Emel Abdulaziz Hezzani
Suudi yazar
TT

İsrail ABD yönetimlerine bir yük mü?

Mevcut savaşta evet öyle görünüyor. İsrail, Eski ABD Başkanı Harry Truman’ın ağırlığını onlarca yıl boyunca taşıma garantisiyle yüklenmeyi taahhüt ettiği bir kaya gibi görünüyor. Şöyle basit bir soru sorabiliriz; ABD neden bir ergeni koruma ve arkasını toplama zahmetine giriyor? Washington Tel Aviv’e “Bu kadar yeter, biz sizin için formaliteden dostuz” demeye karar verirse ne olacak?

2016 yılında ABD toplumunda İsrail’e yönelik tutuma ilişkin oldukça önemli bir anket yapıldı. Brookings Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen bu anketin sonuçları, katılımcıların yüzde 76’sının İsrail’i ABD’nin önemli bir müttefiki olarak gördüğünü, ancak Demokratların yarısından fazlasının İsrail’i kendilerine bir yük olarak gördüğünü ve Cumhuriyetçilerin dörtte birinin de aynı şekilde düşündüğünü ortaya koydu. Bu anket sekiz yıl önce, nükleer anlaşmanın yansımalarının araştırıldığı bir sırada, İsrail’in Ortadoğu bölgesinde istikrarı savunup, İranlıların ellerini serbest bırakarak milislerinin Arap ülkelerinde hegemonya kurmalarına izin veren nükleer anlaşmaya karşı çıkan demokratik bir devlet imajı çizdiği dönemde yapılmıştı. Çok büyük ihtimal, anket bugün tekrarlansa, İsrail’in mevcut savaş ile Hamas’a karşı kendisini korumaya çalıştığını savunarak Gazze’de yol açtığı büyük yıkımın sonuçlarını görmezden gelenler için şaşırtıcı rakamlar ortaya çıkardı.

Bu savaşta İsrail’e karşı oluşan uluslararası kamuoyu önceki tüm savaşlardan farklı ve eşsiz. İsrail’in imajı için zararlı olan bu izlenimler, Washington istese bile örtbas edilemeyecek ve parlatılamayacak türden izlenimler, ki zaten Biden yönetimi savaşın ilk günlerinde İsrail’in safını tutarak gösterdiği pervasız tutumunu, Gazze Şeridi’ni kasıp kavuran krizi ve Netanyahu’nun politikalarının neden olduğu çok sayıda sivil ölümünü hesaba katan ılımlı bir tutuma çevirecek kadar akıllı.

Geçtiğimiz ekim ayında çatışmaların patlak vermesinin hemen ardından ABD’nin Akdeniz’i askerileştirme hamlesi, herkese Washington’un Tel Aviv’in güçlü ve sağlam bir müttefiki olduğu mesajını iletti. Bu hamle sayesinde Washington, Hizbullah ve Filistinli grupların İsrail’e ortak bir saldırı düzenleyip onu kıskaç içine alarak boğma fikrinin hayata geçirilmesini engelleyebildi. İsrail’in güç faktörleri ekonomi ve siyasettir. Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), ABD’deki en önemli lobi gruplarından biridir. Büyük bir ekonomik ve finansal bir ağırlığa sahip olması onu, Avrupa’da aynı nüfuza sahip diğer lobi gruplarıyla birlikte ABD politikaları ve kararları üzerinde bir etki noktası haline getiriyor. Yahudilerin Filistin toprakları üzerinde Tevrat tarafından verilen hakları olduğu düşüncesini destekliyor. Onlarca yıldır durum böyle ve bu bir sır değil. Ancak olayların gelişiminin, ekonomik büyüme faktörlerindeki değişimin ve farklı rekabet kurallarına göre yeni oyuncuların belirmesinin doğal bir sonucu ortaya çıktı. Meydana gelen değişim, ABD’nin İsrail’in çıkarlarını koruma tutumundan vazgeçeceği anlamına gelmiyor, ancak kendini dayatan yeni dengeler olduğunu gösteriyor ve İsrail bunların bir parçasını temsil ediyor tamamını değil. Washington Ortadoğu’dan çekilmeye karar verdiğinde, büyük ölçüde İsrail’in istikrarlı olduğu ve ona karşı veya ondan beklenilen bir tehlikenin olmadığı kanısına güveniyordu. Ancak devam eden Ekim Savaşı, Washington için bölgede tek bir müttefikin yeterli olmadığını şüpheye yer bırakmayacak bir netlikte ortaya koydu. Washington’un bölgedeki tüm ülkelerin istikrarını sağlamak için müttefik çevresini genişletmesi gerektiğini ve çok taraflı müttefikler çevresinin, milislere ve düşman devletlere karşı istikrarın sağlanması ve adil bir barış sürecinin ilerletilmesi konusunda birbirlerine destek olacağını gösterdi. Bu noktada güçlü müttefikler demek dostlar demek değildir. Dostluk, refah ve bollukta başarılı olan ancak anlaşmazlıklar ve çatışmalar ortaya çıkınca başarısız olabilecek bir yakınlık ilişkisidir. Müttefik ise içinde zaruret durumu barındıran bir eştir; garantör anlaşmaları uyarınca güvenlik ve askeri bağlarla desteklenen, sözde değil özde siyasi ve ekonomik bir ağırlığa sahip olan bir devlettir. İsrail’in kendisi, ne nefret ettiği bir bölgede ayakta kalabilecek ne de yakın düşmanları kendisine komplo kurarken gözünü kırpabilecek. Ya bugün ya yarın, kendisini içine hapsettiği kutunun dışına çıkıp düşünmeye başlamalı. Bu savaş sırasında İsrail ordusu 350 bin yedek askerini hizmete çağırdı. Askeri masraflar hariç haftada yarım milyar dolardan fazla kaybı oldu.

İsrail ABD için bir yük ama taşımaya razı olduğu bir yük. Gelgelelim, İsrail’in ABD’nin tek müttefiki olarak devam etmesi bu razı olma durumunu zedeleyebilir. Bu da önümüzdeki yıllarda bu istisnai statüsünü kısmen veya tamamen kaybetmesinin kaçınılmazlığını gösteriyor.