Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

Bir savaş, iki vizyon

Gazze'deki savaş hakkında bilmeniz gereken her şeyi bildiğinizi düşünüyorsanız bir kez daha düşünün. Çoğu şey, haberlerinizi hangi kaynaktan ve nasıl aldığınıza bağlıdır. Geçen hafta Gazze haberlerini iki kanaldan takip ederek küçük, açıkçası bilim dışı bir deney yapmaya karar verdim: İngiltere'nin en ayrıcalıklı kurumlarından biri olan eski BBC ve buna paralel olarak Tahran'da İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kontrolündeki çeşitli haber kuruluşları. Birtakım konular ortaya çıktı.

Halk arasında BBC olarak bilinen British Broadcasting Corporation, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e başlattığı saldırıyı, halihazırda âtıl durumdaki arşivine aktardı. DMO medyası hâlâ İsrail'e yönelik saldırıyı ‘Siyonizm’in yenilmezliği efsanesini sona erdiren savaş’ olarak anıyor. Geçtiğimiz 7 Ekim'in bir savaş değil, konsere katılan gençler de dahil olmak üzere silahsız insanlara yönelik bir pusu olması konunun dışındadır. Tahran'ın, Gazze savaşının ‘düşünüldüğünden daha uzun süre’ devam edeceği yönündeki üstü örtülü umudunu haklı çıkarmak için bu konunun sürekli dile getirilmesi gerekiyor.

BBC, ateşkes sağlanmasına yönelik sözde diplomatik girişimlere geniş yer veriyor. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'in Washington ile Ortadoğu arasında uyguladığı ‘mekik diplomasisi’, gölge boksunun basmakalıp bir versiyonu olmaktan ziyade ciddi bir proje olarak sunuluyor. Ateşkes sinyali yoksa bunun nedeni, İsrail'in inatçılığıdır. Şu anda bile ateşin her iki taraftan da geldiğini unutan BBC, yalnızca İsrail'in öfkesini dizginlemesini istiyor ve Hamas'ın da İsrailli sivil hedeflere yönelik roket ve füze saldırılarını durdurarak yardımcı olabileceğinden hiç bahsetmiyor.

BBC yorumcuları İsrail'in artık Gazze nedeniyle gerçek bir tehlike altında olmadığını ve bu nedenle cömert olması ve yine Londra'nın bilge adamlarına göre Hamas'ı da savaşı durdurmaya teşvik edecek bir ‘insani ateşkesi’ kabul etmesi gerektiğini öne sürüyor.

Ancak DMO propagandası yalnızca Hamas'ın oyunda kalmasını istemiyor, aynı zamanda ‘Direniş Cephesi" olarak bilinen diğer üyelerini de bu ölümcül oyuna katılmaya teşvik ediyor. Gerçekte, aslında Lübnan Hizbullahı’nın, Yemenli ‘Ensarullah’ın ve Iraklı Haşdi Şabi’nin sadece ‘Siyonist düşmana’ değil, aynı zamanda onun büyük koruyucusu ABD’ye de ‘ölümcül saldırılar’ düzenlediğini iddia ediyor.

DMO stratejisti Hasan Rashvand, İsrail'in savaşı kaybettiği ve ‘direniş cephesinin’ direnmesi gerektiği iddiasını desteklemek için, Pearl Harbor’dan bu yana hiçbir yabancı gücün ABD'ye saldırmaya cesaret edemediğini hatırlatıyor. Güçlü Sovyetler Birliği, Küba füze krizi konusunda ABD ile yaşanan çatışmadan son anda geri adım bile attı. Bu, ABD’ye yenilmez olduğu yanılsamasını verdi. Bu da Washington'un dünyaya hâkim olmasıyla sonuçlandı. Rashvand’a göre, "DMO’nun Irak'ın 108 kilometre içindeki el-Esed Amerikan üssünü 14 füzeyle vurmasıyla bu yanılsama sona erdi." ABD’lilerin yenilgi kadehini içip Ortadoğu'yu terk etmeye hazırlanmaktan başka seçeneği yoktu.

Kayhan gazetesine göre Kızıldeniz'i kontrol eden Husilerin yürüttüğü operasyonlar nedeniyle ABD şu ana kadar ‘Siyonist devleti’ kurtarmaya cesaret edemiyor. Babu’l Mendeb Boğazı'ndan hangi geminin geçebileceğine onlar karar veriyor.

BBC, Hizbullah'ın soyut söylemin ötesine geçme niyetinde olmadığına inanıyor. İran Devrim Muhafızları ideologları, Lübnanlı milislerin halihazırda İsrail'e ‘680 ölümcül saldırı’ başlattığını ve ‘gasp edilmiş Filistin'i’ işgal etmek için kara kuvvetlerini seferber ettiğini iddia ediyor.

İran resmi haber ajansı IRNA, Yitzhak Brik adlı emekli bir İsrailli generalin, İsrail gazetesi Maariv'e Hizbullah'ın ciddi bir direnişle karşılaşmadan İsrail'e girme olanağına sahip olduğunu söylediğini aktardı. Ajans, Hizbullah'ın saldırılarının halihazırda 94 İsrail kibutzunu ve kasabasını ‘yaşanmaz’ hale getirdiğini ve bölge sakinlerini kaçmaya zorladığını ekliyor.

BBC'yi takip ederseniz bu savaşın tek mağdurunun Gazze'nin savunmasız sakinleri, özellikle de kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve gazeteciler olduğu izlenimini edinebilirsiniz. İsrailliler çoğunlukla okulları, hastaneleri, alışveriş merkezlerini ve kültür merkezlerini bombalıyor. Bu, Hamas ve onun savunucularının mağduriyet anlatısının sürdürülmesine yardımcı oluyor. Anlatım, moloz ve harabelerin video görüntüleri ile destekleniyor; genellikle bir çocuk  harabelerin ortasında oturuyor, doğrudan kameraya bakıyor ve şöyle diyor: "Evime geri dönmek istiyorum."

DMO’nun propagandası belki de farkında olmadan, İsrail'in mağdur olduğu izlenimini veriyor. DMO, bu ‘Direniş’ kahramanlarının neredeyse yirmi yıldır yönettikleri halkı koruyamadığını izleyicisine anlatamıyor. Bu nedenle DMO, bir zamanlar Gazze'deki bir köy veya kasabada bulunan kömürleşmiş çocuk cesetlerine veya moloz yığınlarına ilişkin herhangi bir görüntü sunmuyor.

Neden bazılarının İran Devrim Muhafızları'nın Hamas'a yardım için ‘tanıklık yapmak üzere gönüllüler’ göndermediğini merak ettiği sorusuna yanıt olarak, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin Parlamento İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Muhammed el-Huseyni, "Soru şu: DEAŞ neden İran Cumhuriyeti'ne saldırmak yerine oradaki direnişe yardım etmek için Gazze'ye gitmiyor?" dedi.

Ancak, geçen hafta İran'ın Kirman kentinde düzenlenen ve en az 100 kişinin hayatını kaybettiği bir cenaze törenine düzenlenen DEAŞ saldırıları ve iki gün sonra (aynı zamanda İran'ın güneydoğusundaki Bampur'da) düzenlenen saldırılar, İran'ın Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve şimdi de Gazze'yi gerçek veya hayali düşmanlarına karşı savaş alanlarına dönüştürmesi ve Arapların çatışmanın bedelini kanlarıyla ödemesini talep etmesi konusundaki soruları ortadan kaldırmadı.

BBC'ye göre Hamas kelimesi Filistin ile eş anlamlıdır. Devrim Muhafızları her iki kelimeden de kaçınarak, bunun yerine ‘direniş’ kelimesini kullanarak Dini Lider’in İsrail ve ABD'ye karşı ilan ettiği savaş nedeniyle Gazze'nin yandığını ima etmeye çalışıyor.

BBC sürekli olarak Gazze savaşının İran'ı da içeren bölgesel bir savaşa dönüşeceği konusunda uyarıyor. Tahran'daki liderler, sanki trajediyi sadece televizyonda izliyormuş gibi, ilgili gözlemcilerden başka bir şey değilmiş gibi davranıyorlar.

Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral İsmail Kaani, kısa ve öz bir şekilde şunu ifade etti: “Direniş Cephesi’ne katılan Arap kardeşlerimize silahtan eğitime kadar istedikleri her şeyi sağlıyoruz. Ama onlar adına savaşmayacağız.”

Benzer bir mesaj eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi'den de geldi: “Direniş Cephesi üyeleri yeterince olgun ve kendi kararlarını veriyor. Krizle (yani savaşla) nasıl başa çıkılacağı konusunda onları destekliyor ve eğitiyoruz, ancak elimizden gelen bu kadar.” Yani şehitlik şerefi bizim değil, bizim adımıza ölmesi için kiraladığımız kişilerindir.