Sam Mensa
TT

Netanyahu, Sinvar ve Aksa Tufanı

Hamas ile İsrail arasında Ramazan ayında gerçekleşeceği vaat edilen ateşkese dair umutların zayıfladığı görülüyor. Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar, kendileri dışında genel olarak bölgeyi, özelde ise ülkelerini, sonuçları hesaplanmamış tehlikeli sonuçlara sürüklemek ile meşgul gibiler. Netanyahu, Filistin topraklarını ilhak etmek, Filistinlileri Gazze'den sürmek ve Yahudi yerleşimcileri oraya yerleştirmek isteyen, dolayısıyla ne kadar şartlı olursa olsun, bir Filistin devletinin kuruluşunu içeren herhangi bir öneriyi reddeden, Refah'a saldırıda ve Hamas ile liderlerinden geriye kalanları ortadan kaldırmakta ısrar eden, koalisyonundaki aşırı sağcı, ırkçı müttefikleri ile suç ortağı.

Sinvar, masum sivil kayıpların sayısına, insan ve yapı olarak Gazze’den geriye kalanların da yok edilebileceğine bakmaksızın, direnişi sürdürmekte ısrar ederek onunla aynı noktada buluşuyor.

Netanyahu, 5 İsrailliden 4'ünün, 7 Ekim operasyonuna olanak tanıyan hatalardan en çok kendisini sorumlu tuttuğunu ve yaklaşık her 4 İsrailliden 3'ünün onun istifasını istediğini gösteren son ulusal anketler ile yüzleşiyor. Aynı zamanda Savaş Konseyi'nin içinde ve dışında bir muhalefet ile karşı karşıya bulunuyor. Muhalefet hükümetin şaşırtıcı beceriksizliğinden, kati ve önemli kararlar almadaki yavaşlığından, savaşın yönetilmesinde birbirleriyle olan iş birliğinin zayıflığının yanı sıra İsrail'in en önemli müttefiki ABD ile ilişkilerin yönetilememesinden Netanyahu’yu sorumlu tutuyor. Onu ABD’ye karşı dik kafalı olmakla suçluyor.

Netanyahu'nun savaşı yönetme yaklaşımı bu gerçeği yansıtıyor. Bu yaklaşım özetle, oynadığı kumar ve bahisler yoluyla, ülkesinin karşılaşabileceği sonuçlara, çıkarlarına ve geleceğine kayıtsız kalan bir narsisizm, manipülasyon ve dar görüşlülük içeriyor. Nitekim örneğin Şin Bet olarak bilinen İsrail gizli güvenlik servisi direktörleri tarafından önerilen Hamas liderliğini ortadan kaldırma planlarını son 12 yılda 6 kez reddettiği söyleniyor. Netanyahu'nun yaklaşımını tanımlayan en doğru ifade, ABD Başkanı Joe Biden'ın "İsrail'e faydasından çok zararı var" şeklindeki açıklaması olmaya devam ediyor.

Öte yandan Sinvar, Gazze halkı üzerindeki kontrolünün yanı sıra liderliğini ve hatta mevcut yapısıyla Hamas’ın geleceğini kaybettiğini biliyor. Sonu hesaplanmamış macerası sonucunda başlarına gelenlerden sonra büyük olasılıkla halkının da desteğini kaybetti. Sinvar'ın son bir görevi kaldı; hedeflerinden biri de bölgedeki barış sürecini sabote etmek olan Aksa Tufanı operasyonu ile başlattığı şeyi tamamlamak ve yıkıcı sonuçlarını inkâr etmek.

Direnişin ve savaşın Sinvar’ın aklından geçtiği gibi Ramazan ayı boyunca ve hatta sonrasında da devam etmesi, İsrail'in tüm dünya ve özellikle de müttefiki ABD ile karşı karşıya gelmesine yol açabilir. Kudüs dahil Batı Şeria'yı ateşe verebilir, hatta İsrailli Araplar arasında üçüncü bir intifada olarak tanımlanacak bir hareketlenmeye neden olabilir. Ayrıca Mısır ve Ürdün'ün İsrail ile ilişkileri aralarındaki barış anlaşmalarını tehdit edecek derecede bozulabilir. Aynı şekilde başta Tel Aviv ile normalleşen Arap ülkeleri olmak üzere İsrail-Arap ilişkilerini de bozabilir. Bu, gerçekleşmesi halinde yalnızca daha fazla ölüme, yıkıma, bölgenin ve güvenliğinin istikrarsızlaşmasına yol açacak, dini çekişmeleri daha da kötü bir şekilde alevlendirecek, bölgenin gelişme ve modernleşme yollarını tıkayacak karanlık bir senaryo. Bundan ilk ve en çok yararlanacak olan ise İran ve onun bölgesel politikalarıdır. Bunlar, savaş sonrasında yeni bir bölgesel düzene ulaşmak amacıyla Biden yönetiminin Netanyahu'ya sunduklarını baltalayan politikalardır. Bahsedilen yeni bölgesel düzen, Hamas'ın İsrail'i tehdit etme ve Gazze'yi yönetme gücünü sonlandırabilir. Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde yaşanabilir bir Filistin devletiyle yan yana yaşayacak İsrail'in güvenliğinin sürekliliğinin sağlanması ile sonuçlanacak bir süreçte, Arap ülkelerinin desteklediği reform edilmiş bir Filistin Otoritesi’ne toprakların kontrolünü teslim edebilir.

Hem Sinvar'ın hem de Netanyahu'nun problemi, geri çekilmeye ve hatta gözden geçirmeye bile olanak tanımayan bir çıkmaz ile karşı karşıya olmaları. Sinvar Filistin, Arap ve uluslararası düzeyde bir çıkmaz sokağa girmiş durumda.

Netanyahu ise Washington'a boyun eğerse aşırı sağın desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak, bu da hükümetinin ve siyasi geleceğinin sonu ve belki de doğrudan hapse girmesi anlamına geliyor. Biden'ın yaklaşımını reddetmeye devam ederse de, İsrail'i Gazze bataklığında boğulmaya daha fazla sürükleme, Batı Şeria'da üçüncü bir intifadayı ateşleme ve Hizbullah ile yeni bir savaşa girme riskiyle karşı karşıya bırakacak.

Buna ilaveten, İsrail'in mühimmat, mali destek ve önemli diplomatik destek açısından bağımlı olduğu ABD ile ilişkilere de ciddi zarar verecek. Tüm eski ve yeni Arap ilişkilerini tehlikeye atacak. Bu sonuçların herhangi birinin gerçekleşmesi korku verici iken, hepsinin birlikte gerçekleşmesi İsrail için varoluşsal bir felaket demek.

Bir yandan Netanyahu Refah'a saldırırsa, hatta son aylarda bizi alıştırdığı öldürme ivmesini sürdürürse veya Hizbullah'a saldırarak savaşı genişletirse, diğer yandan Sinvar nafile ve dar görüşlü direnişinde ısrar ederse, ikisi birlikte, 7 Ekim operasyonuna yeniden hayat vermiş olacaklar. Bu kez Sinvar ve Netanyahu'nun imzasını taşıyacak bu operasyona ‘Aksa Tufanı 2’ adını verebiliriz.