Birkaç gün önce, Kanada merkezli The Globe and Mail gazetesi, Kanada ordusunun ABD'nin Kanada topraklarına yönelik askeri işgali fikrine dayalı varsayımsal bir senaryo geliştirdiğini bildirdi.
Senaryo teorik bir kavramsal çerçevedir, çünkü hiç kimse Washington'un “demokrasiler savaşmaz” şeklindeki bilinen klasik ilkeye dayanarak Ottawa'yı askeri olarak işgal edebileceğine inanmıyor. Ancak model zaten hazır.
Kanadalılar, planın Taliban'ın hem Sovyetlere karşı ilk mücadelesinde hem de 2001 işgalinden sonra Amerikalılara karşı verdiği mücadelede kullandığı taktikleri benimsemeye dayandığını açıkladılar.
Yukarıdaki satırlar tartışmalı görünüyor ve coğrafya ve ortak tarihle organik olarak birbirine bağlı iki ülke arasındaki ilişkilerin durumu üzerine düşünmeye davet ediyor. Tartışılan soru şu: Kalıcı ve ilelebet bir kopuşun zamanı geldi mi? Başbakan Mark Carney, Davos'tan dönüşünde Kanada halkına hitaben, ekonomik ve güvenlik bağlarını çeşitlendirmek ve herkesin yararına olacak daha güçlü, daha sürdürülebilir ve bağımsız bir Kanada ekonomisi inşa etmek için ülkesinin dünya ülkeleriyle daha fazla ortaklık kurmaya yöneldiğini belirtti.
Davos'tan önce Carney, Ottawa ve Pekin arasındaki ekonomik ilişkide yeni bir dönemi başlatan önemli bir Çin ziyareti gerçekleştirdi. Ziyaretin sonuçlarından biri, Çin'den Kanada'ya ihraç edilen elektrikli araç sayısında artış olurken, aynı zamanda Çin pazarları ünlü Kanada petrol ürünlerine açıldı.
Ziyaret, ABD’de öfke uyandırdı ve Başkan Trump ile Ticaret Bakanı Howard Lutnick kendisini kınamaktan ve Ottawa'yı eleştirmekten kaçınmadılar. Zira ziyaret, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) müzakerelerinin geçen ekim ayında duraklamasından sonra yeniden başlamaya hazırlandığı bir zamana denk geldi. Duraklamanın nedeni, Trump'ın Kanada'yı ilhak etmekten bahsetmesi ve Amerika Birleşik Devletleri'nin 51. eyaleti saymasıydı.
Ottawa ve Washington arasında tırmanan tartışma yalnızca ekonomik konularla sınırlı değil, ele alınması gereken hayati soruları da kapsıyor; bunların başında da şu soru geliyor: Kanada, ABD'nin bir uydu devleti midir? Nasıl bir “dengeli devlet”e dönüşebilir? Kanada'nın bir uydu devlet olduğu söylenebilir, ancak bu bağımlılık zorlama değil; aksine, coğrafi gerçeklerin ve tarihsel etkileşimlerin doğal bir sonucu.
Kısacası, Kanada ihracatının yaklaşık yüzde 70'ni ABD’ye yapıyor ve enerjiden, otomobil, gıda ve madenlere kadar Kanada tedarik zincirleri, Amerikan ekonomisiyle yapısal olarak bütünleşmiş durumda.
Ayrıca, Kanada doları, ABD dolarının bir gölgesi olup, onunla paralel hareket ediyor ve doğrudan ABD’nin FED politikalarından etkileniyor. Kanada şirketlerine gelince, bunlar Amerikan finans sistemiyle derinden iç içe geçmiş durumda. Ama aynı zamanda “dengeli bir Kanada” kavramı, en azından kısa ve orta vadede, sayısız zorlukla karşı karşıya.
Kanada'nın gerçek bağımsızlığa ulaşması için gerçek parasal bağımsızlığa ve dünyanın geri kalanıyla derinden bütünleşmiş sağlam bir sanayi ve tarım politikasına ihtiyacı var. Ayrıca, Beyaz Saray'ın efendisinin arzu etmesi halinde uygulanacak Amerikan baskılarına direnebilmesini veya yaptırımlara dayanabilmesini sağlayacak derin bir pazar çeşitliliğine de ihtiyacı var.
Kanıtlar gösteriyor ki, ekonomik sorunları bir kenara bırakıp güvenlik sahnesine odaklanırsak, Kanada tamamen Amerikan erken uyarı ağı NORAD'a bağımlı durumda. NORAD, radarlar, uydular, komuta merkezleri, bir kontrol sistemi ve Amerikan hava savunmasıyla güçlü bir entegrasyonu içeriyor.
Bu Amerikan savunma sistemi olmadan, Kanada'nın 9,9 milyon kilometrekarelik hava sahası Arktik bölgesi için hiçbir koruma sağlayamayacak ve Doğu Asya'dan fırlatılan balistik füzelere karşı savunmasız kalacaktır. Ottawa'nın Amerikan güvenlik şemsiyesini değiştirmek için 15 ila 25 yıla, yüz milyarlarca dolara ve kurulması zor uluslararası ortaklıklara ihtiyacı olacaktır.
Peki, Carney neden Davos'ta ve daha önce Pekin'de bu şekilde hareket etti?
Büyük olasılıkla, çelişkileri manipüle etmeyi veya istismar etmeyi değil, Trump'ın Kanada'ya karşı düşmanca yaklaşımına kabul edilebilir ve makul bir yanıt olarak aktif, olumlu tarafsızlığa dayalı çok kutuplu bir dünya şekillendirmeyi amaçlayan gerçek bir Kanada vizyonu söz konusu.
Kanada iflas etmiş bir ülke değil ve Washington bunun farkında. Özellikle enerji sektöründe, teknolojide ve ABD ile dünyanın ihtiyaç duyduğu kritik kaynaklarda önemli rezervlere sahip. Ayrıca, mallarına yüzde 100 gümrük tarifesi uygulamak Amerikan pazarlarına ve tüketicilerine ciddi zarar verecektir.
Bu nedenle, Carney için en rasyonel seçenek, bağları koparmadan hesaplı bir çeşitlendirme ve doğrudan çatışmadan yumuşak bir denge kurmak; başka bir deyişle, kuralları çiğnemeden Amerikan sistemi içinde faaliyet göstermek ve marjı genişletmek gibi görünüyor.