olduğunda, manevra yapmaz, taviz vermez, en ufak bir haktan bile vazgeçmezdi. Sonuna kadar kararlılığını korurdu.

Bu sorumlu liderlik ruhu, Abdulaziz'den günümüze kadar Suudi liderliğinin DNA'sına ve genlerine işlemiştir. İşte bu ruh, Suudi Arabistan devletini, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş ve sonrasındaki dönemlerden, Trump, Netanyahu, Hamaney ve müttefiklerinin arasındaki İran-ABD savaşı ile günümüze kadar uzanan siyasi maceralar girdabına düşmekten korumuştur.

Savaş, Arap Yarımadası'nın ilk savaşçılarının mirasıdır ve eğer siyaset ve sabır savaştan kaçınmanın yoluysa, bu liderliğin de yaklaşımıdır. Bu, değerli madenleri ucuz olanlardan ayırt edebilenlerin ustalaşabileceği altın bir denklemdir.