2002 yılında, eski İngiltere İçişleri Bakanı David Blunkett, vatandaşların adlarını, fotoğraflarını ve adreslerini içeren bir kimlik kartı taşımalarını zorunlu kılan yasa tasarısı önerdi. İngiltere, vatandaşlarının ülke içinde kimlik taşımasını zorunlu kılmayan 11 ülkeden biridir. Bakan o dönemde, yasanın sadece bir güvenlik gerekliliği olmadığını, öncelikle sosyal ve ekonomik planlama için güvenilir bir veri tabanı sağlamayı amaçladığını belirtmişti. Yasa tasarısı o dönemde şiddetli tartışmalara yol açtı ve Parlamento, önemli değişikliklerden sonra 2006 yılında yasayı kabul etti. Ancak, hükümet 2010 yılında geri adım atıp yasayı iptal edene kadar muhalefet devam etti.
Yasaya karşı yaygın muhalefetin ana nedeni, insanların veri tabanı yöneticilerinin hayatlarının ayrıntıları üzerinde kontrol sahibi olmasından duydukları korkuydu. Bu tartışma, internet erişiminin nispeten sınırlı olduğu bir dönemde gerçekleşmişti. Şüphesiz, bu endişe bugün daha da geçerli. Hükümetler bir yana, internet ağlarına sahip şirketler veya sosyal medya platformlarını yönetenler, hayatımızın her detayını biliyor; arkadaşlarımız, sağlığımız ve yaşam koşullarımız, hobilerimiz, aldığımız kıyafet türleri, seyahat ettiğimiz ülkeler, okuduğumuz kitaplar ve hayal bile edemeyeceğiniz düzinelerce başka detay. Bu nedenle, gelecekteki savaşların tanklar ve uçaklarla değil, ekranların ardında yapılacağı söyleniyor. Bazı okuyucular, ABD hükümetinin 2020 yılında TikTok sosyal medya uygulamasını yasaklama kararının neden olduğu tartışmayı hatırlayabilir. Bu karar, önemli sayıda ABD askeri personelinin, devlet çalışanının ve ailelerinin Çinli bir şirket tarafından işletilen uygulamayı kullandığına ve bunun da orduyu Çin istihbaratına karşı savunmasız hale getirdiğine dair haberlerin ortaya çıkmasının ardından alınmıştı. ABD hükümetinin bu uygulamaya gösterdiği ilgi, sosyal medya platformlarının, gizli tutmaya çalışsalar bile, kullanıcılarının ve çevrelerindekilerin kişisel yaşamlarına nüfuz etme yeteneğini anlamasından kaynaklanıyor.
Bu noktada, bazı okuyucular şunu merak ediyor olabilir: Michel Foucault'nun (1926-1984) modern dünyada insanın yeri hakkındaki görüşlerinden mi bahsediyoruz?
Gerçekten de geçen hafta eski Microsoft CEO'su Bill Gates'in kontrolsüz yapay zekanın oluşturduğu yakın tehlikeye dair uyarısını okuduktan sonra kendime bu soruyu sordum. Açıklamasında iki nokta dikkatimi çekti: Çocukların yapay zekâ platformları ve sağladıkları veriler tarafından tamamen bağımlı hâle gelmesi ve bunların güvenilmez, belki de suç örgütleri gibi kötü niyetli aktörlerin başkalarını kontrol etmek, manipüle etmek veya şantaj yapmak için kullanılması olasılığı.
Michel Foucault'nun görüşleri, bilgi ve güç arasındaki ilişki ve bir bireyin yaşam deneyimi boyunca edindiği bilgi türlerinin tutumları ve seçimleri üzerindeki etkisi etrafında döner. O, günümüz dünyasındaki baskın güçlerin bireyleri cezalandırmak ve sert bir şekilde kontrol etmekle ilgilenmediğini, aksine, bireylerin gönüllü olarak katıldıkları ve hatta bazılarının bunu çekici bulabildiği, ancak nihayetinde seçimlerini ve iradelerini başkalarının eline bırakmasını sağlayan ince bir kontrol biçimi uyguladıklarını düşünüyor. Jean-Jacques Rousseau, “kendi isteğiyle hukuk hapishanesine giren” modern insandan duyduğu şaşkınlığı dile getirmemiş miydi?
Egemen güçler, toplumun titiz bir şekilde örgütlenmesi yoluyla bireylerin yaşamlarını kontrol ediyorlar; bu örgütlenme, her bireyin sosyal ve ekonomik sistem içindeki yerini belirliyor ve ona bu konumu rahat ve kabul edilebilir kılacak kadar bilgi aşılıyor.
Bu değerlendirmeye göre, modern insan, bilgisayar sistemlerinde saklanan geniş kayıtlarda sadece bir sayıdan ibarettir, bir Zeyd, Ahmed veya Abdullah değil. Adınız veya babanızın adı onları ne ilgilendiriyor? Siz sadece bazı malların tüketicisi veya diğerlerinin üreticisisiniz. Önemli olan ne yaptığınızdır, varlığınızın kendisi değil. Önemli olan, size belirlenen yeri kabul etmeniz ve bunu reddedilmemesi gereken bir nimet olarak görmeniz veya alternatiflerinin olabileceğini düşünmemenizdir.
Makinelerden oluşan ya da buna çok yakın bir yönetim altında yaşadığımızı düşünmüyor musunuz?