İran'da yeni liderlerin atanmasını takip edenlerin çoğu, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterliği görevini üstlenen General Muhsin Rızai'nin adına odaklandı.
Şüphesiz ki bu ismi dikkate almayı gerektiren çeşitli nedenler var; örneğin, Humeyni döneminden beri İran kamu hayatında yer alması. Dahası, yayınlanmış biyografisinden anladığımız kadarıyla, ilk Dini Lider döneminde 15 yıla kadar İslam Devrim Muhafızları'na komuta etti. Ancak bu, kendisini dikkate almayı gerektiren nedenlerden biri değil. Zira en önemli neden, yazılı biyografisinde belirtilen husustur: İran-Irak Savaşı'nın sona ermesini talep eden mektubu Humeyni'ye yazan kişi kendisiydi.
Biyografisinden bu talebi yaptığını anlıyoruz, ancak bunu kendisinin mi yaptığı, yoksa Humeyni'nin mi ona danıştığı ve yanıtının savaşın sona ermesi olduğu ve hatta bunu savunup savunmadığı belirsiz. Bu tam olarak açık değil. İşler nasıl gelişmiş olursa olsun, önemli olan ülkesi ile Irak arasındaki savaşı sona erdirmede rol oynamış olması ve savaşın devam etmesini veya daha da körüklenmesini savunan tarafta olmamasıdır.
Burada soru şu: Bugün ABD-İsrail savaşına yönelik tutumu, İran-Irak savaşındaki tutumuna benzer mi olacak? Elbette, koşullar farklı, savaş farklı ve hatta Dini Lider bile farklı. Ama tek fark, Rızai'nin aynı Rızai olması. İran-Irak Savaşı'nın sona erdiği 1988'de ılımlı biri iken, bölgenin ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşını veya ikisinin başlattığı ve daha sonra İsrail'in uzaktan izlediği, sadece İranlılar ile Amerikalılar arasında bir çatışmaya dönüşen savaşı durdurmanın bir yolunu aradığı 2026 yılında sertlik yanlısı biri olması mümkün değil.
Rızai'nin iki savaş arasında ılımlılıktan sertliğe geçmesinin mümkün olmadığını söylüyorum çünkü doğası gereği, insan yaşlandıkça görüşlerinde ılımlılığa daha meyilli olur. Bu genel olarak insan doğasıdır. Hal böyleyken, bahsettiğimiz adam, ülkesinin Irak ile savaşı hakkındaki görüşü sorulduğunda açıkça ılımlı bir tavır sergilemişken ve sadece ılımlılığa meyilli iken, bugün başka bir tavırda olabilir mi?
Belki de o savaş sırasındaki ılımlı tavrı, yayınlanan biyografisini belgeleyenlerin onu “esnek” olarak tanımlamasının nedenidir.
Acaba İran Dini Lideri'ni onu Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nde kendi temsilcisi olarak seçmeye ve ardından Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ı da onu Konseyin Genel Sekreteri olarak atamaya sevk eden tam olarak bu özelliği miydi? Bu mümkün, ancak zamanın testinden geçmesi gerekiyor. Bugünden itibaren esnekliğin gerçekten de onun temel kişilik özelliklerinden biri olduğuna dair kanıt görmemiz gerekiyor. Daha sonra Irak ile savaşı sona erdirme eğiliminin, sadece sekiz yıldır süren bir savaşı bitirme arzusundan ziyade, düşünce ve eylemlerinde bir ılımlılığın işareti olup olmadığını göreceğiz.
Amerikalılar ve İranlılar arasında arabuluculuk yapan Pakistan hükümeti, son saatlerde iki tarafın bir anlaşmaya varmaya yakın olduğunu söylüyor. Pakistanlı arabulucunun açıklamalarının, zamansal olarak Rızai'nin Yüksek Konsey'deki görevine atanmasıyla bağlantılı olduğunu belirtmeden geçemeyiz.
Yeni görevine atanması ile Pakistan hükümeti içinde hâkim olan ve olmaya devam eden iyimserlik arasında bir bağlantı var mı?
Bu da oldukça olası, çünkü adamın Konsey Genel Sekreteri olarak üstlendiği pozisyon hiç de önemsiz değil. Genel Sekreterin yetkileri hakkında okuduklarımızdan, Dini Lider hariç, ülkedeki bütün karar alma merkezleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu görüyoruz. Bu, Devrim Muhafızları ve İran Silahlı Kuvvetleri içindeki kararlar üzerinde de etkisi olduğu anlamına geliyor. Aslında, bu ikisi onun ılımlılığının, hatta bir izinin bile kendilerine yayılması durumunda, Pakistan'ın iyimserliğini haklı çıkaracak kurumlardır. O zaman dünyanın bu bölgesi nefes alma şansına sahip olacaktır.
Onun gibi bir generalin yeni görevine atanması tesadüf olamaz; bir nedeni olmalı ve her halükârda bu neden çok uzun sürmeden ortaya çıkacaktır. Bölgemizdeki insanların bu gereksiz savaş sonucu çektiği acılara tanık olurken, tek umudumuz Rızai'nın eski ılımlılığından vazgeçmemiş olması, aksine bu ılımlığın galip gelmesidir. Keza genel sekreterliğe atanmasının, ılımlılığı bir değer olarak benimseme ve her şeyin üstünde tutmaya oynanan bir bahis olmasıdır.