İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Küresel düzen ve ‘orta ölçekli güçler ittifakı’

Kanada Başbakanı Mark Carney, geçtiğimiz çarşamba günü Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) yaptığı konuşmada dünyayı inkârı mümkün olmayan bir gerçekle yüzleştirdi: ABD’nin kurulmasına katkı sunduğu ve açık kurallara dayanan eski dünya düzeni sona ermiştir. Yerine ise ahlaki ya da hukuki doğrulara değil, göreli güç dengelerine dayanan bambaşka bir gerçeklik gelmiştir. Bu yeni düzende güçlü olan, işine geldiğinde kendini bağlayıcılıklardan muaf tutmakta; ticaret kuralları eşit uygulanmamakta; uluslararası hukuk ise sanığın ya da mağdurun kimliğine göre değişen derecelerde işletilmektedir.

Carney’nin sözleri, Beyaz Saray’daki mevcut başkanın Kanada’yı ilhak ederek ABD’nin elli üçüncü eyaleti haline getirme yönündeki kişisel vizyonundan ayrı düşünülemez. Nitekim Kanada toprakları üzerinde yükselen Amerikan bayrağını gösteren çizimler ile Kanada coğrafyasını da içine alacak şekilde genişletilmiş ABD haritaları bu tahayyülü beslemektedir.

Daha da önemlisi, Kanada ordusunun, olası Amerikan işgaline karşı bir model geliştirmiş olmasıdır. Bu model, Sovyet güçlerine, ardından da Amerikan işgaline direnen Afganistan’daki savaşçıların kullandığına benzer, isyan ve gerilla taktiklerine dayanmaktadır.

Carney’nin konuşmasında bizi asıl ilgilendiren nokta ise Kanada’yı bir ‘orta ölçekli güç’ olarak tanımlamasıdır. Kaderin ilginç bir cilvesi olarak, Kanada’ya bu sıfatı ilk kez yakıştıran kişi de Carney’nin uzak bir selefi olan ve 1948-1957 yılları arasında başbakanlık yapan Louis St. Laurent olmuştur.

Carney, gerçekte artık yalnızca Kanada’yı değil, dünya genelindeki pek çok orta ölçekli gücü ilgilendiren bir soruyu gündeme getirmiştir: “Mevcut küresel düzensizliğe, yüksek duvarlar inşa ederek mi uyum sağlamalıyız, yoksa daha açık ve anlamlı bir şey yapmamız mümkün mü?”

Carney’nin görüşlerini tartışmaya başlamadan önce, ‘orta ölçekli güçler’ kavramına net bir tanım getirmek gerekir. Ne eksik ne fazla: Bunlar, ABD gibi uluslararası düzeyde belirleyici büyük güçlerle, gelişmekte olan ya da henüz yükseliş aşamasındaki ülkeler arasında konumlanan devletlerdir.

Bu ülke grubunun çoğu zaman güçlü ekonomiler, ileri teknolojiler ve belirli bir siyasal nüfuz gibi yeteneklere sahip olması, onlara küresel meselelerde söz söyleme imkânı tanır. Bu nedenle özellikle kriz ve çatışma durumlarında arabuluculuk yapabilecek, uluslararası konularda iş birliğini güçlendirebilecek araçları devreye soktuklarında daha büyük güçler arasında köprü işlevi gören aktörler olarak görülürler.

Asıl sormamız gereken soru şu: Eski dünya düzeni bugün, uluslararası hatları belirsiz bir yapıdan, bu orta ölçekli güçlerin yönünü ve seyrini yeniden ayarlamada belirgin ve özgün bir rol oynadığı sisteme doğru dramatik bir dönüşüm sürecinden mi geçmektedir?

Carney, İsviçre’de düzenlenen son WEF oturumu konuşmasında, bu orta ölçekli güçleri birlikte hareket etmeye çağıran bir vizyon sahibi olarak belirdi. Ortaya koyduğu denklem ise hem çarpıcı hem de ürkütücüydü: “Eğer müzakere masasında yer almazsak, menüde yer alırız.”

Günümüzün uluslararası paradoksu şudur ki, büyük güçler sahip oldukları pazar büyüklüğü, askerî kapasiteleri ve şartlarını dayatabilecek nüfuzları sayesinde tek başlarına ilerleyebilmektedir. Bu durum, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ifadesiyle ‘zorba’ aktörlerin, yeni bir emperyalizm ya da yeni-sömürgecilik dünyası inşa etmelerine ve ‘verimsiz bir saldırganlık’ türü uygulamalarına yol açmaktadır.

Uluslararası orta ölçekli güçlere yakından bakıldığında, tüm kaotikliği ve belirsizliğine rağmen günümüz küresel gerçekliğinde kendilerine özgü bir konum işgal ettikleri rahatlıkla söylenebilir. Bunun başlıca nedeni; ön alıcı diplomasileri, güçlü ekonomileri ve ölçülü nüfuzlarıdır. Bu da onların yalnızca küresel aklın bir parçası olmakla yetinmeyip, bağımsız stratejiler geliştirerek, çok taraflı iş birliğini güçlendirerek ve küresel istikrarı yayma, karmaşık çatışmaları çözme amacıyla bu aklı belli ölçülerde şekillendirmeye çalıştıklarını göstermektedir.

Orta ölçekli güçlerin etkinliği tartışılırken, ekonomik ölçütün son derece merkezi bir yer tuttuğu açıktır. Bu ülkelerin önemli bir bölümü, yükselen güçler olarak Bretton Woods sisteminin simgelerini ve Amerikan merkezli hiyerarşiyi sorgulayabilecek, hatta rahatsız edebilecek kapasiteye sahiptir.

Öte yandan, bu yeni orta ölçekli güçler kümesi arasında güvenlik alanındaki iş birliği de yüksek bir farkındalıkla olayların yüzeyine çıkmaktadır. Özellikle küresel terörle mücadeledeki ortak bakışları dikkat çekicidir. Zira terör, günümüzde benzeri görülmemiş bir hızla, başta siber ağlar olmak üzere, dünyanın tüm kıtalarına nüfuz etmektedir.

Peki, orta ölçekli güçlerin şekillendirdiği bir dünya, büyük güçlerin tedbir alınması gereken bir risk unsuruna dönüştüğü uluslararası düzende, ‘olumlu bir bağlantısızlık’ blokunun ortaya çıkmasına mı yol açacaktır?

Venezuela’da yaşananlar, Grönland çevresinde olup bitenler, Kanada için kurgulanan senaryolar ve yakında Morityus’taki Diego Garcia’da yaşanması muhtemel gelişmeler dikkate alındığında, belki de ‘yeni bir orta ölçekli güçler ittifakının’ ortaya çıkmasının zamanı gelmiştir.