Cemile Bayraktar
Gazeteci-Yazar
TT

Uluslararası hukuk niye var?

Uluslararası hukuk meselesi oldukça tartışmalı bir alan. Tartışmalı olması yanında tüm terminolojiye vakıf olmadan da anlaşılması pek mümkün olmayan bir alan. Zira hem uluslararası ilişkiler hem de hukuk bilgisi istiyor. Uluslararası hukuku ilgilendiren başlıca konulardan birkaçı, insan hakları ve ihlalleri, şiddet, terör, savaş gibi doğrudan insan yaşamıyla ve kitlesel grupların yaşamıyla ilgili meseleler olunca, insani bir dramı, teknik kavramlar üzerinden izah etmek, ele almak da bir başka zorluğu oluşturuyor. Ancak uluslararası hukuk ile ilgili zorluklar bunlardan ibaret değil, hukukun var olmasından ancak uygulanmamasından kaynaklanan bir zorluk da mevzu bahis. Elbette hiçbirisi, insanların şiddetin mütemadiyen muhatabı olduğu bir dünyada, dünyaya seslenişinde cevap alamaması kadar zor değil. Filistin meselesinde olduğu gibi…

Uluslararası hukukun uygulanması için aktör olan birçok kurum var. Bu kurumların bazılarının yaptırımlarının uygulanması, kurum kararlarına, anlaşmalarına taraf olunmasıyla bağlayıcı oluyor. Eğer anlaşmalarına, sözleşmelerine taraf değilseniz bağlayıcı olmuyor.

Bazıları ise Birleşmiş Milletler’in (BM) “veto” uygulamasındaki gibi “karar al ama uygulanmasın” şeklinde “boşa mesai” ile yürütülüyor. Elbette kurumların alt birimleri de var, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) gibi…

Filistin-İsrail meselesi, 1948’den bu yana BM’nin ve ilerleyen yıllarda BMGK’nın en fazla gündeminde olan konu. Ancak herhangi bir çözüm elde edilebilmiş değil zira İsrail ile ilgili kararlar ya veto ediliyor ya da İsrail uymuyor. Çünkü İsrail, herhangi bir çözüm istemiyor.

BMGK, 2. Dünya savaşı sonrasında barış ve güvenliğin sağlanması amacıyla BM bünyesi altında kuruldu. Devler arasındaki gerilim, çatışma gibi güvenliği tehdit eden konularla ilgili kararlar almak, çözüm sunmak, diplomatik temaslarda bulunmak gibi inisiyatifler alır. Bunun yanı sıra “insani müdahale, koruma sorumluluğu” gibi başlıklar altında, bir ülkenin başka ülkelerle ilişkileri değil bir ülkenin kendi vatandaşlarının güvenliğini tehlikeye atması, can güvenliklerini sağlamaması gibi konularda da meseleye -tam bağımsızlığı ihlaliyle alakalı olarak tartışmalı olsa da- dair kararlar alır. Alır da uygulanır mı, orası da tartışmalı.

Filistin-İsrail sorununa dönecek olursak; BM, BMGK, bu konuda daha önce belirtildiği gibi çok sayıda karar aldı ancak bu kararların hemen hemen hepsi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından veto edildiği için uygulanmadı. Uygulananlar ise hep İsrail lehine uygulandı. Şöyle ki…

BM, Filistin-İsrail konusunda 1948’den itibaren tam olarak 62 karar aldı. Bunlardan ilki ve sorunu çözen değil çözümsüz kılan Taksim Planı’ydı. Buna göre, Birleşmiş Milletler Genel Meclisi, 1947’de Filistin’i, birer Yahudi ve Arap devletine taksim eden kararı geçirdi. Yahudiler tarafından kabul edilen bu karar, Filistinliler, komşu ülkeler ve Arap Birliği tarafından reddedildi ama olan oldu. Ancak sorun, resmileşmiş bu işgal, bu taksimle sınırlı kalmadı, o tarihten itibaren Yahudi yerleşimciler her fırsatta bu sınırların ötesine geçmeye çalıştı ve de geçti. BM, 1948’de İsrail’in kurulması için oluşturulan diplomaside etkin bir aktör oldu ve İsrail kuruldu.

Bugünlerde sık sık paylaşılan Filistin’in, daha doğrusu Filistin’den geri kalanın haritasına bakıldığında üst paragrafta belirtilenleri net biçimde görmek mümkün. Filistin’in bir devlet olmasına rağmen devlet statüsü kazanmamış muamelesi gördüğü, toprak bütünlüğünün olmadığı, Gazze şeridinin tamamen ayrıldığı da görülür. Ancak haritada pek konu edilmeyen bir şey daha var: Filistin için önerilen iki devletli çözümde Filistin için oldukça önemli olacak olan Batı Şeria, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı şekilde demografi ile oynayarak İsrailli yerleşimcileri, Filistinlilerin evlerine, arsalarına zorla yerleştirerek buradaki İsrailli nüfusu arttırmaya, Filistinli nüfusu azaltmaya çalışması. Bu icraatların hepsi de uluslararası hukuka, BM kararlarına aykırı biçimde yapıldı. Yapılmaya da devam ediyor.

a

BM’nin Filistin-İsrail ile ilgili tamamı ABD tarafından veto edilen kararlarına dönecek olursak bu kararlar şu konularla ilgili; Filistin topraklarının işgali, İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi gerektiği, İsrail’in Cenevre Sözleşmesi’ne uymaması, İsrail’in yasadışı yerleşim birimleri açması, İsrail’in Arap nüfusa karşı orantısız güç kullanması, Müslümanların mabetlerine müdahale, Filistin’in egemenlik haklarının ihlali, ayrım duvarının inşası, İsrail’in -sayısız- Gazze saldırılarının durması, İsrail’in illegal yerleşim birimlerini arttırması, Kudüs’ün yasal statüsünün değiştirilmesi… Yani Filistin’in ile ilgili alınan çok sayıda karar var ve İsrail bunların neredeyse hiç birisini uygulamıyor, uygulamadığı için yeniden alınan kararlar var ve bu yeniden alınan kararları da uygulamıyor. Ve veto konusunda ABD, her koşulda İsrail lehine çalışıyor.

İsrail’in uluslararası güvenliği ve huzuru sağlamak amacıyla alınan hiçbir kararı uygulamamasını, sadece ABD’nin veto yetkisini kullanması ya da BM’nin işlevsizliği ile açıklamak oldukça yetersiz kalır. Buradan anlaşılan şey, aslında İsrail’in bu sorunu çözmek istemediği, tüm diplomatik yolları kapattığı… Bu, son Filistinli, Filistin topraklarından ayrılana kadar İsrail’in maalesef hiç durmayacağının göstergesi.

Hamas’ın “Aksa Tufanı” adını verdiği İsrail’e yönelik son saldırılar, Müslüman ülkeler dahil tüm dünya tarafından kınandı. Sivilleri hedef alması nedeniyle de kabul edilebilir gibi değildi. Ancak saldırılara mukabele etme konusunda İsrail, öyle vahşi bir şekilde mukabele etti ki, artık cümleye “ama Hamas” diye başlayacak tüm gerekçeleri ortadan kaldırdı.

Bu arada not düşmek gerekir ki, bilindiği üzere Gazze, Filistin toprağı ancak 2005 yılında İsrail, Gazze’den tek taraflı çekildikten sonra Gazze’de yönetimi Hamas ele aldı, Batı Şeria’da El-Fetih, Gazze’de Hamas olmak üzere, Filistin başlığı altında iki yapı oluştu. 2006’dan bu yana Gazze, Hamas yönetiminde ve tam anlamıyla İsrail tarafından dört bir koldan abluka altında tutuluyor. Bu durum da uluslararası hukuka aykırı, bu tartışmalı konuda BM’nin bazı kararları olmakla birlikte Gazze’nin statüsü konusunda net bir kararı yok. Ve İsrail, bu tarihlerden itibaren Gazze’yi hukuka aykırı biçimde abluka altında tutarken Gazze’ye yönelik saldırılarda savaş suçları işlemeye devam ediyor; Dökme Kurşun, Bulut Sütunu, Koruyucu Hat bunlardan bazıları…

İsrail’in, Gazze’ye ve Filistin’e yönelik son saldırıları başladığında, İsrail Başbakanı Netanyahu, “Gazze diye bir yer kalmayacak” tehdidinde bulunmuştu. Birkaç saat içinde bu tehditler uygulanmaya başladı ve yaklaşık bir haftadır devam ediyor. İsrail, uluslararası hukuku, uluslararası kamuoyunu, insanoğlunun vicdanını, tam da beklendiği gibi hiçe sayarak Gazze ve Filistin’de tüm insan hakları ihlallerini gerçekleştirdiği saldırılar yapıyor; sivil, silahlı ayırmadan Filistinlileri doğrudan hedef alma, çocuk hastanesi vurma, fosfor gazı kullanma, gazeteci öldürme, Gazze’nin elektrik, su ve tüm insani temel ihtiyaçlarını kesme…

Evet, İsrail-Filistin arasındaki son gerilimde Hamas’ın da hem payı hem hataları var. Ancak dünya artık modern zamanlarını yaşıyor ve insanoğlu medeniyetler inşa edeli asırlar oldu, eksiği söküğü de olsa normal bir yaşam için belli hukuk sistemleri oluşturdu, “modern, medeni” insanın bu şartlar altında yaşaması gerekiyor. Mevcut hukuk sistemleri, bir şekilde bazı çözümler öneriyor, BM bunun için var, BMGK bunun için var. Hatta artık bölgedeki çatışmanın kimseye bir faydası olmadığını düşünen Ortadoğu ülkeleri, İsrail ile normalleşmenin imkanlarını deniyor. Bu imkanları Hamas kısmen sabote etmiş olabilir lakin İsrail’in son saldırılarındaki vahşiliğine ve engellenmemesine bir de Batılı ülkelerin, sadece İsrail vurulmuş gibi davranıp Filistinlilerin hiçe sayılan yaşamlarına dair kayıtsızlıklarına bakınca, laftan anlamayacağı belli olmayan İsrail’e değil ama uluslararası kamuoyuna sormak gerekiyor; İsrail bu kadar suç işlerken bu uluslararası hukuk nerede ve ne işe yarar?