Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Kan caddesi bu kez Sana’dan geçiyor!

Ekim Savaşı’nın 50. yıl dönümü. Tamı tamına yarım asır geçmiş. Her açıdan çok büyük bir sayı.

İster bir birey olun, ister bir grup. Bir halk veya bir devlet.

Artık herkes o tarihi kavşakla ilgili yayınlanmış belgeleri okumaya kendini kaptırmış durumda.

Ya da kâh İsrail’i yenilmekten kurtarmada en önemli dış rolü oynayan Henry Kissinger’ın, kâh hatalar yaptıklarından bahseden ve büyük savaşların askeri bir sahnesinde kanalı geçene kadar İsrail’i kandırmayı başaran Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın yaratıcılığından ve kıvrak zekasından bahseden İsrail generallerinin sözlerini okuyorlar.

Bu belgelerin doğruluk derecesini bilmiyoruz, ancak bu derecenin yüksek olması muhtemel çünkü İsrailliler kendi insanlarına yalan söyleyemez.

Hepsi, Henry Kissinger’ın sağladığı hava koridoru olmasaydı İsrail’in bir devlet olarak çöküşün eşiğinde olacağı konusunda hemfikir.

İlk kez o savaş sırasında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu haber yapmak için takip ediyordum.

Bu aynı zamanda Amerika kıtasına doğru Atlantik’i ilk geçişimdi. Yeni dünyanın önünde şaşkınlıkla dururken, kendimi tüm dünyayı kasıp kavuran bir savaşın önünde hayretler içerisinde buldum. Duygular yükseliyordu.

İlk kez Arapların savaşın kazanan tarafında olduğu görülüyordu. Dezenformasyon savaşı da kızışmıştı.

Ve diplomasi savaşı da… Herkes ek kararlar almak için BM Güvenlik Konseyi’ne döndü.

Dünyayı makaleler, yazılar ve yorumlar sardı. Özellikle yurtlarımızı. Yurtlarımızda o makaleler ne diyordu?

Ülkenin dehaları, geçişin bir oyun olduğunu ve en iyi ihtimalle iki taraf arasında Mısır’ın kahramanlık, İsrail’in ise yenilgiyi iddia ettiği bir anlaşma olduğunu söylüyorlardı.

Yıllarca hazırlanılan, on binlerce askerin katıldığı, binlerce kişinin öldüğü ve kimsenin kontrol edemediği anlarda neredeyse üçüncü dünya savaşına yol açacak bir savaşın oyun olması akıl alır şey mi?

Ülkelerimizi, gazetelerimizi, seminerlerimizi ve programlarımızı dolduran, Mısır’ın bir zafer kazanamayacağı ya da bu sefer İsrail ordusunun gücünü sürpriz bir saldırıyla yenemeyeceği yönündeki cahillik, saçmalık ve siyasi ve askeri bilgisizlikle yapılan teorilere 50 yıl ya da yarım asır sonra yanıt veren İsrail’in ta kendisi!

50 yıl önce bizi yaralayan da buydu. Arap dehalarının bizim ancak yenilgiye mahkum bir halk olduğumuz konusundaki ısrarı ve ardından uzun bir Arap çatışmasına boğuluşumuz...

Savaşlar artık bizimle İsrail arasında değil, bizim aramızda. Enver Sedat’ı öldürdük, katili için Tahran’ın kalbinde sürekli akan bir kan çeşmesi kurduk ve Kudüs’e giden yolu(!) hazırladık. Bu sefer bu kan caddesi Sana ve Saada’dan geçiyor!