Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Tek başına gelmeyen talihsizlikler!

Müçtehit fakih, bir olay için hüküm vermeye hazırlandığında, yalnızca meşru delillerini dikkate almaz, aynı zamanda hükmün sonuçlarını, yani verilmesi durumunda ortaya çıkacak sonuçları ve etkileri de dikkate alır. Bu nedenle fıkhi görüşte iki konu birleştirilir; hükmün meşruiyeti ve en azından yakın etkileri. Bu dikkatli mülahazadan kasıt, savaşçılara karşı felsefe yapma veya onlara bir şey öğretme ve yönlendirme iddiasında bulunmak değildir. Aksine kaygı ve endişeyi paylaşmak, çünkü bu bağlamda mesele şu ya da bu örgütün kaderiyle sınırlı değil, daha ziyade tüm Filistin meselesiyle ve bu meselenin Araplara ve İslam'a yönelik fayda veya zararlarıyla ilgilidir. O halde bir fakihe göre mesele sebepler ile hikmet arasındadır. Hamas ve yoldaşlarının macerasının ardında sebep, dahası sebepler mevcut ve geçerli. Gazze Şeridi 2007'den bu yana kuşatma altında ve iki milyonu aşan halkı, dedikleri gibi, ölüm yokluğundan yaşıyor! Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'e yönelik doğrudan ve devam eden Siyonist şiddet artıyor. Orta veya uzun vadeli ateşkes olasılıkları hakkında çok fazla konuşulmasına rağmen ilerlemeye yönelik herhangi bir umut yok.

2007'deki bölünme ve Hamas'ın Gazze'yi tek başına yönetmesinden beri Hamas ile İsrail arasında büyük yıkıma ve çok sayıda can kaybına neden olan birçok savaş yaşandı. Ama bu savaşlardan hiçbirinde taraflardan biri ya da her ikisi de Hamas'ın direnişini bastırıp onu caydırmak ya da işgalci düşmana karşı zafer kazanmak konusunda büyük bir dönüşüm gerçekleştirdiğini iddia edemedi. Daha ziyade her askeri çatışmadan sonra elde edilen zafer, Hamas’ın kararlılığı ve hayatta kalmasıyla temsil edildi. Ölçmek ve bir karşılaştırmayı mümkün kılmak adına, 2006 yılında “ilahi” bir zafer sayılan Hizbullah'ın İsrail ile savaşını hatırlatabiliriz. Gerçek şu ki, bu savaşta düşman sınır boyunca veya Lübnan toprakları içinde ilave 6 kilometre daha toprak işgal etti. Düşmanın burayı tahliye etmesi 3 yıl sürdü ve süreç bugüne kadar da tamamlanmadı. Savaşın ikinci ya da üçüncü haftasında Hizbullah liderinin kamuoyuna yaptığı bir açıklamada şunu söylediğini hatırlıyoruz: "Bunun olacağını bilseydim, savaşa yol açan bu eylemi yapmazdık!"

Aksa Tufanı savaşı, cihat veya kurtuluş yanlısı silahlı örgütlerin giriştiği başka hiçbir savaşla karşılaştırılamaz. 2006’daki Hizbullah-İsrail savaşının ardından uluslararası güçler sınırda konuşlanan Lübnan ordusuna destek vermeye gelmiş, Suudi Arabistan'ın başını çektiği Arap ülkeleri yeniden inşa için milyarlarca dolar harcamıştı. O zamandan bu yana Hizbullah, kendisinin ve Lübnan’ın uğradığı büyük kayıplardan sonra az da olsa tevazu göstermek yerine kibirlendi ve yavaş yavaş Lübnan'daki her şeyin kontrolünü ele geçirdi. Bugünlerde gördüğümüz gibi uluslararası barış güçlerinin güneydeki etkinliğini ortadan kaldırdı.

Demek istediğimiz, bu maceraya atılmanın sebebi sorulduğunda hemen akabinde bu işin hikmetinin, sonuç ve akıbetinin ne olduğu sorusunun geldiğidir. Fakih, verdiği hükümlerde hikmeti göz önünde bulundurarak, iyiliğin yapılmasından ziyade kötülüğün önlenmesini ön planda tutar. Bu macerada ise bilindiği gibi olumsuzluklar veya kötülükler şu ana kadar daha baskın ve belki gelecekte de baskın olmaya devam edecek. Ancak bu maceranın destekçileri gerçekleşen bazı olumluluklara da dikkat çekiyorlar; uzun bir uykudan sonra Filistin meselesinin canlanması, iki devletli çözümden sık sık bahsedilmesi ve İsrail ordusunun ve güvenlik güçlerinin kırılganlığının farkına varılması gibi. Prestij ve güvenilirliği yeniden sağlamak amacıyla Gazze Şeridi ile Batı Şeria'da devam eden askeri operasyonlarda açıkça görülen vahşetin nedenleri ve faktörleri arasında bu kırılganlığın açığa çıkması da yer alıyor!

Ama bir de ortaya çıkan ve çıkacak olan olumsuzluklara bakalım, çünkü William Shakespeare'in dediği gibi talihsizlikler tek başına gelmez. Elimizde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere çok sayıda Filistinlinin öldürülmesi ve yaralanması, Gazze’deki binaların yüzde 60'ının yıkılması veya hasar görmesi olayları var. Peki, Mısır'ın reddetmesi nedeniyle bölge sakinleri yerinden edilmekten kurtulsalar da Gazze Şeridi'nin kaderi ne olacak? Güney Lübnan'da 6 kilometrenin tahliyesi ilahi zaferden sonra 3 yıl sürmüştü. Dahası Gazze’yi Amerikalıların, İsraillilerin, Filistin Otoritesi’nin ve Arapların, özellikle de Mısırlıların onayını alarak kim yönetecek?! Yeniden inşasını kim üstlenecek? Mağdurların zararını kim telafi edecek? Bazı Hamaslılar şu anda Filistin Otoritesi ile kurulacak bir ulusal birlik hükümetinden bahsediyor ve bu iyi bir şey, ancak Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye'nin birçok arabuluculuğuna rağmen bu konuda daha önce başarılı olunamadı! Eğer iki taraf arasında daha önce bir anlaşmaya varılmış olsaydı, Filistin ulusal projesi yeniden birleşecekti. Eldeki olası çözüm fırsatlarının bizzat Filistinliler tarafından kaybedilmesi yerine Araplar ve dünya, iki devletli çözüm için baskı yapmaya yönelecekti. Aynı şekilde o zaman İsrailliler de bu bölünmeye güvenmez ve hatta Mahmud Abbas’ın meşruiyetini ve Oslo Anlaşmalarına dönülmesini istemedikleri için Otoriteye karşı bazen Hamas’ın yanında yer almazlardı. Hamas bu saldırısıyla mesela Gazze'ye yönelik ablukayı kaldırmayı, böylece Filistin meselesinin gidişatını değiştirmeyi mi bekliyordu?! Her halükârda “keşke” kelimesini bir kenara bırakalım, çünkü rivayette de belirtildiği gibi “keşke” Şeytanın tuzağıdır. Biz hâlâ bu savaşın doğrudan sonuçlarını okuyoruz. Her geçen gün yıkım ve ölümler artıyor. Siyonistler bize her gün savaşlarının sonsuz olduğunu söylüyorlar. Uluslararası insani yardım kuruluşları her gün Gazze’ye bir miktar yiyecek ve ilaç sokmayı umuyorlar. Son olarak İsrail zavallı sakinlere her gün, yine kendi emriyle daha yeni gelmiş oldukları bir bölgeyi tahliye edip bir diğerine gitmeleri emrini veriyor.

Madem hikmetten bahsediyoruz bu durumda İran'a bakmalıyız. İran fakihler tarafından yönetiliyor ve onlar içtihat kaynaklarını hikmetin ötesine geçirerek, bizzat mantığa kadar genişletiyorlar. Önceki gün İsrail, Beyrut banliyösünde (Hizbullah karargahında) Hamas hareketinin Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri'yi öldürdü. Kuşkusuz başkomutanın yanında ve çevresinde İran yapımı silahlı örgütlerden onlarca yetkili var ve bunların arasında elbette Husiler de bulunuyor. Beyrut banliyösünde bir uydu kanalları da var ki, liderleri bu kanaldan defalarca yaptığı çok korkutucu konuşmalarla kulaklarımızı hoş etti. İranlılar önce, Hamas saldırısından önceden haberdar olmadıklarını söylediler, ardından içlerinden biri Hamas hareketinin saldırısının yalnızca Kasım Süleymani suikastına bir misilleme olduğunu iddia etti! Husilerin havadan ve denizden saldırılarında da aynı durum yaşandı, İranlılar İngiltere'nin kendilerine yönelik suçlamalarını reddettiler. Sonra Husi Sözcüsü Muhammed Abdusselam Felita’yı Tahran'da gördük! İran, tüm bu milisleri İsrail, ABD ve tabii ki Araplara karşı savaşa sürükledi. Hepsi İran'ın yönlendirmesiyle ve varlığıyla ele geçirdikleri Arap topraklarından bu eylemlerde bulunuyorlar. Burada bu eylemlerinin sebebini sorgulamıyoruz, çünkü İranlıların da İsrail işgalini ortadan kaldırmak istediğini varsayıyoruz(!) Biz sadece madem ki fakih olarak mantık ve akla önem veriyorlar, bu eylemlerdeki hikmet ve mantık nedir ve neden şimdi bir savaş başlattıklarını soruyoruz. Savaşın nedenleri için deniliyor ki; İran, Batı ve ABD'ye şantaj yapıp onlardan çıkar sağlamak istiyor. Bunun inandırıcı olmayan bir sebep olduğu söylenecek olursa, İran'ın son on yıllardaki davranışları dikkatle incelenebilir. İran her zaman kazandı ve şimdi bile ABD, İran'ı fazla rahatsız etmemek için Husilere doğrudan askeri baskı uygulamak istemiyor.

Dolayısıyla Shakespeare'in talihsizliklerin tek başına gelmediği ve birbirini takip ettiği ile ilgili sözü aslında bizim için de geçerli.

Yarın ne olacağını bilmiyoruz ve Hamas'ın da aynı konumda olduğunu düşünüyorum. Hepimizin bildiği, Gazze'de çocukların, Batı Şeria'da gençlerin ve Güney Lübnan'da Hizbullah’ın gençlerinin öldürülmeye devam edeceğidir.