Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

O halde savaş mı?!

Bu yazının yazıldığı ana kadar, savaş-barış denkleminde denge, ABD ve onunla birlikte İsrail'in İran ile bir ölüm kalım savaşına girişeceği yönünde ağır basıyordu. Axios'un elde ettiği ve tüm medya kuruluşlarının dayandığı bilgilere ilave olarak tüm göstergeler savaşa işaret ediyordu. Bu göstergelerin birincisi, gerek Arap Denizi'nde gerekse Hürmüz Boğazı'ndaki güç gösterisi veya söylemlerin belirleyici bir anın şartlarıyla domine edilmesidir. İkincisi, Tahran'ın uranyum zenginleştirme konusunda verdiği tavizlere rağmen, Cenevre'deki ABD-İran müzakerelerinin başarısızlığı için anın olgunlaşmış gibi görünmesidir. Bu tavizler arasında zenginleştirmenin yıllarca askıya alınması ve ardından Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması çerçevesinde zenginleştirmeye izin verilmesi de vardı. Dahası, İran kimi zaman petrol ve nadir toprak elementleri ile ilgili trilyon dolarlık teşvikler de sunuyordu. Üçüncüsü, İran'ın tahkimat ve askeri yığınak yoluyla hazırlıkları, savaşa hazır olduğunu gösteriyordu. Benzer şekilde İsrail de savaşa hazırlıklı olduğunu, keza ABD, haziran ayındaki 12 günlük savaştan farklı olarak, birkaç hafta sürecek bir askeri harekata hazır olduğunu gösterdi.

Bir yanda ABD ve İsrail, diğer yanda İran arasındaki güç dengesi, savaşın erken bir şekilde sonuçlanacağı yönünde ağır basıyordu. Bu senaryo, Amerika Birleşik Devletleri'nin deniz üslerini kullanarak İran'ı bombalayıp yıkıma neden olmasını, öncelikle silahlı kuvvetlerini ve İran Devrim Muhafızlarını hedef almasını, ardından füze rampalarının ve uranyum zenginleştirme tesislerinin bulunması muhtemel olduğu bölgelere saldırılar düzenlemesini içeriyordu. Senaryo bu şekilde açık ve net görünse de çeşitli nedenlerden dolayı birçok zayıflığı barındırıyor. Birincisi, buna göre Amerikan-İsrail algısı, İran'ın kısa süren Haziran savaşından hiçbir şey öğrenmediğine ve Trump'ın “şiddetli” olarak tanımladığı saldırılara maruz kalacak olan İran'ın insan ve malzeme kapasitelerine sızma açısından istihbaratın halen aynı güce sahip olduğuna dayanmaktadır. Bu senaryoyu olası kılan, binlerce kurbanı olan baskının, birçok İranlı grup arasında nefret ve intikam arzusunu beslediği İran iç cephesinde, İran rejimine karşı geniş çaplı protestoların neden olduğu algılanan zayıflıktır. İran'ı bu şekilde ele almak iki şeyi göz ardı ediyor; birincisi, İran, siyasi rejimin ideolojik doğasını destekleyen bir tür ulusal hizalanmayı gerektiren, milliyetçi devlet özelliklerine, derinden kök salmış medeniyete sahip bir devlettir. İkincisi, iktidardaki siyasi elit, ABD'nin Taliban rejimini devirmeyi başarmasına rağmen yirmi yıl sonra Taliban’ın tekrar iktidara döndüğü Afganistan örneğiyle benzerlik gösteren birçok özelliğe sahiptir. Üçüncüsü ki bu İranlıların da aklından geçmiş olmalı, ABD İkinci Dünya Savaşı'ndan beri hiçbir savaşı kazanmadı. Kore Savaşı Kore'nin bölünmesiyle bitti. Vietnam Savaşı, Washington'un müttefikleri Saigon'daki Amerikan büyükelçiliğinin çatısından kaçarken, Güney Vietnam'ın komünist Kuzey tarafından ilhak edilmesiyle sonuçlandı.

Savaşın sonucu, bilhassa olayın üzerinden sadece birkaç ay geçmiş olmasına rağmen, ABD ve müttefiki İsrail'in 12 günlük savaşı tekrarlayabilecek kapasitede olup olmamasına bağlı olacaktır. Zira bu savaş, Şii müttefiklerinin Tahran'a yardıma koşması ve Afganistan'dan Sünni güçlerin gelmesiyle bölgesel bir patlamaya yol açabilir. Bu bölgesel yangın veya patlama, Washington üzerinde önemli bir bölgesel baskı yaratacaktır. Orada ise ABD'yi yeniden büyük yapmayı hedefleyen MAGA hareketi var ve “sonsuz” gibi görünen bir savaş bunu imkansız kılacaktır. Burada, savaşın süresi İranlı stratejistler için kilit önem taşıyacaktır. 92 milyon İranlı ve toplam 2 milyon kilometrekarelik toprağıyla İran liderliği de Vietnam'daki komünistlerin veya Afganistan'daki İslamcıların sahip olmadığı yeteneklere sahiptir. Her halükarda, İran, İran Devrimi'nin zaferinden bu yana 45 yılı aşkın süredir devrimci endüstriler ve genişlemelerle birlikte geliştirdiği devrimci yeteneklerinin boyutunu gösterecek ciddi bir sınavla karşı karşıya kalacaktır. Bunlar arasında hem havadan hem de denizden fırlatılan ve tamamı Amerikan uçak gemilerini hedef alacak füzeler ve insansız hava araçları yer alıyor.

Bir sonraki savaş yalnızca ABD, İsrail, İran ve müttefiklerinin meselesi olmayacak; alevleri ve dumanı tüm Ortadoğu'yu saracaktır. Mısır, Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Türkiye'nin savaşı önleme girişimleri Maskat ve Cenevre'de müzakerelerin önünü açtı. Ancak sonuç, İran'ın ideolojileri ve müttefikleri ile eli kolu bağlanmış, ABD'nin de İsrail'in kriz yorumuna daha yakın olduğu bir gerçekten kurtulamadı.