Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Uluslararası sistem ne zaman düzenli oldu ki?

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi üyelerinin neredeyse yarısının Nicolas Maduro’yu, onun liderliğini ve popülist eğilimlerini kınadığını duyduğumda şaşırdım. Bu durum, Başkan Trump'ın uyuşturucuya karşı sert önlemlerini veya demokrasiyi reddetmesini onaylamak ve alkışlamakla neredeyse aynı şey! Ardından, 20. yüzyıl üzerine önemli eserler vermiş ünlü tarihçi Eric Hobsbawm’ın (1917-2012) sözleri aklıma geldi: Çoğu durumda BM Güvenlik Konseyi karar alamaz ve nadir alınan kararlar ise uygulanmaz(!).

Büyük uluslararası kuruluşların kararları ne zaman düzenli olmuş ki, bazıları şimdi uluslararası sistem çöktü diye varsayabiliyor? Bunu değerlendirirken bazıları Ukrayna Savaşı’na, bazıları ise Gazze Savaşı’na bakıyor. Ukrayna’da tek bir ateşkes kararı bile alınamadı; çünkü Rusya veto hakkına sahip. Gazze söz konusu olduğunda ise uluslararası toplum, yetmiş bin ölümün yaşanmasını bekledi; ardından ABD, Şarm eş-Şeyh toplantısında uzun tartışmalar sonrası bir tasarı sundu, kimse itiraz etmedi ama karar, metin olarak değil, İsrail’in ve arkasındaki dini grupların istediği şekilde uygulandı.

Düzensizlik Trump döneminde mi başladı? Elbette hayır. Eğer düzeni 1945’te BM Antlaşması ile sağlanmış kabul edersek, bozulma Kore Savaşı’nda (1950-1953) başladı ve Vietnam Savaşı boyunca sürdü; bu dönem, Küba’daki nükleer başlıklı Rus füzeleri yüzünden yaşanan ağır krizlerle de çakıştı. Bu çatışmalı olayların her birinde çözüm, Rus ve Amerikan tarafları arasında BM Güvenlik Konseyi dışında gerçekleşti. Vietnam Savaşı’nın 1975’te sona ermesi de, kaybeden Amerikalılar ile kazanan Vietnamlılar arasındaki müzakerelerle oldu. Ayrıca 1950’lerde Sovyet güçlerinin Doğu Almanya’ya girerek komünist otoriteye karşı ayaklanmayı bastırmasını unutmamak gerekir. 1960’lar ve 1970’lerde Sovyetler’in Çekoslovakya, Macaristan ve Polonya’ya müdahalesi ve nihayet 1979’daki Afganistan işgali de bu kapsama girer. Tüm bu durumlarda, Rusya’nın veto hakkı nedeniyle BM Güvenlik Konseyi savaşın durdurulması için müdahale edemedi. Hatta Sovyetler’in Afganistan’dan çekilme süreci (1988-1989) bile, BM Güvenlik Konseyi dışında, iki büyük güç arasında gerçekleşti. Böylece Ukrayna ve Gazze örneklerinde olduğu gibi, BM Güvenlik Konseyi yalnızca çatışmayı tartışan bir forum hâline geldi; çatışmayı azaltacak müzakereler ise Konsey dışında yürütüldü!

Tüm bu örnekler, BM Güvenlik Konseyi’nin kutuplar arasındaki çekişmeler nedeniyle göz ardı edildiğini gösteriyor. Ancak Güvenlik Konseyi’nin oybirliğiyle aldığı ama bugüne kadar uygulanmamış kararlar da var. Bunlar arasında Suriye’ye ilişkin 2011 ve 2012 kararları, Libya, Yemen ve Sudan ile ilgili kararlar sayılabilir.

Peki BM Güvenlik Konseyi ve diğer uluslararası kurum ve komisyonların acizliği karşısında çözüm ne olmalı? Mevcut ABD Başkanı’nın eylemlerini ele alırsak, bu kurumların ve insani yardım taleplerinin feshini en coşkulu şekilde destekleyenler arasında olduğunu görürüz (!). ABD, bu kurumları, komisyonları ve bildirileri 1970’lerin başına kadar kuran ülke oldu. Elbette Avrupa ülkelerinin de etkisi oldu; ardından 1960’larda üçüncü dünya ülkelerinin etkisi başladı. Küresel aydınlanma düşüncesi ve bağımsızlık hareketlerinin teşviki sayesinde, Asya ve Afrika’da onlarca devlet BM’ye üye olarak tanındı; bunların arasında 2025’te Filistin de yer aldı.

Şunu hayal edelim: Çin, ancak 1972’de BM Güvenlik Konseyi üyesi olabildi ve o zamana kadar Çin ulusunu Tayvan temsil ediyordu!

Hiç kimse BM’yi ortadan kaldırmayı ya da zayıflatmayı önermedi. Ancak bazıları Genel Kurul ile Güvenlik Konseyi arasındaki ilişkiyi değiştirmeyi düşündü. Diğerleri ise Güvenlik Konseyi'nin daimi üye sayısını artırmayı ve onlara veto yetkisi vermeyi veya vetoyu tamamen kaldırmayı ve herhangi bir karar için üçte iki çoğunluk şartı getirmeyi savundu. Son yıllarda ise bazıları, Trump’ın Filistinlilerin ABD’ye girişini engellediği dönemde, BM’nin New York’tan taşınmasını gündeme getirdi. Peki taşınma sırasında veya sonrasında oluşacak bu devasa masrafları kim karşılayabilir? Ayrıca Cenevre’deki uluslararası kurumlar hâlâ nakit sıkıntısı ve verimlilik eksikliğiyle boğuşuyor; Fransa’daki UNESCO da ABD’nin çekilmesi nedeniyle zor durumda.

Sonuç olarak, mütevazı olsa da ortaya çıkan gerçek şu: BM’nin varlığı, yokluğundan iyidir. Trump’a katlanmak zorundayız; aksi halde başka bir yerde toplanmanın imkânsızlığı nedeniyle daha büyük zararlar doğabilir!