Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

Libya'da uzlaşı ve geçmiş ve bugün engeli

Libya'da siyasi uzlaşıdan önce ulusal uzlaşıyı engelleyen, Eylül 1969 darbesinin acı dolu geçmişi ve Şubat 2011 devriminin bugünüdür. Her ikisi de bütün taraflar için acı vericidir. Bunun gölgesinde her iki tarafın destekçileri arasında derin bir bölünme yaşanıyor ve her iki taraf da devletin ve prestijinin kaybolmasından diğerini sorumlu tutuyor.

Libya'daki çözümün öncülüğünü yapan BM’nin sorunu, Libya krizini doğru bir şekilde teşhis edememesidir. Dolayısıyla, kalıcı bir çözüm bulmakta zorlanıyor ve siyasi uzlaşıya odaklanırken, ulusal uzlaşıyı ihmal ediyor, bunların aynı şey olduğuna inanıyor. İşte teşhisindeki yanlış da budur; zira siyasi rakipler mutlaka ulusu temsil etmezler. Siyasi uzlaşıyı ulusal uzlaşının önüne koyması uluslararası misyonun ilk hatasıdır. Libya halkını gerçekten kimin temsil ettiğini ihmal etmesinden ise bahsetmiyoruz bile. Nitekim uluslararası misyon, iktidar pozisyonlarının paylaşımı yoluyla rakip grupları bir araya getirmeye odaklanırken, halkı ve siyasi tarihlerinde siyasi partilerle kayda değer bir deneyimleri olmayan Libyalıların gerçek temsilcileri olan kabileleri ihmal etti.

Siyasi ve ulusal uzlaşı, savaşın bittiği, çatışmaların dindiği, silahların ve bombaların sustuğu yerden itibaren başlar. Çözüm, Libya halkının tek bir masada, kazanan veya kaybeden olmadan bir araya gelmesidir. Ülkedeki çeşitli gruplar arasında ulusal uzlaşı, zararların giderilmesi ve hakların gerçek sahiplerine iade edilmesiyle başlar.

Gerçekten siyasi veya ulusal olsun, herhangi bir uzlaşı projesinde, eski rejimin destekçileri göz ardı edilemez; çünkü bunlar, Şubat Devrimi destekçileri ve monarşiyi destekleyenler gibi Libya siyasi sahnesinin önemli bir parçasını oluşturuyorlar. Bu nedenle, siyasi uzlaşı, özellikle de amacı ulusal uzlaşıyı sağlamak olduğundan, herhangi bir siyasi tarafı dışlayarak sağlanamaz. Siyasi uzlaşı ile başlamak, Libya krizini kendisine nihai bir çözüm getireceği umuduyla önce 8+8 anlaşması, sonra 5+5 anlaşması ve nihayetinde 4+4 anlaşmasıyla matematiksel bir egzersize dönüştürmekten çok daha iyidir.

 Bugün Libya'da, Albay Muammer Kaddafi'yi ve onun ilginç ve kendine özgü Cemahiriye sistemini deviren Şubat 2011 ayaklanmasını destekleyenler ile el-Fateh olarak adlandırılan Eylül 1969 askeri darbesine özlem duyanlar arasında derin bir çatışma ve yoğun bir duygusal özlem yaşanıyor.

İnkâr edilemez gerçek şu ki, ne Kaddafi'nin Eylül Devrimi Libya halkına refah getirdi, ne de Albay'ı öldüren Şubat Devrimi, onun başaramadığını başardı. Libya, kleptokratlar tarafından yönetilmeye başlandı.

Öte yandan, Şubat Devrimi, kendisini takip eden zorlu yıllar içinde demokratik bir ilke olarak barışçıl iktidar devir teslimi kültürünü yerleştirmeyi bile başaramadı. O dönemde seçilenler iktidarda kaldılar ve on yıldan fazla bir süre boyunca, seçilmemiş siyasi oluşumlar ve adlar altında yönetmeye devam ediyorlar.

Şubat Devrimi ne yazık ki dökülen kanlar, cinayetler, ölümler, bombalı saldırılar, suçların yaygınlaşması, kaçırmalar, zorla kaybettirme ve temel hizmetlerin tam anlamıyla yokluğuyla lekelendi. Hatta yerinden edilmiş insan ve mülteci sayısı, kurbanların türü, DEAŞ ile bağlantılı örgütlerin katliamlarını gerçekleştirdikleri meydanlarda muhaliflere kurulan darağaçları açısından Kaddafi dönemini bile geride bıraktı. Dünya şubat ayını aşkla (Sevgililer Günü) ilişkilendirirken, Libya'nın şubat ayı acı, kan, yerinden edilme ve zorla göç ettirme ile eş anlamlı hale geldi.

Kaddafi dönemi ideal olmaktan çok uzaktı ve birçok kişi onun artıları ve eksileri konusunda hemfikir olmayabilir. Ancak gerçek şu ki, Albay Libya'yı 42 yıl yönetti ve uluslararası forumlarda onu temsil eden başkanıydı. Bu nedenle, mezarının bugüne kadar gizli kalması yerine, İslami, Arap ve resmi normlara uygun, devlet cenazesiyle onurlu bir şekilde defnedilmesi şarttır; bu, bütün Libyalılar için geçmişin sayfasını kapatacaktır. Zira muhalifleri Kaddafi tarafından idam edilen ve hâlâ mezarı olmayanların defnedilmesini talep ederken, bunun yapılmaması, özellikle destekçileriyle ulusal uzlaşıyı engelliyor.

Yaralar, dökülen kanlar ve sahibi bilinmeyen mezarlarla derinden lekelenmiş bu tarih göz önüne alındığında, bazıları Lübnan iç savaşından sonraki modeli en uygun bulsa da Güney Afrika modeli Libya durumuna en yakın çözüm olmayı sürdürüyor. Lübnan modelini uygun gören yaklaşıma katılmıyorum, çünkü Lübnan savaşı mezhepsel nedenlerle tetiklenmişti ve Libya’da böyle bir ihtilaf yok.

Ancak Eylül 1969 darbesinden yaklaşık 60 yıl ve Şubat Devrimi'nden 15 yıldan fazla bir süre sonra, çoğu Libyalı artık Eylül darbesinin sona erdiğine ve Şubat Devrimi'nin olumlu bir değişimin önünü açan devrim olmadığına inanıyor. Devrim, ulus-devlet anlayışına veya toprak bütünlüğüne inanmayan Müslüman Kardeşler önderliğindeki siyasi İslamcı grupların kendisini ele geçirmesiyle kaos, yağma ve kamu fonlarının israfına dönüştü.

Bugün Libya'nın hem Eylül hem de Şubatın acılarını unutması gerekiyor. Libyalıları bir araya getirmek, çatışmalardan, anlaşmazlıklardan ve bölünmelerden uzaklaştırmak ve siyasi istikrarı sağlayacak ulusal bir uzlaşıya varmak için hâlâ zaman var. Libyalılar bugün yaşadıklarından daha iyi bir hayatı hak ediyorlar.