Yıldızlara danışma ve kristal küreler çağından günümüzdeki büyük araştırma merkezlerine kadar, insanlığın geleceği öngörmeye çalışma ve önümüzde ne olduğunu tahmin etme tutkusu devam ediyor.
Bu yılın başında, 1961 yılında kurulan ve başkent Washington'da bulunan köklü, kâr amacı gütmeyen araştırma kurumu Atlantik Konseyi'nin bir parçası olan Scowcroft Strateji Merkezi, jeopolitik uzmanlar aracılığıyla, önümüzdeki on yıl içinde dünyanın sınırlarına, çehresine ve karakteristik özelliklerine dair bir yaklaşım sunmaya çalıştı.
Düzenlenen ankete dünyanın dört bir yanındaki 72 ülkeden yaklaşık 447 kişi katıldı. Çarpıcı ve belki de endişe verici olan husus, ankete katılanların yüzde 63'ünün dünyanın 2036’da şimdikinden daha kötü durumda olacağına inanması ve sadece yüzde 37'sinin bunun tam aksini düşünmesiydi.
Anketin ele aldığı en önemli konular nelerdi?
Bunlar şüphesiz ki günümüz dünyasını meşgul eden konulardı; bunların başında da insan benzeri yapay zekâ geliyor. Birçok rasyonel insan, sunduğu modern kolaylıklara rağmen, bu yapay zekâyı insanlığın geleceği için önemli bir potansiyel tehdit olarak görüyor.
Eski Beyaz Saray teknoloji danışmanı uzman Tess DeBlanc-Knowles, özellikle bu elektronik zihinlerin on yıl içinde insan benzeri yeteneklere sahip olabileceği endişesi göz önüne alındığında, genel yapay zekâ yolunda doğru yönde ilerleyip ilerlemediğimizi bilmediğimizi düşünüyor.
Katılımcılara sorulan bir sonraki geleneksel soru ise şuydu: Bu konuda dünyaya kim liderlik edecek?
Çin uzmanı Dexter Tiff Roberts'a göre ankete katılanların çoğu, Çin'in ekonomik olarak Amerika Birleşik Devletleri'ni geçeceğine inanıyor.
Katılımcıların çoğu Amerika Birleşik Devletleri'nin 2036'da küresel olarak hegemon güç olacağına inanmıyor; sadece yüzde 7'si böyle olacağını düşünüyor, çoğunluk ise Çin'in küresel olarak hegemon güç olacağı eğiliminde.
Çin hakkında konuşmak, Washington ve Pekin arasında, özellikle de Tayvan konusunda, kaçınılmaz olarak askeri çatışmaya yol açabilecek bir yara açmak veya tuzak kurmak gibi.
Ankete katılanların yüzde 70’i, Çin'in önümüzdeki on yıl içinde Tayvan'ı zorla geri almaya çalışacağına inanıyor; bu oran geçen yıl yüzde 65, iki yıl önce ise yüzde 50 idi. Bu da senaryonun gerçekleşme olasılığının arttığını gösteriyor.
Tahminler arasında en endişe verici olanı, Tayvan meselesinin Pasifik'te çok sayıda çatışmaya yol açabileceği ve potansiyel olarak küresel bir barut fıçısını ateşleyebileceği tahminiydi.
Katılımcılara şu da soruldu: NATO'nun akıbeti ne olacak? Son zamanlarda karşılaştığı çeşitli zorluklar ve baskılar karşısında dirençli kalabilecek mi?
Başkan George W. Bush döneminde Avrupa ve NATO Politikalarından Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev yapmış askeri uzman Ian Brzezinski'ye göre, NATO Washington olmadan işlev göremez.
Ankete katılanların neredeyse yarısı (yüzde 44), NATO'nun 2036 yılına kadar aynı kalmayacağına inanıyor. Radikal bir değişim bekleyen bu grubun yarısı (yüzde 51), yeniden yapılandırılmış NATO'nun mevcut ittifaktan daha az etkili olacağını düşünüyor.
Bu bulgu, ABD'nin gelecekte NATO'daki beklenen rolüyle bağlantılı olabilir. Ankete katılanların önemli bir yüzdesi (yüzde 39), ABD'nin, ittifakın kuruluşundan bu yana oynadığı kilit ve lider rolünü 2036 yılına kadar korumasını beklemiyor.
Ankette katılanlara sorulması kaçınılmaz konulardan biri de beşinci yılına giren Rusya-Ukrayna çatışmasının geleceğiydi.
Katılımcılar, savaşın büyük ölçüde Rusya lehine sonuçlanacağına ve donmuş bir çatışmaya dönüşeceğine kesin bir şekilde inanıyor.
Bu noktada, Amerikalı diplomat ve Rusya uzmanı John Hirst, Moskova ve Kiev arasında kalıcı barışa giden tek yolun, Putin'e baskı uygulamak olduğunu savunuyor.
Anket, Rusya'nın ikincil bir güç haline geleceğini öngörse de ona göre bu durum Ukrayna'da oluşturduğu tehdidi kesinlikle azaltmıyor.
Anket, nükleer silahların yayılması, su savaşları, kritik eşikleri aşan küresel ısınma ve iklim alanında azalan iş birliği ile dolu bir dünya konusunda uyarıda bulunuyor.
Aynı zamanda, uzmanlar uluslararası kurumların durumunun kötüleşmesi, küresel demokrasinin genel olarak zayıflaması, doların dünyanın tercih edilen para birimi olmayı sürdürmesi, kripto paraların yükselişi ve gelişmekte olan ülkelerin gelecek hakkındaki süregelen endişeleri konusunda da bizi uyarıyor.
Önümüzdeki on yılda acı çeken insanlığımızı nasıl bir dünya bekliyor?