Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

DEAŞ’ın dönüşü ve en çirkin dönüş

DEAŞ devletinin yıkılışının duyurulmasının ardından çeşitli noktalarda yeniden ortaya çıkması, örgütün ideolojik bazda yayılımının boyutunu tahmin etme konusunda hata yapıldığını, dolayısıyla düşüncenin değil, sadece devletin, yani DEAŞ devletinin yıkıldığını teyit ediyor. Örgütün pek çok saklanma yerinde hareketsiz ve gizli kalan hücreleri, bazen birçok nedenden ötürü bazı yerlerde kendileri için bir toplumsal kuluçka merkezi buluyorlar. Yoksulluk, hükümetteki yolsuzluklardan duyulan hoşnutsuzluk ve bu radikal ideolojinin tehlikeleri konusunda toplumsal farkındalık eksikliği de bu sebepler arasında yer alıyor. Bu radikal ideoloji ile mücadelede uçaklar, toplar, akıllı füzeler yetersiz kalıyor, bu mücadele, DEAŞ’ın fikirlerine bir gerekçe, anayasası için bir temel ve dayanak olarak kullandığı miras ve eserlerindeki kusurları giderecek akıllı beyinlere ihtiyaç duyuyor.  

DEAŞ’ın ortaya çıkışının veya karşı şiddetin (en azından bu gaddar örgüt içinde) gerekçelerinden biri, karşı tarafın üzerinden atlanamayacak radikal politikalarıdır. İfade ve düşünce “özgürlüklerini” koruduğunu iddia eden, ama aslında medeniyetler çatışması ve çarpışmasını, birçok halkın inancını aşağılamayı teşvik eden ülkelerde devlet desteğiyle Kuran’ın yakılması ve ona yönelik saygısızlık bu politikalara bir örnektir.

DEAŞ’ın el-Kaide gibi ideolojik ortakları ve ayrıca çıkarlarının kesiştiği çeşitli milis gruplardan oluşan ortakları var. DEAŞ, Mali, Somali, Horasan ve örgütün ideolojik düşmanları tarafından finanse edilen diğer DEAŞ kolları gibi örgütleri bölgesel savaşlarda kiralık silah olarak kullanabiliyor. İdeolojik olarak düşman olsalar da kesişen çıkarlar, DEAŞ ve karşıtlarının “zalimi bir başka zalim ile ortadan kaldırma”, pragmatizm ve çıkar kesişmesini içeren DEAŞ mantığı ile aynı noktada buluşmalarını sağlıyorlar.  Öte yandan, Müslüman Kardeşler örgütü, Arap Baharı’nın yarattığı heyecan ile bölgeyi bölmek amacıyla sadece rejimleri değil ülkeleri de çökertmek için kullanıldı. DEAŞ da aynı amaçla kullandı ve silahlandırdı. Bu nedenle bugünkü geri dönüşü, Ortadoğu'yu tekrar tekrar bölmeye yönelik girişimlerden ayrı tutulamaz. Özellikle de DEAŞ ve kardeşlerinin oyun alanı yalnızca Ortadoğu ile sınırlı olduğu, ayrıca yalnızca mürted olarak adlandırdıkları Müslümanları öldürdükleri göz önüne alındığında. Bu da DEAŞ’ın, her ne kadar güçsüz gayrimüslimlere de düşmanlık gösterse bile, tam anlamıyla bir istihbarat ürünü olduğunu gösteriyor.  

Terör olgusunun şiddetlenmesinin tek sorumlusu, siyasi boşluk durumu ve yokluğu, şiddet olaylarının görülmesine, tekfirci ve radikal örgütlerin yayılmasına yol açan merkezi otoritenin yokluğu değil. Aynı zamanda büyük güçlerin kibri, zayıf ülkeler üzerindeki nüfuzlarını, kontrol ve hakimiyetlerini güçlendirme çabaları da, karşı şiddetin ortaya çıkmasına neden oldu. Özellikle de terörizm dini bir kisve altında siyasi olarak örgütlendiğinde.

Terör olgusu yeni bir olgu olmadığı gibi, sadece İslam'a bağlı değil. .Avrupa da İrlanda'da ve İspanya'nın Bask Bölgesi'nde dini kaynaklı terör olaylarına tanık oldu. Korku, terör, Allah'ın adını kullanan, ona iftira atarak katliam, öldürme, tekfir, yağma ve aldatmayı haklı gösteren gerekçeler ile dolu metinler, bazılarının Allah adına şiddet eylemlerinde bulunmalarına ve öldürmelerine sebep oldular.

Terörizm sadece bir din, mezhep veya vatanı olabilecek bir yerle sınırlı değildir. Onun bir vatanı ve dini yoktur, o, kendisini kullanan koşullara, nedenlere, sebeplere ve hatta kesişen çıkarlara mahkumdur. Bugün terörizm yerel değil, küresel, bazılarının teşvik etmeye çalıştığı gibi geri dönüştürülebilir, ihraç edilebilir ve kullanılabilir bir meta haline geldi.

Terörizm, bir devlete veya halkına yönelik, bireyler veya gruplar ya da halk arasında korku yayabilecek, kamu malını yok etmeyi ve ona zarar vermeyi amaçlayan suç niteliğindeki eylem ve fiillerdir...Terörizm türleri ideolojik terörizm, eylemsel terörizm, entelektüel terörizm ve ahlaki terörizm başta olmak üzere çeşitlidir.

Terörün önlenmesi ve bastırılmasına ilişkin 1937 Cenevre Sözleşmesi'nde terör kavramının kendisi ve tanımı kapsamlı bir kavram ve tanım olamayacak kadar yetersiz ve eksiktir. Sözleşmede terör, bireylerin devlete yönelik terör eylemlerine indirgenirken, günümüzde modern çağda, başka ülkeleri işgal etme, rejimleri ve hatta devletleri yıkma, Libya ve Irak'ta olduğu gibi, yerine kaosu yerleştirme, ülkeyi DEAŞ vb. örgütlerin bıçaklarının insafına bırakma noktasına varan devlet terörü vakalarına da tanık oluyoruz.

Terörizmin ortaya çıkışının ve büyümesinin nedenleri siyasi, ekonomik ve hatta bireyler arasında sosyal ve ekonomik adaletin olmayışı gibi toplumsal nedenler başta olmak üzere çeşitlidir. Psikolojik nedenler de bunlar arasında olabilir ve bireyin psikolojik yapısı, doğru kültürün yokluğu veya yok olmasının sağlanması, ilmi otoritenin yorum ve fetva hakkını gasp etmesi sonucu, insanlar arasındaki davranışları yönlendiren içgüdülerdeki farklılıklardan kaynaklanırlar. Bu da bir fetvalar kaosunun yayılmasına yol açarken, kaos da küresel istihbarat koridorlarında DEAŞ ve kardeşlerini üreten din anlayışında bir sapmayı ya da aşırılığı ortaya çıkardı.