Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

İran’ın ekonomik toparlanma fırsatı

“İran bir anlaşma yapmazsa, Diego Garcia Üssü’nü kullanırız.” Bu sözler, ABD Başkanı Donald Trump’a ait; 12 günlük savaş sırasında İran’ın nükleer reaktörlerini vuran bombardıman uçaklarının havalandığı üsse atıfta bulunuyor.

Trump’ın Diego Garcia Üssü’nü kullanma tehdidine İran’dan yanıt gecikmedi: “İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı bir askeri saldırı olursa, kesin ve orantılı bir şekilde karşılık veririz. Bu düşmanca açıklamalar sadece boş laflar değil; aksine, bölge için yıkıcı sonuçlar doğurabilecek gerçek bir askeri tehdit oluşturuyor ve uluslararası barış ve güvenlik için ciddi bir tehlike teşkil ediyor.”

Diğer yandan Abbas Arakçi, iki tarafın ‘bir dizi yol gösterici ilke üzerinde anlaştığını’ ve ‘anlaşmaya varma yolunun başladığını’ belirtse de tarafların hâlâ bir anlaşmaya ulaşmaktan uzak olduklarını vurguladı.

Diego Garcia Üssü, B-2 ve diğer stratejik bombardıman uçakları ile hayalet uçaklar için bir kalkış noktası olmasının yanı sıra, ABD deniz ve hava filoları arasında istihbarat ve koordinasyon rolü de üstleniyor. Ancak, ABD’nin benzeri görülmemiş bir askeri seferberliğine ve ordunun Trump’a saldırıya hazır olduğunu açıklamasına rağmen, tereddütler gözle görülür durumda. Özellikle Trump, saldırının başarısız olmasından çekiniyor; zira İran, küçük bir coğrafya değil, geniş bir ülke. Üstelik İran’ın başlıca nükleer silah taşıyıcıları yerine, intihar tekneleriyle uçak gemisi USS Abraham Lincoln’e saldırabilecek basit bir nükleer bomba geliştirme olasılığı endişe yaratıyor. Hatta İran’ın hipersonik füzeler edinmesi durumunda savaşta belirleyici bir fark yaratabileceği, bunun yanı sıra Çin ve Rusya’nın İran’ı stratejik bir müttefik olarak gördüğü de hesaba katılıyor.

Buna karşılık, siyasi realizm İran’daki liderleri gerçekleri okumaya ve dünyadaki büyük değişimleri, güç bloklarının haritasını ve konumlanmalarını, ayrıca büyük güçlerin bölge haritasını kendi nüfuz ve çıkarlarına uygun şekilde yeniden çizmeye yönelik girişimlerini göz önünde bulundurmaya zorluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Amerikalı gazetelerin mevcut ve eski yetkililere dayandırdığı haberlerine göre İran’a geniş çaplı bir askeri saldırı başlatmaya hazır. Bu sırada Pentagon, Ortadoğu’da geri adım atmayacağını kesin biçimde gösteren büyük bir güç yığınağı oluşturmuş durumda; USS Gerald R. Ford uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemilerinin bölgeye varışı bunu pekiştiriyor. Ancak diğer yandan, bu devasa askeri hazırlığa rağmen, ABD’nin baş müzakerecisinin kendisi, “İran’da rejim değişikliği kabul edilemez” ifadesini kullandı. Bu, özellikle İran’da rejim değişikliğini zorla gerçekleştirme girişimlerine karşı artan dirençle örtüşüyor. Zira ABD’nin geçmişte yürüttüğü rejim değişikliği deneyimleri felaketle sonuçlanmış, kaosa, milislerin ve silahların yayılmasına yol açmıştı. Bu durumda, coğrafi ve nüfus açısından büyük bir ülke olan İran’da benzer bir girişim ne kadar yıkıcı olur, düşünmek bile ürkütücü.

İran, birden fazla milliyetten insanın yaşadığı ve birden fazla dilin konuşulduğu bir ülke; dahası, siyasi sistemin çöküşünü veya değişimini fırsat bilen başka gruplar da var ve bunlar kendi taleplerini ve varlıklarını, kaos pahasına da olsa ilan etmeye hazırlar. Bu nedenle, nükleer silahlardan arındırılmış birleşik bir İran’ı kabul etmek, siyasi sistemi zorla değiştirmekten çok daha güvenli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Eski Başkan George W. Bush’un da belirttiği gibi, “Nükleer silahlardan arındırılmış İran rejimi kabul edilebilir.” Dolayısıyla, Washington ile Tahran arasındaki bu ihtilafın barışçıl yollarla çözülmesi, tüm bölge için en iyisi olur.

İran, rejimin türü ne olursa olsun, Müslüman bir ülke olarak Arap Müslüman coğrafyasının içinde yer alıyor ve bölgede sanayi ve ticaret dönüşümünü tetikleyecek bir lokomotif görevi görebilir. Bunun için bölgenin sosyal ve siyasi gerçekliğine uymayan ve bunun yerine tüm bölgeye zarar verecek kaos ve parçalanmaya neden olan ‘devrimci’ bir yaklaşımın dayatılması ve ihracından uzak durmalıdır.

Bu nedenle, artık İran’ın geçmişi geride bırakıp kalkınma, ilerleme ve refaha yönelmesinin zamanı geldi. Ülke bunu yapabilecek tüm kaynaklara sahip: Sadece önemli bir petrol ülkesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda geniş coğrafyasında su ve mineral kaynakları, yüksek kaliteli gıda sanayisi ve göz alıcı turistik alanlar barındırıyor. İran, halkına dönmeli, bu trajediyi ve acıyı sona erdirmeli ve tüm bölge için ekonomik bir itici güç olmalı.