Amr el-Şobaki
TT

Yeni Pakistan

Pakistan, ABD ve İran arasındaki arabuluculuk çabalarında başat rol oynadı ve bu da bölgesel ve uluslararası sahnede yeni bir yer edinmesini sağladı. Bu durum aylarca süren, eksik kalan ateşkeslerin ve “tereddütlü bir anlaşma”nın eşlik ettiği ABD ve İran arasındaki karmaşık ve uzun süreli çatışmanın çözümünde belirleyici bir rol oynadığında, onu Ortadoğu’nun sorunlarına, Arap ve İslam dünyasının meselelerine daha da yaklaştırdı. Savaştan, ateşkesten ve müzakerelerden sonra, nihayetinde İslamabad'ın usta ve etkili arabuluculuğuyla iki taraf arasında bir uzlaşıya varıldı.

Pakistan'ın arabuluculuk çabaları, kendisi hakkında önceki dönemlerdeki imajından farklı, yeni bir imajın oluşmasında katkıda bulundu. 1947'deki kuruluşundan bu yana Pakistan sert siyasi çalkantılara, komşusu Hindistan ile savaşlara, sivil ve askeri yönetimler arasında geçişlere sahne oldu. Ülke ile ilgili algı, farklı duyguların ve değerlendirmelerin karışımını taşıyan karmaşık bir yapıda olmayı sürdürdü. Zira bir yanda hem Doğu'yu hem de Batı'yı etkileyen Pakistanlı bilim adamları, diğer yanda birçok kişi tarafından eleştirilen siyasi model, birçok vatandaşının karşı karşıya olduğu zor ekonomik koşulları gizleyemeyen nükleer ve askeri güç vardı.

Gerçek şu ki, “Pakistan modeli”ne dair bu farklı değerlendirmeler, ABD-İran çatışmasını sona erdirme çabalarındaki rolünü öven ve takdir eden bir fikir birliğine dönüştü. Bu model hakkındaki birçok ön yargı, Pakistan hükümetinin hem sivil hem de askeri kanatları ile sergilediği profesyonellik karşısında yıkıldı ve bu profesyonellik, İslamabad'da ABD-İran anlaşmasının “elektronik olarak imzalanmasıyla” doruğa ulaştı.

Uzun bir zaman dünya, Pakistan'ın darbelerini konuşmaya, aşırılıkçı unsurları desteklemekle suçlamaya veya ordunun siyasi süreç üzerinde hâkim olması nedeniyle itham etmeye alıştı. General Ziya-ül Hak'ın darbesinin ardından önde gelen Pakistanlı lider Zülfikar Ali Butto'nun idam edilmesini birçok kişi acı bir şekilde hatırlıyor. Ülke daha sonra, mevcut Başbakanın ağabeyi Navaz Şerif'in hükümetini deviren Pervez Müşerref liderliğindeki bir başka darbeye tanık oldu. Müşerref, halk protestolarının ardından 2008'de istifa edene kadar dokuz yıl iktidarda kaldı. Dünya ayrıca, 17 yıl hapis cezasına çarptırılan eski başbakan İmran Han'ın deneyimini de takip etti. Ülke, yeni hükümet ile istikrara kavuşana kadar geniş çaplı halk protestolarına sahne oldu. Ardından, Başbakan ve Pakistan Müslüman Birliği-Navaz (PML-N) lideri Şahbaz Şerif’in temsil ettiği siyasi liderlik ile Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir arasında dikkat çekici uyumu gördük. Söz konusu uyum, ülkenin arabuluculuk çabalarını, bu çatışmada nadir görülen bir durum olan, savaşın her iki tarafının da güvenini kazanacak şekilde sürdürme yeteneğini, arabuluculuk çabalarını başarıya ulaşana kadar destekleyen diğer Arap ve Ortadoğu ülkelerinin ona güvenini kanıtladı.

Mutlaka radikal iç dönüşümler yoluyla değil, üst düzey diplomatik ve siyasi performansla, kendisi hakkındaki algıları değiştirebilen bir ülkeye nadiren rastlanır denilebilir. Keza bir tarafının muazzam askeri ve ekonomik kapasiteye sahip bir süper güç, diğer tarafının ise sadece ABD ve İsrail ile değil, komşularının çoğuyla da çatışmış büyük bir bölgesel güç olduğu ABD-İran çatışması gibi büyük bir çatışmayı çözme veya dondurma konusunda başarılı olabilen bir ülke bulmak da zordur.

İslamabad'ın arabuluculuk çabalarındaki başarısı, Pakistan hakkında yeni bir imajın oluşmasına katkıda bulundu; zira her türlü rolü oynadı. Bu rol, sloganlara veya gösterişe başvurmadan mevcut rejimin kabiliyetlerini ve siyasi bölünmeler, sivil-askeri ilişkilerin karmaşıklığı ve sağlam bir şekilde kurulmuş sivil ve anayasal kurumların eksikliği nedeniyle yıllarca gizli kalmış iç gücünün en önemli yönlerini gösterdi. Arabuluculuk rolü, iç durumun iyileştiği ve artık ABD ile İran arasında tehlikeli bir savaşı önlemeye katkıda bulunabilecek yasal ve diplomatik kurumlarla birlikte seçilmiş sivil ve siyasi otoritenin var olduğu mesajının iletilmesine hizmet etti. Ülkenin yakın zamanda tanık olduğu son protestolara ve Hindistan'a karşı yürüttüğü savaşa rağmen, Pakistan hükümeti arabulucu rolünde kayda değer bir başarı elde ederek tüm tarafların güvenini kazandı.

İslamabad'ın bölge ülkelerine verdiği mesaj önemli; dış politika halkla ilişkiler veya televizyon programlarına çıkmakla ilgili değil, aksine siyasi sistemin mevcut tüm güçlü kozlarını, hatta sivil hükümet ile ordu arasındaki karmaşık ilişkiyi bile kullanma yeteneğinin bir yansımasıdır. Yeni yönetim, çeşitli taraflarla etkili ve başarılı bir iletişim kurmak için hükümet ile ordu arasındaki bu ilişkiyi de başarıyla kullandı.

Sivil hükümet ve askeri liderler, Pentagon ve Devrim Muhafızları'nın güvenini kazanmayı başardılar; bu da müzakerelerin başarısına katkıda bulundu ve Pakistan ordusunun ve dış ilişkilerinin gücünden yararlanmanın Şerif'in sivil hükümetinin aleyhine olmadığını gösteren bir mesaj verdi. Hatta tam aksine, Dışişleri Bakanı'nın da etkili hamlelerine tanık olduk ve dahası Pakistan İçişleri Bakanı, içişleri bakanları için alışılmadık derecede önemli diplomatik girişimlerde ve dış temaslarda bulundu.

Pakistan arabuluculuğunun başarısı, iç politikadaki başarılarından bağımsız değildi; zira bu başarılar, Pakistan'ın dış politikadaki rolünü etkili ve yetkin bir şekilde oynamasına olanak sağladı.