İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Vatikan ve Ramazan’ın gölgesinde oruç tutmak

Maddiyat ve tüketimin hızla öne çıktığı bir dünyada oruç ve ibadet ayı Ramazan insanlığa ruhani gerçekleri hatırlatıyor. Bu gerçekler, çağdaş akımların ötesine yükselerek insan ruhunu besliyor; oruç, bedenin baskısına ve nefsin arzularının tahakkümüne karşı bir iman direnci eylemi oluyor.

Oruç, her mezhepten ve inançtan müminleri bir araya getiriyor. Bizi bencil benliğimizin çemberinden çıkarıp başkalarını gözetmeye yönlendiriyor; gönüllü açlık, böylece varoluşsal bir dönüşümün başlangıcı oluyor.

Birkaç gün önce, Vatikan’ın her zaman olduğu gibi güncel tutumunu yansıtarak, Dinlerarası Diyalog Dairesi, Papa XIV. Leo’nun mührüyle ilk mesajını yayınladı. Mesaj, İslam dünyasına, evrenin dört bir yanındaki Müslümanlara yönelikti.

Bu yıl kutsal ay, Paskalya öncesi Büyük Oruç dönemiyle eş zamanlı olarak yaşanıyor; bu durum, diyaloğa sağlam bir köprü kurarken, pek çok duvarı da ortadan kaldırıyor.

Mesaj, Dinlerarası Diyalog Dairesi Başkanı Kardinal George Jacob aracılığıyla iletildi. Kardinal, Katolik Kilisesi’nin Müslümanlara tebriklerini sundu ve ‘Bir tek Allah’a, diri ve ezeli olan, merhametli ve kudretli, göklerin ve yerin yaratıcısı’ inancına sahip olanlara selamlarını iletti. Bu değerli ifade, 1965 yılında II. Vatikan Konsili tarafından yayımlanan Nostra Aetate belgesinden alınmış olup, Hristiyan dünyasının İslam ve Müslümanlarla ilişkilerinde büyük bir açılım olarak kabul edilmektedir.

Kardinal George Jacob konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Bu yıl, ilahi bir lütufla, takvimlerin yakınlaşması sayesinde, Hristiyanlar sizlerle aynı anda Büyük Oruç dönemini yaşıyor. Bu yoğun ruhani süreç boyunca hepimiz Tanrı’nın iradesini daha derin bir sadakatle izlemeye çalışıyoruz. Bu ortak yolculuk, bize insan zaafımızı kabul etme ve kalplerimizi ağırlaştıran sınavlarla yüzleşme imkânı veriyor.”

Dinlerarası Diyalog Dairesi’nin mesajı, adeta çağdaş dünyamızı saran maddiyat düzenine meydan okuyan bir çığlık gibi görünüyor. Günümüz dünyasında, benlik tapınması ve insanın kibri, insanlığı yeniden savaş ve kanlı çatışmalara sürüklüyor; bunun bedelini ise yoksullar ve dünya emekçileri ödüyor.

Mesajın sahibi, içinde bulunduğumuz çağın krizini ‘bilgilerin, anlatıların ve çelişkili bakış açılarının birbirine karıştığı bulanık zamanlar’ olarak tanımlıyor. Bu durum, hem duygusal hem de günlük yaşamımızı zorlaştırıyor ve bizi şu soruyu sormaya itiyor: Nasıl ilerleyebiliriz?

Özellikle de ruhun alanlarının bedenin gölgesinde daraldığı bir dünyada cevap kolay görünmüyor. İşte Ramazan orucu ve Büyük Oruç’un önemi burada belirginleşiyor: Bu oruçlar, deneyimle tecelliyi, sınavla özgürlüğü birleştiren bir eşleşme sunuyor; bizim bu yabancı topraklarda yaşadığımız varoluşta rehberlik ediyor.

Mesaj, özellikle evrensel acının merkezine dokunuyor. Umutsuzluk veya şiddetle başa çıkmaya çalışan karar vericilerin peşine düşmesi, yaralı bir dünyada umutsuzluğun doğal bir yanıt gibi görünmesine yol açıyor; bu sırada şiddet, sabrı aşan bir kestirme yol gibi algılanabiliyor. Oysa her ikisi de inananlar için kabul edilebilir bir yol değil. Gerçek mümin, gözünü görünmeyen ışığa, yani yalnızca kudretli, merhametli ve adil olan Allah’a diker. Tüm gücüyle, emirler ve öğretiler doğrultusunda yaşamaya çalışır; çünkü ancak onlarda gerçek umut ve her insanın kalbinin özlediği barış vardır.

Ramazan ayında beden, bir kötülük olarak görülmez; aksine bir emanet olarak kabul edilir. Oruç, bedeni yok saymak değil, ona disiplin kazandırmaktır. Bu bir bakıma önceliklerin yeniden düzenlenmesidir; insan, biyolojik veya ruhsal ihtiyaçlarının kölesi olmaktan çıkar ve ruhani değerlerin en yüksek düzeyine yükselir.

Bu yılki mesaj, Müslümanlar ve Hristiyanlar ile iyi niyetli tüm insanlar için yaşamda yeni yollar keşfetme ve ufuklar açma çağrısı niteliği taşıyor. Peki, bunu nasıl başarabiliriz?

İşte burada Ramazan ruhaniyeti kendini gösteriyor: Oruç sadece bireysel bir ibadet değil; aynı zamanda dünyamızın maddi sıkıntıları içinde toplumsal dayanışma çağrısıdır.

Bu, dua ile beslenen, oruçla arınan ve zekâtla övülen bir yaratıcılık sayesinde mümkün oluyor. Oruç, fakirin açlığını hissetmeyi ve mahrum kalanların kırılganlığını anlamayı sağlıyor; bu da hem ruhu temizliyor hem de bilinci berraklaştırıyor.

Mesaj, Papa XIV. Leo’nun papalık dönemi başlar başlamaz ilan ettiği hoşgörü ve diyalog arzusunu yansıtıyor; dünya genelinde kardeşçe diyalog, barış ve uyumun köklerini derinleştirme niyetini taşıyor; nefrete ve savaşlara karşı bir alternatif sunuyor.

Mesaj, Ramazan ve Büyük Oruç’un ortak zamanının, içten bir dönüşüm fırsatı olmasını ve yenilenmiş bir dünyanın kapısını açmasını diliyor. Böylece savaşın silahları, barışın cesaretine yer bırakıyor.