Amerikalılar Lübnan'a geliyor ve memnun ayrılıyorlar. Her seferinde sayıları artıyor; sabahları ve akşamları yaptıkları sosyal etkinlikler bazen siyasi eylemlerinden daha önemli görünüyor! İsrail'e gelince, Gazze Şeridi, Batı Şeria, Suriye, Yemen ve Irak'ta son derece sert bir tutum sergileyen Başbakan Binyamin Netanyahu, Lübnan ve hükümetine karşı ‘nazik’ davranıyor ve Hizbullah'ı silahsızlandırma konusunda neredeyse oybirliğiyle alınan kararı övüyor. Ancak bu övgülerinden sonra, asıl meselenin, günlük cinayetleri durdurma, kademeli olarak geri çekilme ve tutukluları serbest bırakma çağrılarına yanıt olarak Yahudi devletinin atabileceği adımlarda yattığını söylüyor. Geri çekilmenin hızı bile bilinmiyor. Geri çekilme, Lübnan ordusu Litani Nehri'nin kuzeyindeki bölgeyi silahsızlandırdığında mı başlayacak, yoksa Hizbullah’ın Lübnan genelinde silahlarını teslim etmesini beklemek mi gerekecek?! ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Lübnan hükümetinin 30 yıldır ilk kez aldığı benzersiz kararla Lübnan'ın ilk adımı attığı izlenimini verdi. Ancak, İsrail ziyaretinden döndükten ve Netanyahu'nun hoşgörüsünü ve cömertliğini övdükten sonra, Lübnan'ın henüz ilk adımı atmadığı konusunda onunla aynı fikirde olduğu izlenimi verdi; eylemler sözlerden daha güçlüdür! Lübnanlı siyasetçiler, Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını ve Başbakan'ın duyurularını önemli kararlar olarak değerlendirirken, Netanyahu ve Barrack için bunlar, eylemlerle (Hizbullah’ın fiilen silahsızlandırılması) desteklenene kadar sadece sözlerden ibarettir! Eylemleri ve sözleri karşılaştırdığımızda, aradaki farkın çok büyük olduğunu görüyoruz. Sekiz aydan fazla bir süre geçmesine rağmen, ordu ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) halen Litani Nehri'nin güneyinde Hizbullah’a ait silah depoları bulmaya devam ediyor. Peki ya Litani'nin kuzeyi ve Bekaa Vadisi'nde, Suriye sınırına kadar olan bölgede durum ne?!
Nebih Berri'nin konutundan ayrılırken Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım'ın sözlerinin ‘acınası’ olduğunu söyleyen Ortagus'un aksine, Hizbullah ve aslında Şii topluluğunun çoğu, İsrail ile değil, Lübnan yetkilileriyle (özellikle Başbakan’la) aşırı gerginlik içinde. Bunun nedeni, İsrail'den hiçbir şey elde etmeden verdikleri karar ve ısrarları. Bu nedenle Hizbullah Genel Sekreteri, Kerbela ve iç savaş da dahil olmak üzere kıyamet ve karamsarlık tehditlerinde bulunuyor. Hizbullah milletvekilleri, Barrack'ın Lübnan'daki Şiilerin toplam Lübnan nüfusunun yüzde 40'ını oluşturduğu yönündeki iyimser tahmininden memnunlar (Gerçekte, Şiiler nüfusun yüzde 30'undan fazlasını oluşturmuyor ve her halükârda, bu rakamlar önemsizdir. Çünkü Süryani Ortodokslar veya Ermeniler bile isterlerse büyük bir sorun yaratabilirler). Ancak, karar alma toplantısını terk eden dört bakana kabinenin gösterdiği saygısızlıktan öfkeliler ve kabinenin anlaşmayı terk ettiğini, hatta anayasayı ihlal ettiğini düşünüyorlar! Silahlanmadılar, sadece motosikletlerle protesto gösterisi düzenlediler. Meclis Başkanı Berri, Barrack ve heyeti Lübnan'da olduğu sürece sokaklarda eylem yapılmasını engelledi.
Peki, hükümetin 2 Eylül'de yıl sonuna kadar Hizbullah’ı silahsızlandırma planını görüşeceği gelecek hafta ne olacak? Berri ve Hizbullah ile kurtları öldürmeden ve koyunları yok etmeden bir çözüm bulmak için çok düzeyli müzakereler yapıldı. Naim Kasım, Muhammed Raad, Şii şeyhleri ve İranlıların çıkışlarının ardından hükümet yetkilileri, Hizbullah’ın hükümetin itibarını kurtaracak hiçbir şeye yanıt vermeyeceğini biliyorlar, hükümet ise kafa karışıklığı ve çaresizlik içinde Washington ve İsrail'e yöneliyor. Şimdiye kadar Hizbullah, medya ve sokaklarda tehditler savurdu, ama ya İsrail'e birkaç roket fırlatırsa? Bu bir kıyamet ve topyekûn savaşı tetiklemez mi? İsrailliler kendilerini güvende hissediyor ve medyada şöyle diyorlar: Hiçbir roket İsrail'e ulaşmayacak, kendi topraklarına düşecek, ama sonra Hizbullah’ın depolarında kalan ağır silahları yok etmek için yüzlerce hava saldırısı düzenlenecek! Tabii ki Lübnan ordusu Hizbullah militanlarıyla çatışmayacak, ancak Lübnan, Barrack ve onun tarihi vizyonu gibi figürler ve Ortagus'un gülümsemeleri ve övünmeleri olmadan bir kez daha kendini izole bulacak.
Bütün bunlar bekleniyor muydu? Tüm taraflar daha iyi bir sonuç umuyordu: Amerikalılar Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın daha güçlü olmasını ve Meclis Başkanı Nebih Berri'nin Hizbullah üzerinde daha fazla etki sahibi olmasını umuyordu. Lübnanlı yetkililer ise ABD'nin İsrail üzerinde daha fazla etki kurmasını ve Suriye'ye olduğu gibi daha destekleyici bir tutum sergilemesini umuyordu. Ancak İsrail medyası, deneyimlerin bize öğrettiği gibi, dikenleri her zaman tırnaklarınızla çekmeniz gerektiğini söylüyor!
Lübnanlı tatilciler, ağustos sonundan sonra en kötüsünü bekleyerek ülkeyi toplu halde terk ediyorlar. Bazı politikacılar, UNIFIL'in bir yıl daha şartlı olarak uzatılacağından emin. Öte yandan Hizbullah ve destekçileri ile diğer Lübnanlılar arasındaki uçurum derinleşiyor!