Velid Haduri
Enerji konusunda uzman, Iraklı yazar
TT

Sürdürülebilir enerji endüstrilerinde temel metallerin rolü

Dünyanın yeni bir enerji sistemine geçişi, petrol endüstrisine güvenmeye devam etmenin yanı sıra, güneş enerjisi tesisleri, rüzgar santralleri ve elektrikli ulaşım gibi temiz, sürdürülebilir enerjilerin daha geniş kullanımını gerektiriyor. Zira örneğin elektrikli bir araç, şu anda kullanılan içten yanmalı motorlu bir araca göre 6 kat daha fazla metal kullanımını gerektirirken, karada kurulan bir rüzgar çiftliği, gazla beslenen bir elektrik santralinden 9 kat daha fazla temel metale ihtiyaç duyuyor. Uluslararası Enerji Ajansı raporları, temel metallerin sürdürülebilir enerji üretiminde artan rolü nedeniyle 2010 yılından bu yana bir elektrik santrali inşa etmek için gereken metal oranının yaklaşık yüzde 50 arttığını gösteriyor.

Geleceğin temiz enerji endüstrileri için kullanılan temel metallerin miktarı ve sayısı, her endüstride kullanılan teknolojiye bağlı olarak değişiyor. Bir elektrikli bataryanın üretilmesi için lityum, nikel, kobalt, manganez ve grafit gerekiyor. Rüzgar türbinlerinde ve elektrikli otomobil endüstrisinde kullanılan mıknatıslar için de bazı temel metaller gerekiyor. Buna karşılık elektrik şebekeleri için büyük miktarda bakıra ihtiyaç duyuluyor.

Sürdürülebilir enerjilere ve dolayısıyla temel metallere olan bağımlılıktaki bu artışlar, en büyük tüketicisi haline gelmesi nedeniyle enerji sektöründe temel metaller tüketiminin önemini artıracak. Oysa 2015 yılına kadar enerji sektörünün aynı metallerin tüketimindeki payı çok daha küçüktü.

Uluslararası Enerji Ajansı raporları aynı zamanda enerji sektörünün bu metalleri tüketme oranının 2040 yılına kadar günümüze kıyasla yüzde 40 oranında artmasının beklendiğini gösteriyor. Bu dönemle karşılaştırıldığında, 2040 yılına kadar bu metallerin bazıları (kobalt, lityum, alüminyum) için bu oran yaklaşık yüzde 60, 70 ve yüzde 90’a ulaşacak. Temel metallere yönelik talep ve arzdaki bu değişim, arz güvenliğine ve fiyat istikrarına dikkat edilmesini, dolayısıyla arz ve talep dengesinin ve istikrarının sağlanmasını gerektirecek. Ana metal piyasaları, petrol piyasalarında fiyatları istikrara kavuşturmak için başvurulanlara benzer politikalara ihtiyaç duyacak.

Uluslararası Enerji Ajansı tarafından yapılan araştırmalar, temel metal piyasalarının son beş yılda büyüklüğünün iki katına çıktığını ve değerlerinin 2022'de yaklaşık 320 milyar dolara yükseldiğini gösteriyor. Bu hızlı yükselişin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor. Zira Ajans raporları, gelecekte sürdürülebilir enerjilere olan bağımlılığın artmasıyla birlikte temel metallere olan talebin 2040 yılına kadar iki katına çıkmasının beklendiğini gösteriyor.

Ajans aynı zamanda, iklim değişikliğiyle mücadeleye ve sıcaklık artışının 1,50 derece ile sınırlandırılmasına, Paris Anlaşması'nın uygulanmasına yönelik artan ilgi ve girişimlerle birlikte, net sıfır emisyon döneminin başlayacağı 2050 yılına kadar temel metallere olan talebin 6 kat artacağına da dikkat çekiyor.

Ajans, temel metal talebindeki artışların elektrikli araç ve batarya depolama gibi sektörlerde yaşanacağını tahmin ediyor. Bu iki sektörde metal talebinde yüzde 30 artış yaşanacak. Ayrıca lityum talebinin 2040 yılına kadar yüzde 40, grafit, kobalt ve nikele olan talebin ise 20-25 kat artması bekleniyor. Elektrik sektörü genel anlamda artan tüketim nedeniyle önümüzdeki aşamada önemli bir genişlemeye sahne olacağından, kendisine talebin 2040 yılına kadar ikiye katlanacağı bakırda büyük bir bağımlılık yaşaması bekleniyor.

Daha düşük karbon dioksit emisyonlu sürdürülebilir enerjilere olan bağımlılığın artmasıyla ilgili olarak, en büyük bağımlılık açık deniz rüzgar santralleri ve ardından güneş enerjisi alanında yaşanacak. Bu iki enerjiyi hidroelektrik enerji, organik enerji ve nükleer enerjiye bağımlılık takip edecek.

Uluslararası Enerji Ajansı, çıkarımlarında, temel metal tüketimindeki artıştan gelecekte yeterli arz konusunda "temkinli iyimserliğe" kadar bu değişkenlere dikkat çekiyor. Ayrıca, temel metal tedarikini zamanında artırmaya yönelik üretim projelerinin uygulanmasının geciktirilmesi olasılığı ve sürdürülebilir enerjilerin geliştirilmesi için gerekli olan bilimsel araştırmaların geciktirilmesi ihtimaliyle ilgili de çeşitli uyarılarda bulunuyor. Bu "potansiyel engeller", sıfır emisyona ulaşmak için elde edilenlerle ilgili "kişisel tatmin” duygusuna güvenmemek gerektiği anlamına geliyor.