Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Batı'nın krizi

Sadece bir hafta önce, bütün dünya kaderini liderler listesindeki en güçlü iki adama teslim etmişti: Donald Trump ve Binyamin Netanyahu. İki adam her şeyi paylaşıyordu; ziyaretler, savaşlar, anlaşmalar ve dünyanın geleceği hakkında müzakereler. Dünya bu siyasi değişimi, daha önce olduğu gibi kabul etti; Batı'da partiler, değişim, rotasyon, kazanımlar ve kayıplar meselesidir.

Bu sefer değişim tam bir devrimdi: Trump fırtınası sönüyor ve “İsrail Kralı” eski Faslı bir subaya karşı çoğunluğunu kaybediyor.

Bir süredir siyasi sahneye birlikte veya ayrı ayrı hâkim olan iki isim, Trump ve Netanyahu, şimdi her ikisinin de ulaştığı en yüksek siyasi pozisyonlardan birlikte düşüyorlar. Bu, her ikisi için de siyasi son olabilir veya en azından ilki için ilk yenilgi olabilir.

Tel Aviv'deki kutlamalar bitti. Kutlama yapanların sayısı azaldı. İsrail'in savaşlarını uzun süredir her cephede yürüten bir adam için bu kadar düşük bir katılım beklenmiyordu. Bu sefer Netanyahu'ya verilen oy sıradan değil. Yigal Amir'in, Yaser Arafat ile görüşmeye giderken İzak Rabin'i öldürmesinden sonra ilk kez iktidara gelmesi kadar önemli. O gün, aşırılık yanlıları “İsrail Kralı”nı alkışlamış ve Rabin'in dul eşi, kocasının cinayetini organize etmekle suçladığı adamın başsağlığı dilemesini reddetmişti.

İsrail'deki durum bugün Rabin'in suikastının ardından yaşananlara benziyor; keskin bir siyasi bölünme ve çok partili ülkede hükümetin nasıl kurulacağı korkusu değil, geleceğe dair derin bir korku.

Ne tesadüftür ki, Amerika Birleşik Devletleri içinde aynı derecedeki derin bölünme, geçici bir partizan veya siyasi kriz değil, dünyayı kapsayan bir endişe durumudur. İki partinin kaygılarını aşan genel bir zayıflık durumudur.