Ahmed Mahmud Ucac
Lübnanlı yazar
TT

Uluslararası hukuk Gazze'nin enkazı altında mı kaldı?

Savaşlar hiçbir zaman insani olmadı. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya uygarlaşmaya karar verdi. Birleşmiş Milletler (BM), gelecek nesilleri savaşın belalarından ve zulümlerinden kurtarma konusundaki kararlılığını teyit etmek için kuruldu.

Ancak BM, Milletler Cemiyeti'nin hatasını tekrarladı. Beş üyeye veto hakkı verdi. Böylece halkın iradesini baltaladı, onu güçlülerin elinde rehin haline getirdi, adaleti göreceli ve değişken hale soktu. BM, Avrupa kökenli gelenek ve yasaları incelemek yerine, bunları tüm insanlık için genel bir yasa haline getirdi. BM Anlaşması ile 15’inci yüzyılda yaşamış olan İspanyol hukukçu Francisco de Vitoria döneminden bu yana dünya, medeni (Avrupalı) ve medeni olmayan halklar olarak bölündü. Bu bölünme sonucunda Avrupalı sömürgeciler, başkalarına saldırma ve mülklerine el koyma hakkını meşrulaştırdılar. ‘Halkların keşfi’ terimini icat eden Avrupalı sömürgeci ülkeler, kentleşme yasalarını uygulayarak halksız yeryüzü prensibine kapı açtılar. Dünyadaki diğer vatandaşlar kendilerine direnirse, onları öldürme ve zorla boyun eğdirme hakkına sahip olduklarını kendilerinde gördüler. Avrupalı hukukçular da bu yaklaşımı benimsediler. ‘Deniz hukukunun babası’ lakabıyla anılan Hollandalı hukukçu Grotius bunların en önde gelenlerinden biriydi. Grotius, ülkesinin en güçlü deniz gücüne sahip olduğunu öne sürerek istediği her şeyi ele geçirmesini meşrulaştırması gerektiğini söyledi. Böylece Avrupa'nın hakimiyeti güçlendi. Ancak iki dünya savaşı ve Sovyetler Birliği tarafından temsil edilen diğer güçlerin ortaya çıkmasından sonra uluslararası hukuk, özünde olmasa da biçimde değişmeye başladı. Sovyet hukukçuları, Avrupa'da oluşturulan normların ve anlaşmaların çoğuna eşitsiz güç ilişkilerinin ürünü oldukları için meydan okudular, gerekliliğini inkâr ettiler ve kendi çıkarları doğrultusunda diğer normları kabul ettiler. Zayıf ülkeler ise tartışamıyorlardı ama bu yasaya uymakla yükümlüydüler.

Bu hukuki gerçeklik, Batı'nın Gazze'deki konumunu ve İsrail'in uluslararası hukuku ihlal etmesini net bir şekilde açıklıyor. Öyle ki İsrail Savunma Bakanı, eski Avrupa medeniyet kavramını hatırlattı ve Gazze halkını hayvan olarak tanımladı. İspanyol hukukçu Vitoria'nın suyu ve elektriği kesmek, yiyecekleri engellemek, çocukları öldürmek gerekse bile, medeniyetsiz insanları ezmeyi yasallaştırmasını akla getirdi. Her ne kadar mevcut uluslararası hukuk, Cenevre Sözleşmeleri gibi önemli mevzuatın ve BM Anlaşması'ndaki yasal metinlerin yürürlüğe girmesinden sonra çok değişmiş olsa da, yapısı (güç dengesi) ve göreceli yorumlarıyla gerçek uluslararası hukuk kavramından halen uzaktır. Herhangi bariz bir ihlali örtbas etmek için yasal yorumlara ihtiyaç vardır ve Batı, İsrail'in BM Anlaşması'nın 51’inci maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına başvurmuştur. ABD ve Avrupa ülkeleri, Hamas'ın İsrail'e saldırdığına, Cenevre Sözleşmeleri’ni ihlal ettiğine ve kendisini savunma hakkına sahip olduğuna dair ‘yasal fetva’ yayınladı. Bu, İsrail’e yalnızca saldırganlığa yanıt verme hakkını vermekle kalmıyor, aynı zamanda saldırganlığın tekrarını önlemek için saldırıyı genişletme hakkını da veriyor. Bu, hukukun ‘savaş yürütmek ve yönetmek’ arasındaki ayrımını göz ardı eden bir yorumdur. Birincisi, meşruiyet kanıtı gerektirir, ikincisi ise idare yasalara bağlılığı gerektirir. Hamas'ın İsrail topraklarına girdiği, sivilleri öldürdüğü ve rehin aldığı için saldırgan olduğunu söylemek tartışılabilir. Hamas hareketi birçok ülkede BM Genel Kurulu'nda ifade edildiği şekliyle bir kurtuluş hareketi olarak sınıflandırılmakta ve onun İsrail içindeki mücadelesi işgale karşı direniş olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla BM Anlaşması’nın 51’inci maddesine göre herhangi bir sınırı aşmamıştır. Daha ziyade kendi kaderini tayin hakkı kapsamında işgale direnmiştir. İsrail, Gazze'nin bağımsız bir varlık olduğunu ve İsrail tarafından işgal edilmediğini, dolayısıyla Hamas'ın bir terörist hareket olduğunu ve bir kurtuluş hareketi olmadığını iddia ediyor ki bu gerçeklikle tutarlı değildir. Çünkü deliller ve kanıtlar Gazze'nin çıkışları, suyu, elektriği, gökyüzü ve denizi üzerindeki İsrail kontrolünü doğruluyor. Gazze, pratik ve hukuki olarak işgal edilmiş durumda ve Batı'nın İsrail'in saldırıya maruz kaldığı yönündeki tasviri kötü niyetli bir uydurmadan ibaret.

Yasalara ve anlaşmalara, özellikle de insani anlaşmalara saygıyı gerektiren savaşın yönetimine gelince, Hamas'ın bunları ihlal ettiğine şüphe yok. Ancak çocukların kafalarının kesilmesi ve tecavüz gibi İsrail'in kesin delil sunamadığı birçok suçlama da asılsız gibi görünüyor. Diğer yandan dünya, bir ay boyunca İsrail'in savaşın yürütülmesinde üç ilkeyi ihlal ettiğine tanık oldu. Birincisi, İsrail sivillerle savaşçılar arasında hiçbir ayrım yapmadı. İkincisi, operasyonlarının askerî açıdan gerekli ve haklı görülen seviyeyi aşmaması gerektiğini öngören kriteri göz ardı etti. Üçüncüsü, sivil kayıpları en aza indirmek, hastanelere veya sivil altyapıya zarar vermemek için hiçbir çaba göstermedi. Bütün bunlar İsrail tarafından mübah kılınmış olup, siyasi ve askeri liderlerinin açıklamaları, uçaklarının televizyondaki görüntüleri, elektrik ve suyun kesilmesi, yakıt ve gıdanın engellenmesi büyük bir savaş suçudur, hatta soykırım olarak nitelendirilebilir.

Ancak soru hâlâ ortada: Uluslararası hukuku ihlal edenlerden nasıl hesap sorabiliriz?

Maalesef BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisiyle, güç dengesine tabi olan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) dışında hukuki bir yol bulunmuyor. UCM, 2011 yılından bu yana yetkili olduğunu beyan etmesine rağmen Gazze'deki insan hakları ihlallerinin yargılanmasından hiçbir sonuç çıkmadı. Bunun hukuki ve siyasi olmak üzere iki nedeni var. Hukuki olarak İsrail buna katılmayı reddetti ve İsrail mahkemeleri tarafından incelendiği sürece mahkemenin herhangi bir suçlamayı dikkate almasını engelleyen tamamlayıcı ilkeye başvurdu. Siyasi olarak ise ABD'nin UCM Başsavcısı’nı yaptırım listesine dahil ederek, mahkemeyi ve çalışanlarını tehdit etmesi ve UCM’nin Avrupa'nın mali yardımına bel bağlaması, adalete ulaşma yolundaki bu yasal kapıyı kapattı. Uluslararası hukukun tarihsel niteliği ve BM Güvenlik Konseyi'ndeki güç dengesi değiştirilmediği sürece, BM Anlaşması'nın vaat ettiği gibi daha iyi bir dünya için hiçbir umut olmadığı açıktır. Söz konusu talep, uluslararası hukukun masum kurbanların cesetlerini mazlum Gazze'nin enkazı altına gömmemesi için gerekli ve kaçınılmazdır.