Son zamanlarda dünya bir soru ile meşgul: Çin'in büyük duvarlarının ardında gerek siyasi gerekse ekonomik ve istihbari açıdan ve hatta belki başka açılardan neler oluyor?
Bu sorunun çıkış noktası, özellikle yakın gelecekte Çin'in küresel gücünün kaçınılmaz yükselişiyle bağlantılı birçok ileriye dönük analizle ilişkilidir. Ne var ki, Orta Krallık Ülkesi’ndeki son durum ve yaşanan olaylar birçok alarm zili çalıyor.
Askeri düzeyde, 24 Ocak'ta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordunun üst düzey komutasının tamamen tasfiye edilmesi emrini verdi. Bu emir, Savunma Bakanlığı'nın Çin'in en kıdemli generali General Cang Youşia ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Liu Cınli'nin “askeri disiplin ve hukuka yönelik ciddi ihlaller” nedeniyle soruşturma altında olduğunu açıklamasının ardından geldi. Çin rejimi genellikle yolsuzluğa atıfta bulunmak için bu terimi kullanır. Hatta Batı medyasında yayınlanan bir haberde Cang'ın ABD'ye ülkesinin nükleer sırlarını sızdırdığı belirtildi.
Bakanlığın bu kısa açıklaması, 1989'da Tiananmen Meydanı’nda protestoların bastırılmasından bu yana Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) komutasını sarsan en büyük siyasi depremi gizliyordu. Bu açıklama ayrıca PLA'nın tüm kademelerini kapsayan ve bir üst düzey subay hariç tüm subayların ihracıyla sonuçlanan Başkan Şi Cinping'in son tasfiye hamlesinin doruk noktasını temsil ediyordu.
Bu askeri deprem etrafındaki sorular çok ve Çin'de farklı bir gerçekliğe kapıyı aralıyor. Bunların başında şu soru geliyor: Yaşananlar gerçekten bir sürpriz miydi, yoksa iktidardaki Çin Komünist Partisi'nin siyasi liderliği içinde organize edilen ve karşı reform olarak adlandırılabileceğimiz bir hareketlilik mi söz konusu? 14 Mart 2013'te başlayan Şi Cinping başkanlığı göz önüne alındığında, Çin'de Mao Zedong'a atfen Maoist olarak adlandırılan bir ruhun yerleştiği kesin bir şekilde söylenebilir. Bunun en iyi kanıtı, yeniden dolaşıma sokulan geçmiş sloganlar, özellikle de “Denizde gemiyi kaptan yürütür” sloganıdır. Bu, Kültür Devrimi'nin temel sloganlarından biriydi ve başkanı övmek için şarkılarda, konuşmalarda ve posterlerde kullanılıyordu.
Şi Cinping, kendisini Çinli komünist politikacı, stratejist ve devrimci Mao Zedong'un nesnel eşdeğeri olarak mı görüyor?
Her iki adamın da çok önemli zamanlarda yönetime geldikleri kesin olarak söylenebilir. İlki Soğuk Savaş'ın ilk dönemlerine tanık oldu ve Doğu ile Batı blokları arasındaki çatışmayı yaşadı. İkincisi ise şimdi Çin'i küresel bir dönüşüm ve uluslararası çok taraflılığa yeni bir perspektif arayışı döneminde yönetiyor. Bu, her ikisinin de büyük zorluklar ve sınamalar döneminde başa geldikleri anlamına geliyor.
Mao, deneyimi bugünü etkilemeye devam etse de geçmişin bir figürü haline geldi; Şi Cinping'in geleceği konusu ise önce Çin halkını, sonra da tüm dünyayı meşgul ediyor gibi görünüyor.
Mart 2023'te Çin Ulusal Halk Kongresi, tarihi ve emsalsiz bir adım ile Şi Cinping'i üçüncü bir dönem için Çin Cumhurbaşkanı olarak seçti. Bu durum, Mao'dan bu yana Çin'deki en güçlü lider olarak konumunu sağlamlaştırdı ve onlarca yıllık barışçıl iktidar geçişlerine son verdi.
Üçüncü dönemi ise 2027'de sona eriyor, dolayısıyla gözlemciler şunu sorguluyor: Çin ordusundaki tasfiye, 72 yaşındaki Şi için yeni bir başkanlık döneminin habercisi mi?
Virginia'daki George Mason Üniversitesi'nden Amerikalı araştırmacı Liam Childers, Şi yönetimindeki Çin'in, halef sorunu çözülmüş gibi davrandığını düşünüyor. Ancak ona göre durum böyle değil. Çin Komünist Partisi konuyu kamuoyu önünde görmezden gelmeyi seçse bile, perde arkasında parti kadroları zamanın hızla geçtiğinin farkında.
Küresel gündem ve tartışmalardaki bir diğer soru ise Şi'nin bir dönem daha iktidarda kalmasının Batı'da endişe yaratıp yaratmayacağı, Çin'in küresellik sonrası alanlardaki ve süreçlerdeki artan etkisine dair kaygıları körükleyip körüklemediği ve hatta belki de ABD'nin tek kutuplu dünya düzenini tehdit edip etmediğidir.
Şüphesiz ki, bazıları Şi Cinping'in daha uzun yıllar iktidarda kalmasını otoriter gücün pekişmesi olarak görüyor, fakat Batı'nın onlarla başarılı bir şekilde ilişki kurmasının ardından (gizlice de olsa) liberal bir yaklaşıma yönelen birçok Çinli elit bunu reddediyor.
Ancak “arabanın geriye doğru gittiğini” ve Çin Komünist Partisi'nin tarihin akışına ters hareket ettiğini düşünenler de var. Şi'nin otoriterliğini, anlaşmazlık, yolsuzluk, ekonomik durgunluk ve demografik çöküş sahnelerinde ortaya çıkmaya devam eden ulusal zayıflık biçimlerinin bir yansıması olarak görüyorlar.
Çin'in içinde bulunduğu ruh hali, yakından izlenmesi gereken gerçek bir kriz mi? Er ya da geç, Çin gemisi, huzursuz dünyanın diğer gemileri gibi, gerçekliğin ezici dalgalarıyla yüzleşecektir.