Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
TT

Kültür ve servet arasında kadına yönelik şiddet

Uluslararası kadına yönelik şiddetle mücadele kampanyası bugün başlıyor ve Uluslararası İnsan Hakları Günü olan 10 Aralık'a kadar da devam edecek. Bu seferberlik, destek faaliyetlerini yoğunlaştırma, bu olgunun ciddiyetine ilişkin farkındalık yayma dahil olmak üzere, tüm özellikleri karşılayan bir kampanya. Dahası ülkelerin kadına yönelik şiddetle mücadele alanında dikkate aldığı, başarılarını ve çabalarını sergilemeye istekli olduğu bir fırsat haline de geldi.

Kadına yönelik şiddetle ilgili rakam ve istatistiklerden bahsetmenin başlı başına olumlu bir nokta olduğunu da burada belirtmekte fayda var. Çünkü bu konu sessiz kalınan, özel alanla ve onun sırlarıyla sınırlandırılan konulardan biriydi. Buna bir de kadınların ve kız çocuklarının bunu açığa vurmalarını, reddetmelerini ve protesto etmelerini engelleyen gelenek ve görenek yönü ekleniyor. Bu, erkek egemenliğine dayalı ataerkil toplum ve kültürün bir özelliği.

Bu ve diğerleri açısından bakıldığında, Arap ve İslam dünyasında kadına yönelik şiddet olgusunun ele alınması, hâkim kültürel yapıya yönelik eleştiri ve daha hukuki ve modern, küresel değer sistemiyle daha uyumlu alternatif bir sistemin inşası çerçevesine giren kültürel ve hukuki bir dönüm noktasını temsil ediyor.

Bu demektir ki, 16 güne yayılan bu uluslararası kampanya, başarılanları ölçen ve henüz başarılmamışları gerçekleştirmeyi talep eden yıllık bir tarih haline geldi.

Ölçüm yönteminin muğlak olmadığı bilgisini de verelim. Aksine ölçüm yönteminin benimsediği temel boyutlar var; koruma ve önleme alanlarındaki başarılar, taahhütler, hizmetler ve cezalar. Başka bir deyişle ölçülecek, oluşturulacak ve ardından ülkelerin kadınları ve davalarını destekleme alanındaki konumlarını tanımlayacak göstergeler var. Çözüm alanında ilerleme, koruma, önleme ve taahhüt gerekliliklerini yerine getirme konusunda ülkeler arasında takdire şayan bir rekabet başladı. Kadına yönelik şiddetle mücadele ve çözüm politikasına dahil olan tüm ülkeler için net bir yol haritası bulunuyor. Şiddet mağduru kadınlar için barınma merkezlerinin kurulması, CEDAW Sözleşmesi (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme) başta olmak üzere, uluslararası anlaşmalarla daha tutarlı olacak şekilde ulusal mevzuat sistemlerinin geliştirilmesi bu yol haritası içinde yer alıyor.

Öte yandan yaklaşımlar da geliştirilme ve derinleştirilme sürecinde olup, önemine rağmen artık sadece kadına şiddet faillerine yönelik caydırıcı mevzuatla sınırlı kalmıyor. Aksine bu eğilim, söz konusu mevzuat çabalarının, kadına şiddetin nedenlerini ve şiddete karşı en çok tehdit altında ve en savunmasız olan kadınların ekonomik ve sosyal özelliklerini ele alan yaklaşımlarla paralel hale getirilmesini gerektiriyor.

Arap ülkelerindeki önemli mevzuatlar arasında Arap ve İslam dünyasında öncü temel kanunlardan biri olan Tunus Devleti’nin kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasına ilişkin 2017 tarihli 58 sayılı kanunu sayılabilir. Vatandaşlık sistemini din, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına dayanmayan bir değer sistemi olarak geliştirmeye yönelik birçok ülkede yapılan mevzuat çalışmaları da göz ardı edilmemeli.

Kovid-19 salgını sırasında uygulanan karantina döneminin, bu olgunun yorulmak bilmeyen ve aralıksız çaba gerektirdiğini doğruladığı göz önüne alındığında, aslında tüm Arap ülkelerinde mevzuat açısından yapılması gereken şeyler var. Bu dönemde şiddete uğrayan kadınların sayısı arttı ve kadın cinayetleri olgusu ciddileşmeye başladı. Rakamlar ve istatistikler, dünyanın çeşitli yerlerinde şiddet vakalarının neredeyse dörtte üçünün evlilik içi şiddet olduğunu söylüyor. Bu durum, evlilik kurumunun tehlikede olduğu, teşhis ve tedavi gerektiren meydan okumalarla karşı karşıya olduğu anlamına geliyor. Çünkü evlilik kurumu otomatik olarak her toplumun temeli olan aile kurumunu ifade etmektedir. Evlilik ve aile kurumunun tanık olduğu derin çatlaklar ve çatırdamaların gölgesinde, birbirine kenetlenmiş ve dengeli bir toplumdan bahsetmek mümkün değildir.

​Kadına yönelik şiddet olgusunu sebepleri üzerinden ele alan temel boyutlu yaklaşımlara gelince, tedavi için ihtiyaç duyulan ilaçların büyük kısmı eğitim programları aracılığıyla gençler arasında farkındalığın yayılmasında, dili, imajları, ev ve toplumdaki geleneksel rol paylaşımı ve ayrımcılığına dayalı toplumsal cinsiyetçi rol dağılımını kapsayan bir reformda yatıyor.

Öte yandan, ülkelerin kadına yönelik şiddetle mücadele alanındaki başarısının ölçülmesinin mevzuat, barınma merkezlerinin sayısı ve kadın destek hatları ile sınırlı olduğuna inanmak da yanlış. Bunların hepsi çok önemli ve gerekli, ancak aşıldığı takdirde inanılmaz bir fark ve sonuç yaratacak başka meydan okumalar da var. Bununla şunu kastediyoruz; eğitim, eğitim hakkının evrenselleştirilmesi ve zorunlu hale getirilmesi. Tüm kız çocukları ve kadınlar eğitim aldıklarında, teorik olarak şiddete maruz kalan kadın çerçevesini daha fazla kırabilecek ve onu reddedebileceklerdir.

Ayrıca kadınların ekonomiye katılımlarının güçlendirilmesi, servetin hem kadınların hem de erkeklerin elinde olmasını sağlayacak şekilde kadınların kalkınma ve yatırım alanında aktif hale getirilmeleri, ayrımcılık ve tahakküm biçimlerini etkili ve hızlı bir şekilde ortadan kaldırmaktadır.

Bugün küresel düzeydeki meydan okumalara baktığımızda, yakın vadede gerçek, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı başta olmak üzere kendisini geriye çeken olguları kabul etmeyecektir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ise elbette hepimizin bildiği gibi şiddeti doğuran bir ayrımcılıktır.