İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

2028 küresel bir karar alma yılı... Neden?

Önümüzdeki yakın gelecekte ne olacağını öngörmenin imkansızlaştığı, olayların peş peşe savrulduğu hırçın, çalkantılı ve huzursuz bir dünyada 2028 yılı küresel ölçekte kritik bir dönüm noktası mı olacak?

ABD’deki karar alma mekanizmalarına oldukça yakın duran ve geleceği öngörmede yenilikçi bir yöntem izleyen Axios haber sitesinin sunduğu dikkat çekici analizlerden biri, ‘Her şey 2028’de kesişiyor’ başlığını taşıyor. Bu analiz, söz konusu yılın sıradan bir yıl olmayacağını neredeyse kesin bir dille ortaya koyuyor.

İlk bakışta bu okuma, tüm hikâyenin yalnızca ABD ile bağlantılı olduğu izlenimini verebilir; fakat gerçek bundan çok daha ötede. Nitekim Washington, dünya genelinde istikrarın ya da çalkantının temel dayanağı ve başlıca küresel sürükleyici gücü olmaya devam ediyor.

Peki, uluslararası dinamikler açısından 2028 neden bir karar yılı ya da kritik bir dönüm noktası?

Başlangıç noktası, o yıl yapılacak olan ABD başkanlık seçimleri. Seçimlere henüz iki yılı aşkın bir süre varken, özellikle Başkan Trump’ın üçüncü bir dönem için aday olabileceğine dair çeşitli açıklamaları gölgesinde bu yarış şimdiden son derece heyecan verici görünüyor.

Axios, ABD iç siyasetindeki partiler arası çekişmenin şu sıralar zirve noktasına ulaştığını ve önümüzdeki kasım ayında yapılacak ara seçimlerin sonuçlarının, Beyaz Saray’a giden yolda Cumhuriyetçiler ile Demokratların şansını belirleyecek nirengi noktası olabileceğini belirtiyor.

Burada, Axios’un aktardıklarının ötesinde, Kongre seçimlerinin ön işaretlerine dair yapılan ilk gözlemlerde, Demokrat Parti içindeki sol-ilerici kanadın dikkat çekici neticeler elde etmeye başladığı görülüyor. Bu durum, Cumhuriyetçi muhafazakarları onlarla hem yumuşak hem sert tüm araçları kullanarak mücadele etmeye sevk edecektir; bu da siyasi gerilim ve şiddet dozunun yakın zamanda tırmanabileceği anlamına gelmektedir.

İki büyük parti arasındaki bu çekişmenin, geleneksel Amerikan siyasi hayatının sınırlarını aşan dinamiklerle başkanlık seçimlerine kadar uzanması mümkün mü?

Özellikle istihdam, enflasyon ve ekonomik koşullar gibi kronik meselelerin yanı sıra; yapay zekânın geleceği gibi yeni nesil konular ve Amerikan kamuoyundaki popülist eğilimlerin İsrail başta olmak üzere müttefik ülkelere karşı değişen tutumu göz önüne alındığında bu ihtimal oldukça güçlü görünüyor. Belki de hepsinden öte, ister Çin ile yaşanacak bir kriz isterse Rusya-Avrupa çatışmaları olsun, ABD’nin NATO’daki ağırlıklı varlığı nedeniyle kendisini bataklığında bulacağı yeni küresel askeri çatışmaların yayılma korkusu bu durumu tetiklemektedir.

Özellikle Cumhuriyetçilerin kaybetmesi ve sol kanadın modern bir Amerikan sosyalizmine doğru dizginlenemez ivme kazanması halinde, ABD gerçekten de kritik bir eşikle karşı karşıya kalacaktır. Bu durum, ülkenin dış politikasını ve dünyanın geri kalanıyla olan ilişkilerini de doğrudan etkileyecektir.

Cumhuriyetçi kanadın zafer kazanması durumunda ise Amerika muhtemelen bambaşka bir yöne evrilecek. Her iki senaryoda da 2028 yılı, dünyanın kabuk değiştiren ve dönüşen bir ABD ile randevulaşacağı, benzeri görülmemiş yeni rotaların ve süreçlerin açılacağı bir tarih olacak.

Axios’un önümüzdeki iki yıldan sonrasına dair sunduğu bu okuma sıradan bir siyasi bildiri değil. Zira analiz, çağımızın en önemli değişkeni olan yapay zekânın geleceğine dair öngörüler de sunmakta. Yapılan projeksiyonlar, yapay zekânın 2028 yılına gelindiğinde kıyaslanamayacak derecede yüksek bir kapasiteye ulaşacağını, hatta tüm sektörlerdeki her türlü iş koluna bütünüyle entegre olacağını ortaya koymakta.

Bu özet, özellikle bu durumu insani faaliyetler için ciddi bir tehdit olarak gören halkçı hareketlerin yükselişi göz önüne alındığında, daha derin bir analizi hak ediyor. Nitekim bu hareketler, insanların su ve elektrik kaynaklarındaki paylarını doğrudan etkileyen devasa veri merkezlerine karşı açık bir şiddet tutumu sergiliyor.

Bunun da ötesinde, Avrupa ve Amerika’da bu yapay zekâ teknolojilerinin küresel kapitalizmin sonunu hazırlamak gibi bir kaderi paylaşıp paylaşmadığına dair büyük bir tartışma alevleniyor; bu da kapitalizmin kendi kendini yok edeceği anlamına geliyor ki, bu da başlı başına uzun ve kapsamlı bir okuma konusudur.

İki yıl içinde savaşların şekli de muhtemelen değişecek. Ülkelerin uzayı silahlandırma adımlarını hızlandırması ve bunu muazzam siber kapasitelerle koordine etmesiyle birlikte savaşlar; uydu silahlarının dahil olduğu son derece tehlikeli ve çarpıcı bir bileşene dönüşecek. Bu durum, konvansiyonel silahların ötesine geçen yeni kapılar aralayabilir ve çok daha çetin, çok daha tehlikeli başka türden küresel savaşların yolunu döşeyebilir.

Axios, sosyal medyaya değinmeyi de ihmal etmiyor. Sosyal medya, nüfuz sahibi kişilerin rolünü pekiştirerek onları yeni bir küresel otorite yapısına dönüştürecek; bu da ulus devletin nüfuzunun gerilemesi anlamına gelecek.

Aynı şekilde, yeni iklim ve enerji krizleriyle birlikte dünya genelindeki servet dağılım oranlarının da ciddi dengesizliklere maruz kalacağı öngörülüyor.

Dünya, yaklaşık 900 gün içinde bu tür kritik dönüşümlerle randevusuna çıkmaya hazır mı?