Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Yemen ve istikrar inşa etme seçeneği

Suudi Arabistan'ın Güney Diyaloğu'na ev sahipliği yapma ve Güney Yemen halkına ve çeşitli bileşenlerine güney sorununun çözümü için kapsamlı bir vizyon oluşturma, bu vizyonun uygulanmasına yönelik mekanizmaları belirleme fırsatı verme kararının Yemen halkı tarafından geniş çapta memnuniyetle karşılanması şaşırtıcı değil.

Diyaloğun düzenlenmesi kararı, Güney Geçiş Konseyi içindeki bazı unsurların pervasız eylemlerinin yol açtığı olayların üstesinden gelmeyi amaçlayan Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi'nin talebine karşılık olarak alındı. Karar, Yemen'deki krizleri diyalog ve uzlaşmaya dayalı siyasi çözümlerle ele almayı, böylece maceracılık, çatışma, bölünme ve dışlama dilini önlemeyi vurgulayan Suudi yaklaşımına dayanıyor.

Yemenli tarafları diyaloğa başvurmaya teşvik etmek, Yemenlilerin meşru kurumlar ve tanınmış çerçevelerle ilişkilerini güçlendirmek, meşru sorunların siyasi gösteriş alanından çıkarılıp çözüme kavuşturulmasını sağlamak anlamına da geliyor.

Suudi Arabistan'ın Yemen'deki tutumu, siyasi, ekonomik, Arap, İslami ve uluslararası ağırlığını bölgede istikrarı sağlamayı amaçlayan büyük bir projeye adamaya yönelik stratejik tercihinin bir parçasıdır. Bu tercih, Sudan ve Lübnan'daki krizler de dahil olmak üzere bir dizi krizdeki tutumlarında da açıkça görülmüştür.

Ortadoğu'nun yıkıcı savaşlara ve büyük gelişmelere tanık olduğu bir dönemde istikrar politikalarına duyulan ihtiyaç daha da artıyor. Bunun en tehlikeli yönü ise, Ortadoğu'daki karışıklığa, büyük güçlerin kendileri tarafından kışkırtılan, tüm uluslararası sahnede ciddi bir istikrarsızlık belirtilerinin eşlik ediyor olması.

Dört yıl önce, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali Avrupa kıtasının huzurunu bozdu. Almanya, savaşın sadece tarih kitaplarına ait acı bir anı olduğuna ve özellikle yaşlı kıtada uluslararası sınırların zorla değiştirilmesinin yasak olduğuna inanıyordu. Bugün Almanya, gücünü yeniden kazanmak ve cephaneliğini modernize etmek için zamana karşı yarışıyor. Yıkılmış olan güvenlik duygusunun bir nebze de olsa yeniden tesis edilmesi için muazzam miktarda para harcanacak. Alman generaller, Rusya ile birkaç yıl içinde patlak verecek yıkıcı bir savaştan bahsediyorlar. Ukrayna meselesinin, Putin'in kaybedilen Sovyet topraklarının bir kısmını geri alma iştahını daha da kabartacağına inanıyorlar. Aynı endişe İngiltere ve Fransa generallerini de sarmış durumda. Polonyalı generaller, ülkelerinin sınırlarına ve tarihinin yaralarına karşı hassaslar. Avrupa'nın savaşa hazırlanması hiç de basit bir şey değil.

Dünyayı sarsan bir sahne daha yaşandı. Nicolás Maduro'nun kelepçelenip, uyuşturucu kaçakçılığına karışmak suçlamasıyla Amerikan askerleri tarafından bir Amerikan mahkemesine sevkedilmesini kimse beklemiyordu. Latin Amerika'nın “Büyük Birader”in hegemonyasına ilişkin hassasiyetlerini açıklamaya gerek yok. Bu hassasiyetler birçok ülkenin kültürüne derinden işlemiş durumda. Birçok rejim, Amerikan generaline karşı isyan söylemiyle doğmuş ve yaşamıştır.

Avrupa, Putin'in Ukrayna gezisinin yarattığı emsalin tekrarlanmasından korkuyor. Birçok ülke, Donald Trump'ın Venezuela gezisinin yarattığı emsalin tekrarlanmasından giderek daha fazla korkuyor.

Putin'in niyetlerinin ve iştahının sınırları anlaşılmaz. Adam KGB kasalarından geliyor, Sovyet yaralarını taşıyor. Trump'ın sürprizlerini tahmin etmek, yapay zekanın ve hatta en deneyimli astrologların bile kavrayışının ötesinde. Bu yüzden dünya önemli bir altüst oluşa hazırlanıyor gibi görünüyor.

Küçük veya mütevazı ülkeler, kontrolsüz bir şekilde ilerleyen bir dünyada ne yapabilir? Bu devletlerin, özellikle iç çatışma ateşiyle kavrulanların, mevcut sınırlarına geri çekilmekten başka seçeneği yok. Güç mücadelelerinden, boşanmalardan, zaferlerden ve bazen ne kadar haklı olsalar da dikenli hayallerden geri çekilmek zorundalar.

Bağdat'ta bir gün merhum Irak cumhurbaşkanı Celal Talabani'den duyduklarımı hatırladım. Şöyle demişti: “Kürtlerin, diğer halklar gibi kendi devletlerini hayal etme hakkı vardır. Hiçbir Kürt bu hayalden açıkça vazgeçemez. Ancak komşu ülkelerin haritalarına ve Kürt nüfuslarına, güç dengesine baktığımda, hayal ile gerçekler ve rakamlar arasında bir uzlaşmayı seçiyorum. Gerçekçi olarak, Kürtler temel haklarını elde ederlerse, sonsuz çatışmalarda boğulmaktansa Irak ailesi içinde kalmalarının kendi çıkarlarına olduğunu düşünüyorum.”

Haritaların sağlığı, bireylerin sağlığı gibi, onları aşma cazibesine karşı koymak için vatandaşlık ve kurumlar temelinde sürekli bakım gerektirir. Haritaları korumak, bilge ve anlayışlı kişilerin cesaretini ve uzlaşmaya açık olmayı gerektirir. Haritalar güç, hegemonya, tekelcilik veya egemenlik yoluyla korunmaz. En ezici zaferler bile geçicidir. İstikrar yolu her zaman adil uzlaşmalardan, haritadaki tüm sakinler için aidiyet duygusundan ve kanun önünde eşitlikten, özel hayata saygıdan ve farklı düşünme hakkının tanınmasından geçer.

Lübnanlıların devletin şemsiyesi altında yaşamaya geri dönmekten daha iyi bir seçeneği var mı? Tüm bileşenleri ve vatandaşları eşit gören, savaş ve barış kararlarından tek başına sorumlu olan bir devlet. Yalnızca meşru kurumlarının otoritesi altında yaşayan bir devlet. Diğer tüm çözümler parçalanmayı uzatır ve birlikte yaşama konusunda umutsuzluğun yerleşmesi de dahil olmak üzere çeşitli maceralara kapıyı açar.

Libyalıların, kanun ve kurumlar çerçevesinde tüm grupları ve akımları barındıran tek bir devlet altında yaşamaya geri dönmekten daha iyi bir seçeneği var mı? Bölgeselcilik mantığı rahatsız edicidir. Küçük ordular doğası gereği istikrara, kalkınmaya ve ilerlemeye düşmandır. Her ulusal parçalanma, yabancı müdahaleye kapı açar ve ülke içinde savaşan grupları, kendi adlarına, ancak kendi zararlarına yürütülen savaşların vekil güçlerine dönüştürür.

Adil bir Suriye'den, Kürtlerini, sahil halkını ve Suveyda sakinlerini vatandaşlık, karşılıklı tanıma ve hukukun üstünlüğü altında bir arada yaşama temelinde kucaklayan bir devletten daha iyi bir yuva var mıdır?

İstikrarı sağlamak acil bir görevdir. İstikrar olmadan güvenlik ve emniyet olmaz. İstikrarlı devletler ve bilge, adil hükümetler olmadan ilerleme ve kalkınma olmaz.

Suudi Arabistan'daki Güney Diyaloğu, değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. Bu toplantının başarısı, katılımcıların Yemen'deki istikrar politikalarını şekillendirme konusundaki kararlılığını gösterecektir. Bu aynı zamanda, istikrar inşası diliyle sınırlarını koruması gereken ülkeler için de başarılı bir model sunabilir.